Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Ben Milli Görüşçüyüm diyenlerin teslimiyeti Kur’an’a, sünnete, İslam’a ve salim fıkhadır. Salim fıkıh demek, İslam’ın adil düzenini mükemmel bir şekilde ortaya koymaktır. Böyle bir düzenin fert ve toplum hayatında etkin olması için, bu düzenin tebliğ edilmesi, insanların bu düzene davet edilmesi gerekir. Aynı zamanda bu düzenin dayandığı Milli Görüş zihniyetinin temel esaslarıyla beraber, adil düzenin tanıtılması, bu düzene karşı olan, inkârcı Siyonizm’in, haçlı batının, iş birlikçi adı Müslüman münafık iş birlikçi kitlenin deşifre edilmesi önemlidir. Ve ayrıca adil düzeni hayata ikame edecek kadroların yetiştirilmesi ve iktidara taşınması önemli bir vecibedir. En iyi tebliğ, bu hak davayı tebliğ eden Milli Görüş kadrolarının İslam’ı din ve düzen olarak bilip yaşamalarıdır. Milli Görüşçü, davet ettiği şeyi öncelikli olarak kendisi yaşar, yaşayışıyla örnek olur. Unutulmamalıdır ki, her mümin Milli Görüşçü, İslam’ı bilip yaşamaktan sorumlu olduğu gibi, İslam’ı temsil etmekten de sorumludur. Milli Görüşçünün güzel ve takvalı hayatı, İslam’a ve düzenine bir davet gibi olmalıdır. Tıpkı Hz. Peygamber Efendimiz ve ashabı gibi anlattıklarının hak ve kusursuz olduğunu hayatıyla ortaya koymalıdır. İnsanlar; çoğu zaman davet edilen şeyi davetçi Milli Görüşçünün şahsıyla bütünleştirir. Bu nedenle her Milli Görüşçünün yaşayışı, İslam üzere olmalıdır. Bunun için; son derece tutarlı, akla ve hikmete uygun, inandırıcı, mantıklı ve sistemli bir şekilde davet metodu izleyen Allah’ın Resulü davetinde başarılı olmuştur. Emin yani güvenilir bir kişiliğe ve yüce bir ahlaka sahip olan Peygamber Efendimiz ve ashabı, samimi bir şekilde, söylediklerini yaşayarak insanları Hakk’a çağırmışlardır. Peygamber Efendimizin Medine’ye tebliğci, davetçi ve muallim olarak gönderdiği Mus’ab ibni Umeyr’in metodunda şunlar vardı. 1. Öğren ki inanabilesin, 2. İnan ki inandırabilesin, 3. Yaşa ki yaşatabilesin, 4. Karşılık bekleme ki karşılık bulasın, 5. Nefsini Allah’a bırak ki haddi aşmayasın.

BİR NASİHAT

Kur’an; kitabı başkasına okuduğu halde, kendisini unutanları şöyle uyarır. Bakara 44: “Kitabı, okuduğunuz halde, içindeki ilahi hükümleri şahsen uygulamayı bir kenara bırakıp unutarak, insanlara Allah’a itaati, iyiliği, insanlığı ve hayra vesile olacak şeyleri mi emrederek önderlik ediyorsunuz? Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?” Hasanı Basri şöyle der: “İnsanlara uygulamanla, fiilinle nasihat et; sözlerinle değil. Nasihatçi, bir şeyi emir ve tavsiye etmek istediğinde kendi nefsinden başlar ve önce kendisi onu yapar. Bir münkerden de sakındırmak istediğinde önce kendisi ondan sakınır.” Yine Hasanı Basri'ye ait başka bir tavsiye de şöyledir: “Marufu emreden birisi olduğun zaman, onu kendisi yaşayıp uygulayanlardan ol; yoksa helak olursun. Münkeri de sakındıranlardan olduğunda ise, ondan kendisi sakınanlardan ol; yoksa helak olursun.” Tebliğ ve davette, yaşayarak, güzel bir örnekliği ortaya koymak gerekir.

BAZI ESASLAR

Tebliğ ve davette bulunan mümin bir Milli Görüşçünün dikkat edeceği bazı esaslar vardır. Bu esaslara riayet etmek, davet edilen üzerinde olumlu etkiler bırakır. Bu esaslar şunlardır. 1. Kişi haklarına saygı: Herkesin doğuştan ve sonradan kazandığı hakları vardır. İnsana saygı duyduğunu, insanları sevdiğini iddia eden herkesin bu haklara saygı duyması gerekir. Müslüman, buna ‘kul hakkı’ der ve bundan dikkatli bir şekilde sakınır. Bilir ki ihlal edilen veya verilmeyen her hak bir vebaldir, ahirette hesabı verilir. Ya da bu dünyada bir şekilde kötülük, bela ve musibet, darlık ve zorluk şeklinde hak yiyicinin karşısına çıkar. 2. Kamu haklarına saygı: İnsanlar birlikte yaşamak zorundadır. Böyle olunca karşılıklı ödevler ve haklar gündeme gelir. Bazı şeyler ortak kullanılır. Ortak kullanılan her şeyde toplumun hakkı olur. Bunlar toprak, hava, deniz, olduğu gibi, toplumun hizmetini gören kurumlar da olabilir. Bir Müslüman, herhangi bir ülkede yaşıyorsa, orada elde ettiği haklara karşılık, bazı ödevleri de olacaktır. Bunlara toplumsal ödevler diyebiliriz. Bir başka deyişle bunlar bizim topluma, kamuya karşı görevlerimizdir.3. İyi komşuluk: Komşuların, Müslüman olsun olmasın Müslümanlardan iyi komşuluk görmeleri haklarıdır. Yani Müslüman, komşusuyla öyle güzel geçinecek ki, ayrıldığı zaman ‘yahu çok iyi bir komşuydu, iyi bir insandı’ denilecek kadar. ‘Oh be, gitti de kurtulduk’ dedirtecek davranışlarda bulunan Müslüman’dan Allah da, kul da razı olmaz. 4. Temiz bir çevre: İslam’da “temizlik imandan” sayılır. Müslüman, her türlü temizliğe dikkat eden kimsedir. Müslüman, yaşadığı çevreyi hesaba katarak yaşar. Çevre üzerinde başkalarının da hakkı olduğunu unutmaz. Hem yakın çevresini, hem de uzak çevresini temiz tutmaya özen gösterir. Evini, sokağını, mahallesini, yani bulunduğu her yeri temizler, kirletmemeye dikkat eder. Çevre bir emanettir. Müslüman emanete ihanet etmez. 5. İslam’ı duyma ve canlı İslamlar görme: Müslümanlarla birlikte yaşayanlar, onların aracılığıyla İslam’ın güzelliklerini görme imkânına sahip olurlar. Yani Müslümanlar başkalarına inandıkları dinin mükemmelliğini yaşayarak göstermekle mükelleftirler. Nitekim tarihte İslam’ın, bu güzel ilişkilerle yayıldığını görüyoruz. İslam’ın başka ülkelere kılıçla, yani zorla yayıldığını iddia edenler yalan söylüyorlar. Çünkü İslam toprak hâkimiyeti değil, bir yürek fethidir. Bir fikir adamı şöyle diyor: “Müslüman, sen İslam’ı öyle yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.” Allah insanları “selam yurduna” çağırmaktadır. İnsanların İslam’ı seçmesine ve İslam’ı hayat düzeni haline getirmesine sebep olanlara müjdeler olsun.

BİR HADİS

“İnsanları dine davet edin, müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyumlu olun, geçimsiz olmayın.” (Müslim) Selam hidayete tabi olanlara…