Her türden rezaletin fazilet sayıldığı Avrupa Birliği aşkına çıkarılan yasalar maalesef son kale olan aile yuvamızı ta temelinden sarsmaktadır. Özellikle İstanbul’da imzalandığı için maalesef İstanbul Sözleşmesi olarak da adlandırılan kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ile ilgili 2014 yılında yürürlüğe giren yasa aileyi tamamen yok etme yasasıdır. Bu yasa ile babanın aile üzerindeki otoritesi tamamen yok edilirken kadın adeta dokunulmaz kılınmış kutsallaştırılmıştır. Kadın ve çocuklar ev içinde adeta isyana teşvik edilmektedir. Artık baba ahlaksızlıklarına göz yummak istemediği çocuğuna kızarak bir tokat atsa altı ay hapis yatmaktadır.
Bu konuda çokça eleştiri yapılmasına rağmen maalesef yetkililer tarafından kulak ardı edilmektedir. Mevcut yönetim kendi hatalarını tamir etme yolunda bir adım dahi atmama noktasında direnmektedir. Şu anki iktidarın aile politikalarını idare edenler nazarında maalesef ev kadınının hiçbir değeri yoktur. Bir taraftan ev kadını türlü teşviklerle ev dışında çalışmaya özendirilirken bir taraftan da kocasıyla çatışması için cesaretlendirilmekte ve özendirilmektedir.
“Günümüzde ev kadını olmak, ev işleriyle uğraşmak ve çocuklarının bakım ve terbiyesiyle meşgul olmak nerede ise angarya bir iş olarak kabul edilmektedir. Hâlbuki Müslüman kadın bir ev kadınıdır. Batılıların ev kadınını ‘çalışmıyor’ ya da ‘işsiz’ ifadeleriyle tanımlamaları ise son derece gülünçtür. Bu, Batılıların yaptıkları maksatlı bir demagojidir. Çünkü onlar, kadının evdeki meşguliyetini çalışma olarak kabul etmiyorlar. Ev dışında çalışmayan kadını da işsiz kabul ediyorlar ve şöyle diyorlar: Toplumun yarısı nasıl olur da çalışmadan atıl kalabilir?” (Hâlid Ahmed Şentût, İslam’da Kız Çocuklarının Eğitimi)
Şu anda en mütedeyyin insanlar bile gelinlik çağındaki kızlarına iyi bir koca bulup evlendirme telaşı yerine iyi bir iş bulma konusunda yarış yarış halindedirler. Sebebi sorulunca da gayet normal bir şekilde, “Kendi ayakları üzerinde dursun, kocasının yanında boynu eğik olmasın” diyorlar. Yani daha kızlarını evlendirmeden boşanma sonrası için planlar yapıyorlar. Niyetler bozuk olduğu için maalesef baba evinden çıkan her iki kızdan biri bu gün tekrar geri dönüyor. Bunun son bulması ancak bu yanlış anlayışın ve meydan okuyuşun ortadan kalkmasıyla mümkün olur.
Ailede mutluluk formülünün ne olduğunu anlamak için sizlere sahabe hanımlarından Esma binti Hârice’nin evlenecek olan kızına söylediği şu sözleri nakletmem yeterli olacaktır. Hz. Esma (r.a.) koca evine yollamak üzere olduğu kızına şöyle nasihat ediyor:
“Kızım, bu zamana kadar yaşadığın evinden, hayat sürdüğün yuvandan ayrılıyor, tanımadığın bir adama, bu zamana kadar bir dostluğunun olmadığı bir kimseye gidiyorsun. Sen ona cariye ol ki o da sana köle olsun. Sen ona sakin bir yer ol ki o da sana gölgeleyici bir gök olsun. Kanaatkâr, itaatkâr ve edepli ol.
Kanaatkâr ol. Kocan tarafından getirilen yiyecek veya giyilecek her şeyi memnuniyetle kabul et. Çünkü kanaat, kalbi huzura kavuşturur.
Söylenenleri iyi dinle ve itaat et. Kocana itiraz etme. Onunla kaynaşmaya gayret göster. Bu hareketin aynı zamanda Allah’ın rızasını da kazanmanı da sağlar.
Kocanın görmesi muhtemel her yere itina ve ihtimam göster. Gözüne çirkin bir şeyin ilişmesinden sakın. Evini temiz tut. Şunu bil ki temizlik ve letafet suyla olur. Suyu iyi kullan, suyun temiz olmasına dikkat et.
Eşinin yemek ve uyku saatine dikkat et. Yemeğini, âdeti nasılsa ona göre hazırla. Vaktinde uyuması için işlerini zamanında bitir. Çünkü açlık insanı kızdırır, uykusuzluk öfkelendirir.
Evinin mallarını ve eşyasını iyi koru. Çünkü bu senin iyi iş bildiğini gösterir. Eşinin yakınlarına iyi davran. Bu senin idareciliğini gösterir.
Kocanın sırlarını hiç kimseye söyleme. Eğer sırlarını yayacak olursan, sana darılır. Vefasızlık etmeyeceğinden bile emin olamazsın. Eşine hürmet et. Sözlerinin aksini söyleyerek ona karşı gelme. Eğer karşı gelirsen, kızıp öfkelenmesine, hatta düşmanca hareket etmesine sebep olursun. Eşinin üzüntülü ve kederli zamanlarında neşeli görünme. Onun üzüntüsünü paylaş. Neşeliyse neşeli ol.
Kızım! Kocana ne kadar hürmet ve saygı duyarsan o da seni o oranda sever ve ikramda bulunur.”