Sayın Başbakan, ABD-İran gerilimine faydası olur düşüncesiyle Bush tan randevu istemiş.
Bu girişimin başarı şansı var mı, yok mu üzerinde durmak gerek.
Bizce başarı şansı yoktur. Zirâ Irak işgalindeki hezimetinden dolayı Bush un morali çok bozuk. Stres içinde. Üstelik ABD seçmeni indinde kredisi % 30 oranına düşmüş. Bush, yıkılan güreşten doymaz misâli, hıncını İran dan çıkarmak, bir ölçüde ABD ve Dünya kamuoyunda bir nisbi başarı elde etmek için çareler arıyor.
Bush karakterinde olanlar, daha fazla kan dökmeyi başarılı olmakla bir tuttukları için, biçimine getirip İran ı mutlaka cezalandırmak isterler.
Korkarız ki, yapılacak bu temasta Bush, eskiden olduğu gibi, Erdoğan a karşı "at pazarlığı üslubuyla konuşacak..." 1 Mart tezkeresi gerilimi yaşanırken, eski dışişleri bakanımıza karşı da her türlü siyasi nezaket kurallarını çiğneyerek;
"Irak a karşı ne kadar bomba atılmasına yardımcı olursanız, size o kadar dolar veririz" meâlinde sözler sarfediyorlardı.
Bugünkü durum dahi bu derece gergin ve elverişsiz iken, Erdoğan ABD ye gidecek de ne faydası olacak Bırakınız faydayı, hazır bulmuşken, Bush, Türkiye den daha fazla tâviz koparmak için fırsatı ganimet bilecek. Meselâ İran a karşı bizim, daha sert ve acımasız ABD nin çok daha lehine bir politika izlememizi isteyecek.
ZatenAKP iktidarı, bir vesile bulup, Türk kamuoyu önünde İran ı kabahatli çıkarmak için kendisini zorluyor. Bütün dünyanın nefretini kazanmış olan Bush un yanında olmak veya yanında görünmek gibi bir büyük günahı kamufle etmenin sıkıntısını çekiyor.
Bütün bunları niçin yazıyorum Erdoğan- Bush randevusunun, bizim kamuoyumuz nezdinde de faydadan ziyade zarar getireceğini vurgulamak için.
Bu mülakatı önerenler Sayın Başbakanı uyararak onu, olmayacak duaya amin demek kabilinden boşa kürek çektirecek bu girişimden vazgeçirmelidirler.
Aksi halde, Erdoğan ın ABD mâcerâsı, Nasreddin Hoca merhumun fillerin tahribatından Akşehir halkını kurtarmak için, Timur un karargahına kadar gitmesi olayına benzeyecektir.
Bilindiği gibi Akşehir halkı Hoca efendiye gelerek:
Hoca, Timur senin ahbabın, amma Akşehir e bir fil getirmiş, bostanlarımızı çiğniyor, evlerimizi yıkıyor, kuyularımızı dolduruyor. Ne olur hep birlikte Timur un karargahına gidelim. Sen bizim sözcülüğümüzü yap, bu fili buradan defetsin, diyorlar.
Hoca efendi de hay hay olur diyor, halkın önüne düşüyor. Velâkin karargaha yaklaşırken, kalabalıktan birer ikişer, üçer kişilik çözülmeler başlıyor. Çünkü Timur un şerrinden korkuyorlar.Kimi annem hastalandı, kimi taşradan yolcum geldi, kimi hoca sen zâten bu iş için yetersin de artarsın diyerek, sonunda Hoca efendi tek başına çadıra girmiş oluyor. Meğer Timur aksilik bu ya o gün çok öfkeli imiş. Hoca efendiyi azarlar gibi karşılamış. Hoca bakmış ki durum vahim, hemen sözü çevirmiş: Efendim ziyaretimin sebebi, Akşehir e bir fil daha gönderilmesidir diyerek sözünü değiştirmiş.
Sanıyoruz ki, en doğru davranış, filleri ikiye üçe çıkartmaktan vazgeçip haklının yanında yer almaktır.