Çok değerli mümin kardeşlerim; hepimiz yarın toprağın altına girdiğimizde, yani bu dünyadan göç ettiğimizde, mümin olarak gitmek, sırat köprüsünü kolay geçenlerden olmak, amelleri tartılırken sevabı fazla olanlardan olmak ve Allah’ın cennetlerinde bir yer sahibi olmak için yaşıyoruz. Rabbim hepimize bu güzel sonucu lütfeylesin, kolay eylesin.

Namazı bunun için kılıyoruz, orucu bunun için tutuyoruz, zekâtı bunun için veriyoruz, Kur’an’ı bunun için okuyoruz, hacca bunun için gidiyoruz. Anamıza babamıza hizmet etmeye bunun için gayret ediyoruz. Yani çok büyük bir hedefimiz var: Allah’ın rızasını kazanmak ve cennetine girenlerden olmak.

HAYATIN EN BÜYÜK HEDEFİ: AHİRET KAZANCI

Değerli kardeşlerim, bizim asıl hedefimiz Allah’ın rızasını kazanmak ve cennete girebilmektir. “Ya Rabbi hepimize bunu nasip eyle ki, en büyük kazanç budur.”

Şeytan ise bizim sonu cennet olan bu hedefe gitmememizi istiyor. Kendisinin ateşte ebedi kalacağı gibi, bizi de oraya sürüklemek istiyor. Yani imanımızı kaybederek ölmemizi istiyor. Mümin şeytanın düşmanıdır, şeytan da müminin düşmanıdır. Aralarında net bir fark olmalıdır.

Şeytan çoğu insanı aldatır. Eğer doğrudan “gel benimle cehennemde kal” diyemiyorsa, insanı küçük günahlarla o yola sürükler: “Biraz hata yap, sonra telafi edersin” diyerek insanı yavaş yavaş kaydırır.

ŞEYTANIN TUZAĞI VE İHLASIN KORUNMASI

Değerli kardeşlerim, asıl gayemiz kendimiz olmalıdır. İmanımız, ibadetimiz ve ahlakımız bizim kurtuluşumuz için vardır. Hoca da konuşurken, ders verirken, öğretirken şunu hedeflemelidir: “Allah’ın rızasını kazanmak ve cennete girebilmek.”

Ama çok tehlikeli bir yaklaşım vardır: Kişinin sürekli başkalarını düzeltmeye odaklanıp kendisini ihmal etmesi. “Bizde problem yok, onlar düzelmeli” mantığı şeytanın projesine hizmet eder.

Bazıları ibadet düzeni kurup kendisini güvende görür, başkalarının günahlarını konuşur ama kendi günahlarını düşünmez. Eğer insan kendi günahlarını değil de sürekli başkalarının hatalarını düşünüyorsa, ihlas tehlikeye girmiş demektir.

DİNİN FELSEFESİ DEĞİL, DİNİN YAŞANMASI

Kardeşlerim, din üzerinden sadece konuşmak, felsefe yapmak, edebiyat üretmek büyük bir yanılgıdır. “İslam şöyledir, böyledir” demek tek başına kurtuluş değildir. Kurtuluş, İslam’ı yaşamaktır.

Din adına çok konuşup hayatında uygulamayan kişi, kıyamet günü boş ellerle kalabilir. “Din felsefesi yapmak dindarlık değildir.”

Her insanın en temel görevi kendisini cehennemden kurtarmaktır. Sonra çoluk çocuğu, sonra yakın çevresi, sonra ümmet gelir. Ama önce insan kendisini kurtarmalıdır.

GERÇEK DİNDARLIK VE ÖRNEK OLMAK

Ashab-ı kiram ve selef-i salihin önce kendilerini düzeltmişlerdir. Onların gayesi önce cehenneme girmemekti. Bu gayret, doğal olarak başkalarına da örnek olmayı getirmiştir.

Bir Müslüman gerçekten güzel yaşarsa, zaten konuşmasına gerek kalmaz; insanlar onun halinden etkilenir. Tıpkı bir çiçeğin “beni sevin” demeden kokusuyla sevilmesi gibi…

Biz de gül gibi olmalıyız. Güzelliğimiz sözle değil, hâlimizle ortaya çıkmalıdır.

SONUÇ: YAŞAMAK VE ÖRNEK OLMAK

Değerli kardeşlerim, dinin özü yaşamaktır. Sadece anlatmak değil, yaşamak esastır. “Dini ne kadar güzel anlatırsan değil, ne kadar güzel yaşarsan Allah katında o kadar değerlisin.”

Elbette anlatmak da bir görevdir; fakat insan kendi eksikliğiyle başkasına yol göstermeye çalışırsa bu, büyük bir eksiklik olur.

Allahu Teala, hepimize en güzel Müslümanlıkları yaşamayı nasip etsin.

Allah’a emanet olun.

Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh.