"Benden sonra tufan" diyen benciller, tufana davet çıkarırlar ve kendileri de boğulurlar. "Beni sokmayan yılan bin yaşasın" diyenler hep yılanlara yem olmuşlar.

Yukarılara yükselenlerin ayağından tutarak çekenler, kendi benliklerine bağlanıp kendi bataklıklarında yok olup gidenlerdirler. Arapçasından Türkçe ye de geçen "Enaniyyet" kelimesinin aslı "Enaiyyet"tir. Enaiyyet ile Enayi arasında da benzerlik vardır. Bu Enaniyyet/Benlik hastalığına tutulan insanlar için Esad Muhlis Paşa, akıllı adam enaniyyet davasına kalkmaz. Çünkü akıllı adam bilir ki, herkesin altında da bin çeşit insan var, üstünde de bin çeşit insan var anlamında şöyle diyor:

"Lâfı davayı enaniyyet ne layık akıla

Herkesin alemde bin ma fevkı bin ma duni var"

Bu enailerden biri "Kur an daki bazı ayetler benim aklıma sığmıyor" diyor.

Şimdi ne yapalım

Kıyamete kadar gelecek insanların sorunlarının içinde çözümü olan bu ayetleri yontarak bu enainin aklına göre küçültelim mi Yoksa bunu enailik hastalığından kurtarmak için aklının bağını çözüp gönlünü mü genişletelim En doğrusu bu, yani gönlümüzü ve aklımız kapatan benlik putunu kırmaktır.

"Ben bu makamdan gidersem bu vatan batar" diyenler, "Ben olmazsam bu daire düzelmez" havasına girenler, "Bunların yaptığına da hizmet denirse ." diyerek yapılanları hafife alanlar aslında kendilerinin hiçliğini anlatırlar. Çünkü Hz Adem den beri bu dünya onlarsız devam ediyor. İslam a hizmet, Hz. Adem den beri gelmiş ve kıyamete kadar da devam edecek.

Bizim benlerimiz, eğer bu insanlık yolculuğunda zerre kadar bir hayır katkısında bulunursa benliğini bu dünyada cehalet cehenneminden kurtarmış olur, ahirette cehennemden korunmuş olur.

İnsan, basiretini köreltmek için ipek böceğinin kendi hapishanesini yine kendisi ördüğü gibi benlik, servet, şöhret ve şehvet liflerinden gözlerine perde örermiş.

Nesimi, yar yolunda ikiliğin perde olduğunu, benlik perdesini yırtmadan yari göremeyeceğini ifade için şöyle der:

"Dilberin yolunda ey salik ikilik perdedir.

Menliği ref etmeyince aradan gitmez hicap"

Çalmak, çırpmak, her işten aslan payını almak, keseri kendine doğru yontmak, yanan yürekleri gördüğünde yüreği yanacağı yerde yürek yangınlarında sigarasını tutuşturmayı düşünmek "benlik" putuyla eşyayı kapatanların işidir. Rabbimiz onları Kur an-ı Kerimi nde  "Müstekbir", "İstikbar" kelimeleriyle ifade etmiştir. Onlar Kur an ı dinleseler bile anlamazlar. Çünkü mideleri harama,  dilleri yalana alışmış.

Pisliğe alışan sineğin gül kokusundan nefret ettiği gibi Kur an dan uzak dururlar. Yasin suresinin 46 ncı ayetinde kafirlerin kendilerine gelen her ayetten yüz çevirdiklerini ifade eder.

Yalnız yüz çevirmekle kalmazlar  "Bu Kur an ı dinlemeyin ve okunurken gürültü çıkarın ki belki galip gelirsiniz" derler. (Fussilet 26)

Mekkeli müşrikler okunmasını ve dinlenmesini engellemek için ellerinden geleni geri koymamışlar. Sonuç:  Ülkeleri ellerinden gitmiş.  Tarih ve siret kitaplarında la netle anılan adları kalmış. Benlik putunun gerisinden kendi kılavuz kitabına bakanlar, onu kendi küçücük aklına göre yontmaya çalışanlar, herkesi kendileri gibi dar kafalı olması için Kur an a giden yolları kapatanlara da yardım edelim, doktorun hastasına davranışından daha nazik davranalım ve bu hastalıklarından kurtaralım ki, Enailik hastalığı yayılmasın.

Evlerimiz, camilerimiz, okullarımız, dairelerimiz, kışlalarımız, üniversitelerimiz, dağlarımız, yollarımız, otellerimiz, otobüslerimiz her şeyimiz, Allah ın yarattığı yerlerdir ve Allah ın yarattığı insanlar tarafından yapılmıştır. Öyle ise her yerde Allah ın kelamını öğrenmek ve öğretmek kadar tabii bir şey yoktur.