Kolay olduğu halde yapmadıklarımızın farkına varalım.

Ciğerlerinize bayram yaptıran nefesinizi hiç düşündünüz mü?

Burnunuzu yaratan Allah celle celalühün size yeni nefesinizi burnunuzun önüne kadar getirdiğini, akciğer pompasının otomatik olarak o yeni nefesi alıp eskiyi dışarı verdiğini hiç hatırınızdan geçirdiniz ve O’na şükrettiniz mi?

Hayat gibi, tabiat gibi, kendimize hayat veren yelin, gıda veren güneşin, gönül açan renklerin, sakinleştirme ve coşturma özelliği olan tabiata kendimizi uyduruversek, ten de, can da, kan da, hayatımız da huzur içerisinde olacak.

Rabbimizin koyduğu tabiat kanunlarına uyduğumuzun yarısı kadar Rabbimizin hayat kanunlarına uyuversek ve bu konuda O’nun gönderdiği elçisini Muhammed aleyhisselamı örnek alıversek hayatımız daha özel ve güzel olur.

Önce kendimizden başlayalım.

Rabbimiz, bize yol gösteriyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

“Ey iman edenler, kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun (ateşin) üzerinde kaba ve güçlü melekler vardır. Allah'ın onlara emrettiklerine karşı gelmezler ve emredilenleri yaparlar” (Tahrim süresi ayet 66/6) ayetine kulak verelim.

Önce kendimizden, sonra ailemizden, sonra akrabalarımızdan, sonra arkadaşlarımızdan sonra komşularımızdan, köyümüzden, şehrimizden ve bütün insanlıktan gücümüz oranında sorumluyuz.

Mesela akşam saatlerce, “Ne olacak bu dünyanın hali” konusunda tartışma yapan sağcı ve solcu programcıları takip edip, kendine yakın olanı destekleyip, uzak olanı tenkit ederken kendini hasta edeceğine, eşin ve çocuklarınla sohbet yapsanız olmaz mı?

Sevgili Peygamberimize ilk ayetler nazil olduğunda o beş ayeti o gün Sevgili Peygamberimiz, değerli eşi Hazreti Hatice’ye okumuş ve o konuyu aralarında istişare etmişler.

Bunu birçok hocamız bilirler.

İzmir’den Hakkâri’ye kadar bütün imamlara yaptığım salon sohbetlerinde bu olayı hatırlattıktan sonra soruyordum:

“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gönderdiği hutbeyi, Cuma günü okumadan önce, Perşembe akşamı eşine ve çocuklarına okuyan imamlar el kaldırsın” dediğimde, birkaç elden başka çoğunluk el kaldırmadı.

Eğer okusalardı, konuyu kendi aralarında istişare etselerdi, her hafta dönüşümlü olarak okuyan değişseydi, daha iyi anlarlar, hoca efendi de Cuma günü çok daha iyi okurdu hutbeyi.

Eş ve çocukları bir senede elli iki ayet ve elli iki hadis öğrenmiş olacaklardı.

On yıldır bunu yapanlar, kendisi, eşi ve çocukları 520 ayet ve hadisin içeriğini anlamış olurlardı.

On yıldır, sağcı ve solcu katılımcıların, “Ne olacak bu durum” tartışmalarından ne kazandığınızı düşünmeyin, geriye bakmayın ve bugünden itibaren aklımızı, beynimizi, kalbimizi, gönlümüzü yaratanın ayetlerini ve o ayet ve hadisleri bize söz ve hareketleriyle açıklayıveren hadisleri okumaya başlayıverelim ve öğrendiğimizi uygulayalım.

İmamlara yine sordum, şimdi bu soru bu yazıyı okuyanlara:

“Sen yapıyor musun” derseniz, “Evet ben haftada bir 25 kadar oğullarım ve torunlarımla bir araya gelmeye dikkat ediyorum.

Sevgili Peygamberimize:

وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ

“En yakın akrabalarını uyar” (Şuara süresi ayet 26/214)

Ayeti inince, hemen akrabalarını evinde yemeğe davet etmiş ve yemek sonrası, “La ilahe illallah/Allah’tan başka yaratan, yaşatan, yöneten, donatan yoktur” deyin kurtulun” demiş ve amcası Ebu Leheb itiraz etmiştir.

Bu konuyu biliyorsunuz, peki akrabalarınızı baba, anne, amca, hala, dayı, teyze ve çocuklarını evinizde, bir lokantada veya bir piknikte yemeğe davet ettiniz mi?” diye sorduğumda yine cevap çok cılız.

Önce kendimizi düzeltelim.