Öncelikle şunu özellikle belirtmek gerekir ki, bu ülke insanının çok büyük çoğunluğu şükretmeyi bilir, nimetlere karşı nankörlük etmez ve yerine göre fedakarlık etmenin ne olduğunu da gayet iyi bilir. Devlete olan hassasiyetini bazen biraz da fazla abartır, kendi menfaati ve faydasını dahi ikinci plana atarak genel faydayı önceler. Ancak bunun böyle olması, bu ülke insanının sürekli olarak bir şeylere sabretmesi, devamlı surette fedakarlık etmesi sonucunu doğurmaz.

Bu ülke insanı da, tüm diğer ülkelerde olduğu gibi iyi yaşamayı, emeğinin karşılığını almayı, gelecek kaygısı taşımadan rahat bir hayat sürmeyi hak eder. Buna yönelik taleplerin dile getirilmesine “nankörlük” veya “hainlik” gibi saçma sapan şekilde mukabelede bulunmanın ne ciddiye alınır ne de saygı duyulur bir yanı vardır. Dünyanın içinde bulunduğu teknolojik gelişmeler ve neticesindeki gelişmişlik düzeyi göz önünde bulundurulduğunda artık standart hale gelmiş olan talepleri dile getirmeyi bile “şımarıklık” sayıp, “önceden bunlar mı vardı?” tarzındaki akıl ve mantık dışı sığ yaklaşımlar, bu ülke insanına hiçbir şey kazandırmaz.

Hayat pahalılığından veya geçim sıkıntısından haklı olarak yakınan birisine, özellikle de gençlere, “çıkar telefonunu” veya “siz bilmezsiniz”le başlayan ve saçma sapan nasihatler veren yaklaşım tarzı, en hafif tabiriyle kocaman bir cehalet imbiğinden süzülen minik damlacıklardır. İnsanların, yemek-içmek-çalışmak-uyumak eylemlerinin haricinde de birtakım fikri, kültürel, sanatsal vs vs gereksinimleri olabileceğini dahi algılayamayan, halkı tabiriyle “makarnaya, kömüre iradesini satmayı” normal karşılayan bir yoz zihniyet, insani yaşamak isteyenlere karşı bir düşmanlık büyütmektedir sadece.

Bu düşmanlık ki, siyasetin sorumsuz ve sadece kendi iktidarının devamını düşünen ve bu uğurda toplumdaki kutuplaşmayı ve kamplaşmayı “düşmanlaştırma”ya dönüştürmekten bile çekinmeyen iğreti dili ve tavrıyla beslenmektedir. Aklı, mantığı ve vicdanı yerine yarım yamalak bilgilerini, sabit fikirlerini, ham önyargılarını ve dahi uyduruk ezberlerini önceleyen kitlelerin “dolduruşa getirilişi” ve kendi başarısızlıklarının ve hayatı ıskalayışlarının bir öcünü alırmışçasına insanlara yaklaşımını izlemekteyiz. Bu zihnilere göre, nefes alıyorsanız ve karnınız doyuyorsa daha ötesine ihtiyaç yok. Fazlasını talep edenler, tapındıkları siyasi güce nankörlük etmekteler ve hadlerini aşmaktalar! Türk toplumu, bu ilkel anlayışı aşmalı artık. İnsanoğlu, sadece yiyip içip yatarak bir hayat geçirecek kadar sığ bir canlı olmasa gerek!
Türk-İş’in, her ay yaptığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması”nın Mart 2022 sonuçları ise ibretlik. Araştırmaya göre, 4 kişilik ailenin “sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için” (insanoğlu sadece karnını doyurmak değil, sağlıklı ve yeterli de beslenmek durumunda haliyle) yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden “açlık sınırı” 4 bin 928 lira olmuş! Gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen “yoksulluk sınırı” ise 16 bin 52 lira olarak hesaplanmış!

Bahsedilen rakamların biri açlık diğeri ise yoksulluk ile ilgili, yani en asgari olanları ifade ediyor. Bu rakamlar dahi ciddi manada yüksekken, kalkıp da haklı olarak şikayet eden insanlara “şükredin” vs demek saçma sapan bir haldir. İnsanlar, asgari olana göre değil de biraz daha normal, ortalama standartlara göre yaşamak istiyorlarsa bu suç mudur yani? Nankörlük demek ne demek buna?

Bu noktada, “Türkiye ekonomisini kurtardık” diyen Hazine ve Maliye Bakanına “neyi kurtardıklarını” sormak gerekiyor herhalde. “Türk lirası en düşük durumda, daha ineceği bir yer yok, vatandaş rahat olsun” diyebilen bir zihniyet, asgarinin bile altındaki koşullar için “şükredin” de der haliyle.