Bu satırların yazılmasına, Milliyetçi Hareket Partisi, Medya, İletişim ve Dijital Mecralardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın İsmail Özdemir’in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım vesile oldu.
İsmail Bey’e en azından bu kadarını yaptığı için ya da yapabildiği için teşekkür etmek gerek.
Aslında ne İsmail Özdemir Bey’in tespitleri ne de bizim bu satırlarda dile getireceğimiz gerçekler nihayetinde bir derde derman olmayacak bunun da bilincindeyiz ama birilerinin de tarihe not düşmesi gerek.
Onu yapma gayretindeyiz.
Peki bizlere ilham veren o paylaşımda İsmail Özdemir Bey neler diyor?
Özet olarak; ülkemizdeki basın sektörünün yabancı menşeli ve küresel ölçekli bazı sosyal medya firmalarının kıskacında zor zamanlardan geçtiğini…
Medya dünyasındaki çalışanların durumlarının hiç de iyi olmadığını.
Sektörün gittikçe daraldığını, küçüldüğünü.
Mesleğin saygınlığını yitirdiğini.
Sektörün içerisinden geçtiği zor zamanları aşarak, ülkemizin yayıncılık ve basın mesleği anlamında küresel rekabette tutunabilmesi için mutlaka reklâm faaliyetlerinin kanuni düzenleme ile yeniden ele alınması gerektiğini.
Yabancı kaynaklara yönelen reklâm kaynakları yasal düzenleme ile Türk medyasına sunulmadıkça, ne yazık ki basın ve yayın kuruluşlarımızla beraber basın camiasından geçimini temin eden vatandaşlarımızın yaşadığı sorunların büyümesi tehlikesinin bulunduğunu…
Bu sebeple reklâm faaliyetlerinin kapsamının yeniden değerlendirilerek, yabancı sosyal medya kuruluşlarına ayrılan bütçelerin sınırlandırılmasının zorunlu hale geldiğini…
İsmail Özdemir Bey’in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımın hemen hiçbir satırına itirazımız yok.
Özetin de özeti İsmail Bey diyor ki; kamu reklâmlarını adaletli dağıtalım medya sektörüne dadanan yabancı sermayenin önünü keselim.
Evet, bu bir milli güvenlik sorunu!
Zira ülkemiz medya sektöründe iki büyük gövde var.
Birincisini iktidar tarafından çeyrek asırdır devlet imkânlarıyla, reklâm kanallarıyla beslenen ve semirtilen bir kesim oluşturuyor…
Bunlar öylesine semirdiler ki artık azgınlaştılar, hadsizleştiler…
Gün ola harman ola deyip bu bahsi kapatalım.
Diğer bir kesim ise ya da mide kaldıran kesim ise Avrupa kıtasından gelen kaynaklar ile semirtildi.
Hakkı olan kamu reklâmlarını alamayan ve Avrupa kıtasından gönderilen haram lokmayı da asla midesi kabul etmeyecek olan kesimin temsilcisi olarak da Millî Gazete var.
Gelelim içinde bulunduğumuz durumun bizlerin penceresinden görünüşüne.
12 Eylül darbesinin yaşandığı günlerde buralarda yoktuk…
Yaşımız da müsait değildi.
Ancak 28 Şubat’ın karanlık günlerini Millî Gazete çatısı altında yaşadık.
Elbette büyük sıkıntılar atlatıldı.
Hukuksuzluklar, vicdansızlıklar ve gayri ahlaki davranışlara muhatap olundu.
Yani hiçbir dönemde işler güllük gülistanlık olmadı.
Ama inanın böylesi günler de hiç yaşanmadı.
Abartmıyoruz hiçbir dönemde bu denli aralıksız bir şekildi bu kuruma ağır ambargolar uygulanmadı.
Kimisi işgüzarlık telaşıyla…
Kimisi üst katlara yaranma çabasıyla…
Kimisi kanının bozulması neticesinde…
Yaptılar birtakım icraatlar.
Peki Millî Gazete ne mi yaptı?
Her dönem, her gün doğru bildiği sözleri sarf etti.
Durduğu yeri değiştirmedi, değiştirmeyecek de.
Bazen düşünüyoruz da cennetmekân Erbakan Hoca’mız da tıpkı Millî Gazete gibi ömrünün sonuna kadar hemen hiçbir gün rahat bırakılmadı.
Kimseye yaranmak için, yanlamak için eğilip bükülmedi.
Zaten Millî Gazete’nin mayasını da hocamız elleriyle buluşturdu bu topraklarla.
Başta da dedik, ne İsmail Özdemir Bey’in çağrış ne de bizim bu satırlarda dile getirdiğimiz çarpıklıklar kolay kolay düzelmedi, düzelmez.
Pekâlâ; günün sonunda size bir sır verelim mi?
Millî Gazete, sizlerin destek ve duaları, yoğun gayretler neticesinde bugün birçok medya kuruluşundan çok daha güçlü yoluna devam ediyor.
Allah bilir ama…
Yaşayan görür.
Asırlar sonra da bu topraklarda Millî Gazete ve temsil ettiği değerler var olacaktır ama bu haksızlıklara imza atanların akıbeti meçhul olur…
