Tolstoy, “İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır, başkalarının acısını duyabiliyorsa insandır” der ve insanın tıpkı yemek içmek gibi dayanışmaya ve paylaşıma ihtiyacının olduğunu vurgular.  Hattı zatında sahip olduğu kültür ne olursa olsun, her insan fıtratında İslam’ın çekirdeğini barındırır. Yani ötekinin acısını anlamak ve yardımına koşmak insanın genetik kodlarında mevcut.

Ötekini anlayabilmek onunla hemhal olmak İslam kültüründe, adalet, şefkat, merhamet gibi insanlığın şubelerinden biri olarak görülmüştür. Şeyh Şirazi, “Ey başkalarının acısıyla kaygılanmayan sana insan demek yakışık almaz” der ve kültürümüzün bir parçası olan yardımlaşmaya vurgu yapar, “hemhâl olmayı” insanın asli özelliklerinden biri olarak değerlendirir.

Kendilerini insanlık ailesinin bir parçası olarak gören büyüklerimiz, paylaşımı sadece maddiyet ekseninde algılamadılar, aksine Allahın bahşettiği maddi ve manevi bütün imkânları diğerleri ile paylaşarak insanlık ailesinin bütünlüğünü korumayı başardılar. Onların kalpleri o kadar duyarlıydı ki, kıtalar ötesinden yükselen bir çocuğun sesini işitebilir ve ona ulaşabilmek için bütün imkânlarını seferber ederlerdi. Bugün bırakın az öteden yükselen çığlıkları komşu komşunun, evlat anne babasının sesini işitemiyor. Kalabalıklar içinde yaşayan yalnız ve kopuk bireyler haline geldik ne acı değil mi?

İnsan kavramına yüklediğimiz anlam değişti… Oysa insan olmak büyük mevkilere yükselmek değildir. İnsan olmak akademik alanda büyük başarılara imza atmak da değildir. İnsan olmak devasa mülke,  hatırı sayılır servetlere sahip olmak da değildir. İnsan olmak iman, ihlas, sevgi, paylaşım, adalet, şefkat, sabır, haya, empati gibi değerlere sahip olmak ve bu değerlerin şemsiyesi altında yaşayabilmektir.

İslam kültüründeki karşılığı hemhal olmak olan empati kavramı bu gün belli çevrelerin ticari bir meta haline getirdiği bir kavram haline gelmiştir. Sorunlarınızla başa çıkamaz hale geldiğinizde bir terapistin kapısını çalıyor derdinizi anlatıyorsunuz, bu kişi ödediğiniz paraya karşılık olarak sizin halini anlıyor ve yol göstermeye çalışıyor. Allahın bahşettiği anlayabilme, hemhal olma istidadının ticari bir metaya dönüşmesi ne garip değil mi?

KORKMAYIN ŞIMARMAZLAR

Bazı anneler, “Çocuklarımıza sevgimizi ifade edersek şımarabilirler, bu konuda ne yapabiliriz” diye soruyorlar. Resulullah sevdiği kişiyi Allah için seven kimsenin, imanın tadını alacağını belirterek iman-sevgi ilişkisine dikkat çeker. Hele hele sevgi gösterdiğimiz kişi çocuklarımız ise bunu ifade etmekten kaçınmamız için hiçbir sebep yok. Yapılan araştırmalar, sevildiğini hisseden ve anne baba ile yakınlık kurabilen çocukların ferdi ve sosyal yaşamlarında daha başarılı ve daha aktif olduklarını gösteriyor.

Enes Bin Malik Resulullahla bir adam arasında geçen şu hadiseyi nakleder:

Peygamberin yanında iken oradan birisi geçti. Adam: “Ey Allah’ın Resulü, ben bu adamı seviyorum” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) de ona, “Bunu ona söyledin mi?” diye sordu. Adam hayır cevabını verdi. Hz. Peygamber, “Git ona söyle” buyurdu. Bunun üzerine adam o kimsenin yanına gitti ve “Ben seni Allah için seviyorum” dedi. Öteki adam da, “Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin” cevabını verdi.

Resûlullah (s.a.v.) sevginin yerleşmesi, yayılması ve toplumsal bir sinerjiye dönüşmesi için tanışıp kaynaşmanın ve selâmı yaygınlaştırmanın gerekliliği üzerinde durmuştur. O nedenle bizler insanlarla ya da yakınlarımızla ilişkilerimizde hurafelerden değil, Resullulahın sünnetinden beslenmeli ve onun sesine kulak vermeliyiz.