Faydacılık (Utilitarianism), Liberalizm in ve onun iktisadi faaliyetlerde tezahürü demek olan Kapitalizm in ahlâki temelini oluştursun diye J.S. Mill (1806-1873) tarafından kurgulanmış bir öğretidir. Bir diğer deyişle Faydacılık esas aldığı ahlâkî kavramının işlerlik kazanmasını sağlamak bakımından Liberalizm i ve Kapitalizm i zorunlu bir vargı gibi öngörmüştür. Tarihçi ve iktisatçı olan babası James Mill (1773-1836), oğul Mill i özel eğitim ile yetiştirirken, onun böyle bir rol üstlenmesini adeta istemiştir. Fayda (utility) kavramı, işlevsel bakımdan iktisadî alanla öncelikli olarak ilintilidir. Ayrıca nicel olanla ilişkilendirilmesi daha kolay ve mantıklıdır. Mill, fayda kavramını J. Bentham (1748-1832) in haz (bedone) ilkesi temelinde geliştirmeye çalışacaktır. Bentham ahlâki iyi yi mutluluk olarak tanımlarken, mutluluğun aslında haz dan başka bir şey olmadığını ileri sürerek, böylece mutluluğu (eudaemonia) haz ile özdeşleştirecektir. Sonuçta ahlakî iyi faydalı olandır.

Felsefi arkaplanına bakıldığında, bütün bu kavram ve ilkelerin köklerini Sokrates e, hatta maddeci-atomcu Demokritos a kadar sürmek mümkündür. Ancak Sokrates ahlâkında "fayda" belirleyici değil, pratik olarak nitelenen bir yan bir özelliktir. Demokritos ise, oldukça farklı bir düzlemde bir toplumsal mutluluğun bireylerin artan oranda ihtiyaçlarının karşılanması şeklinde tanımlanabileceğini, biraz muğlak tarzda dile getirir.

Sokrates in erdem-mutluluk denklemindeki faydalı olanı, bütünüyle duyuma, eşdeyişle duygulara bağlayarak hazzı (hedone) merkeze alan Kyrene li Aristippos olacaktır. Haz, eşittir zevk  veren, bir başka deyişle faydalı olan, zevk eşittir mutluluktur. Ancak duyum ya da duyguların niteliği, üzerinde durulan başat belirleyici olacaktır. O da ancak doğal halindeki istem ve akıcılığı temelinde kavranılmayı zorunlu kılar. Bunun örneğini çocuk ve hayvanın davranışlarında etkin olan ve içgüdü olarak nitelenen olguda buluruz. Çocuk açıktığında ağlar, yani acı duyar, açlığın, acıyı, yani elem vereni gidermek için içgüdüsel hareket ederek  duyumu, zevki, yani hazzı sağlamaya yönelir. Hayvan da susadığında nehre koşar, çünkü susuzluğun doğurduğu acının içeceği suyla ortadan kaldırılabileceği güdüsü belirleyicidir.

Yöntem, kavramlar, üslup, kullanılan bilgiler ve örnekler farklılık gösterse bile, son çözümlemede faydacılık, ahlakî iyi yi faydaya getirip bağlamaktadır. Fayda, nasıl bize haz olarak dönerse, zararlı olan da faydanın karşıtı olarak bildiğimiz acıya dönüşür. Fayda sağlayanın elde edilmesi, yapılması, gerçekleştirilmesi için önleyici her türden engelin ortadan kaldırılması, faydanın öznesi olanın, yani bireyin duygu, düşünce ve eyleminde tam ve mutlak bağımsız, özgür olması olmazsa olmaz önşarttır. Bir bireyin fayda değer ve yargısı, onun imkân, güç ve yeteneğine bağlıdır, öyle olması da gerekir. Toplum ya da üstün otorite olarak devlet bireyin fayda değer ve yargısını, onun yerine geçerek, onun adına belirlemeye çalışmamalıdır. Kaldı ki, bunu bilmesi, öngörmesi de düşünülemez.

Faydaysa, sonuçta hazdır. Özel tanımlamayla zevk veren şeydir. Zevk veren, haz doğuran, fayda sağlayan bir davranış mutluluğu getirir.Zaten insan yeryüzündeki hayatında mutluluktan başka bir şey arayamayacağına göre, mutlu olma ahlâken iyi olmanın içkinidir.

Sözgelimi ticari faaliyette bulunan bir kimsenin davranışının yöneldiği amaç, sonuçta kâr elde etmektir. Bir diğer söyleyişle ticarethanesini büyütmek, geliştirmek, daha fazla mal satmak, daha fazla gelir elde etmek vb. olacağına göre, bu kimsenin niyetiyle birlikte davranışı da kendiliğinden iyi dir. Öyleyse iyi, fayda sağlayan, fayda haz verendir, haz veren mutluluğu gerçekleştirendir.

Kabaca özetlediğimiz faydacı ahlâk öğretisinde birey, fayda, iyi, erdem, haz, mutluluk vb.  bağlandığı öznenin physikhesi, ruhsal dünyası salt bir veri olarak alınır gözükse de, aslında ileri sürülen kavramların değiştirdiği ve belirlediği bir şey olmanın ötesinde, fazlaca açık değildir. Genel olarak birey in, bir anlamda insanın özüyle karanlık diyebileceğimiz ilişkinin tezahürü olan bencilliği, kendiliğinden duruma göre biçimlenen bir şey şeklinde algılanıyor olmasıdır. Nitekim kapitalzm in uygulamalarına bakıldığında bireyin bencilliğinin nasıl bir belirleyiciliğe dönüştüğünü gözlemlemek mümkündür. Uzağa gitmeyi gerek yok. Halen yaşanılmaya başlanılan finansal krizin, temelinde bireyin bencilliğinin nasıl hoyratça, saldırganca, yabanıllıkla, hinoğlu hinlikle devindiğini herhalde farketmek zor olmamalıdır. Bunu örtmeye yönelik açıklamalar, yorumlar, irdelemeler ve değerlendirmeler, işte birey bencilliğinin, yani faydacılığın bir diğer yansımasıdır.