Her fırsatta bazı çevreler "Dini istismar edemezsiniz" diyerek toplumun çok önemli bir kesimini ahlaksızlıkla suçluyorlar. Çünkü, sadece dini alanda değil her alanda istismar ahlaksızlıktır. Halbuki bu çevreler dönüp bir de kendilerine baksalar ahlaksızlığı yanlış yerde aradıklarını anlayacaklardır. İstismar her alanda söz konusu olabilir. Söz gelimi iyi niyetin istismarı, ideolojilerin istismarı, kısacası hayatın her alanında istismarcılar vardır. Ancak, istismarın nerede başlayıp nerede bittiğini doğru tespit etmek gerekir. Çoğu zaman istismarcıları tespit etmek de mümkün olmaz. Çünkü, istismar demek aynı zamanda ikiyüzlülüktür. Bir başka ifade ile içi başka dışı başka demektir. Olaya dini açıdan bakıldığında bu tiplere münafık demek de mümkündür. Yani inanmadığı halde birtakım çıkarları için inanıyormuş görünmek, münafıklıktır. Günümüzde dinle bağları zayıf olanlar buna istismar diyorlarsa ortaya ideolojik bir mücadelenin tarifi yapılmamış kavramların arkasına saklanarak yapılması çıkar ki ak ile karayı biribirine toplum olarak karıştırmış oluruz.

Kısacası diyebiliriz ki ister dini açıdan ister ideolojiler açısından kişi ya da kişileri istismarcılıkla suçlamak sanıldığı kadar kolay değildir. Hele meseleye bir de dini açıdan bakıldığında gerçekten inanan ve inancını yaşamaya çalışan insanlar istismarcı olarak takdim ediliyorsa yapılan iş iftira olur, sahtekarlık olur. Bir insan inandığını söylüyor ve inancı davranışlarına yansıyorsa bu sebeple istismarcı denemez. Taki aksi ispat edilene ya da ortaya çıkana kadar.

İnancı çok zayıf ya da inançsız olan bir kişi caminin önüne dikilip çıkanları istismarcı olarak nitelendiriyorsa istismar değil, istismar kelimesinin arkasına sığınanlar var demektir. Ve bu kişinin sağlıklı bir ruh yapısına sahip olmadığı düşünüllebilir. Aslında ülkemizde kimse kimseyi inanmaya ya da  kendisi gibi inanmaya ve düşünmeye zorlamıyor. Ancak, bazı kesimler nedense din denince, dince kutsal sayılan birtakım değerlere sahip çıkıldığında ayağa fırlayıp hemen "Din istismar edilemez" diye çığlık atmaya başlıyorlar. Elbette din istismar edilemez ve gerçekten inanan hiç kimse de dini istismar etmeyi düşünemez bile.

Ne yapalım yani. Bazıları dinden ve ibadetlerden rahatsız oluyor diye inancımızdan vaz mı geçelim İstenen bu mudur Eğer bu isteniyorsa bilinmelidir ki boşuna uğraşılıyor. Bu toplumu inancından uzaklaştırmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Kaldı ki, bu toplumu yüzyıllar boyu ayakta tutan ve bugünlere taşıyan değerlerin içinde dinin çok büyük bir yeri vardır. Kökeni Türk olup da bugün Türklüğünü unutmuş olan bazı milletlerin dinlerini terkettikleri için Türklüklerinden uzaklaştıkları açıkça görülür.

Batı ile yarışır hale gelmenin, ilerlemenin yolu toplumumuzun inancından vazgeçmesi değildir. Böyle olduğunu düşünenler yanılgı ve sapkınlık içindedirler.

Bu noktada işin içine devletin bazı kurumları ve bu kurumların yetkili makamlarında bulunanların da girmesi ister istemez toplumun birbirini anlamasını zorlaştırıyor. Söz gelimi "Dinsel taleplerle istismar etmeden ilgilenilsin" denen Yüksek Mahkeme gerekçesini nasıl yorumlamak gerekir .. Bir siyasi iktidar dinle ilgilenirken ne yaparsa istismar etmiş ne yaparsa etmemiş olur Söz gelimi bir öğrenci inancı gereği başını örtmek istiyor ve siyasi iktidar da bu hususta nasıl isteniyorsa öyle davranılsın diyor ve yasal düzenlemeye gidiyorsa bu siyasi iktidarın dini itismar ettiğine neye bakarak karar verilebilir

Kısacası istismar nedir ne değildir Bu soruların toplumda ortak kabul gören tariflerinin yapılması gerekiyor. Bu yapılmadan siyasi partilerin ya da kişilerin istismarcılıkla suçlanması toplumda ciddi yaralar açar/açıyor da. Aslında devlet organlarının kişisel istismarlarla pek ilgilendiği yok. Denebilir ki ülkemizde kişisel istismar serbest.

Laiklikte olduğu gibi dini istismar iddialarının da bir tarife kavuşturulması gerekiyor. Bu tarif yapılmadığı sürece bir takım kişiler kendi tercihlerini birtakım kavramların arkasına gizlenerek topluma dayatmalarını sürdüreceklerdir. Bu ise hukuk devleti olma özlemlerimizi ileri tarihlere atıyor. İnsan hak ve özgürlükleri devletin yetkili noktalarında bulunanların kişisel anlayışlarına göre iptal edilebiliyor ya da kısıtlanabiliyor. Bunun için ve hiçbir kurumun kendisini Meclisin üzerinde görmemesini sağlayabilmek adına yeni bir anayasaya acilen ihtiyaç vardır. Öylesine ihtiyaç vardır ki ekmek ve sudan daha da önemlidir.