23 Temmuz 2015 Perşembe günü Timaşkafe’de değerli dostum Erol Mermer merhumun İstanbul’da tanıdığı saygın arkadaşları bir anma günü tertip etmişler.

Katıldım. Katıldığıma da çok sevindim. İstanbul gibi güzel insanların yaşadığı şehirde, Erol merhumun derlediği değerli insanları görmek beni çok memnun etti.

Hepsi, çalışkanlığını, güler yüzlülüğünü, az konuşmasını, çok iş yapmasını, herkese karşı iyi niyetli olduğunu, karamsar ve kötümser olmadığını... anlattılar.

Sonunda benim de onun arkadaşı olduğumu anladıkları için mikrofonu bana verdiler.

Ben de onlara “Ben, Erol’u, oğlundan, değerli eşinden ve hepinizden önce tanıdım. Nikâhını da ben kıyıverdim.

Karaman’da imam iken her gün ikindi namazı sonrası Aktekke Camii’nin doğusundaki kahvehanede lise öğrencilerine dini sohbetler yaparken, öğrenciler karate, boks, tekvando gibi sporlardan birini de yapmak isteklerinde ısrarcı oldular.

O günler, sağ-sol kavgalarının zirvede olduğu günler. Sağda ve solda da ayrı dernekler kurulmuş. Onlardan birinde ders versem diğer dernek üyeleri gelmeyeceğinden kahvehaneyi seçtim. Kavgayla sonuç alınamayacağını bildiğim için isteklerini kulak ardı ediveriyordum ama ısrarlar üzerine Necati hocayla beraber Konya’ya gittik ve Milli Türk Talebe Birliği Başkanından bir sporcu istedik başkan spor kulübünden istedi üç tane sporcu geldi.

Üçünü de tanımıyoruz ama ikisi “Kavga mı var abi” havasında girdi içeri. Erol ise gülümseyen yüzle girdi.

İşte aradığımız adam bu dedik ve onu Karaman’a ikna ettik.

Karaman Lisesi’ne kaydı yapıldı ve Tekvando sporu da başladı ama Karaman lisesindeki kavgalar da gülen yüz sayesinde duruverdi.

Erol da ikindi üzeri derslere devam etmeye başladı.

(İkindi üzeri derslerini, o derslere katılan daha sonra Anadolu Ajansı Genel Müdür Muavini olan değerli dostum Ahmet Tek bir makalesinde anlatmış. 2008’de yayınlanan o makaleyi yarın yine bu sütunlarda yayınlayacağım.)

Lise bittikten, evlendikten sonra o da ben de İstanbul’a geldik.

Birlikte İstanbul’u gezdik, ağzımız kapalı, gözlerimiz açık olarak.

Dostluğumuz ve derslerimiz burada da devam etti.

Bir vuruşta devirebileceği hiç bir adama o iki elini vurmadan, gülümseyen çehresiyle istediğine ulaşmasını bilmiştir.

Kendisi anlattı: “Bir gün eve geldim, bir delikanlı yukardan aşağı bütün katların kapı önündeki ayakkabıları çuvala doldurmuş en alttakini doldururken suçüstü yakaladım.

“Seni dövmeyeceğim, zarar vermeyeceğim, gel benim evde seninle çay içelim” dedim ve içeri aldım.

Korkusu ve heyecanı bir bardak çayla yatıştıktan sonra bu yolun yol olmadığını anlattım, ayakkabılardan o gün alacağı parayı cebine koydum ve bir daha bu işi yapmayacağına dair söz aldıktan sonra gönderdim” demişti.

İki kişi arasında da iki devlet arasında da halen savaşı durdurmak için gülen yüz, bal gibi söz, iyi niyet kokan göz, geçerlidir

Az konuşurdu. Yatsı namazından sabah namazına kadar oturduğumuz olurdu ve ondan bir iki cümle çıkardı ama gecenin şah cümlesi olurdu.

22 Aralık 2012 günü öğle namazı sonrası Mehmet Akif merhumun 85 yaşındaki torunu Ferda Argon’un cenaze namazı kılınacağını öğrenince Fatih Camii yakınında oturan Erol kardeşime telefon edip Fatih Camii’nde buluşalım dedim.

Öğle namazdan sonra cenaze namazını kıldık.

İki saftık.

Namazdan sonra ben “Eğer bu tabutta yatan filanın torunu olsaydı caminin avlusu dolar taşardı” deyince Erol da “Bu iki saf adamın duası kadar, o kalabalık arasında makbul dua olmazdı” diye cevap verdi.