Ehl-i Beyt tabiri Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in  aile fertleri için kullanılan bir tabirdir ve “ev halkı” anlamına gelir. Resulullah’ın (s.a.v.)  Ehl-i Beyt’ine kimlerin dahil olduğu meselesinde farklı görüşler mevcuttur. Ancak genel kabul gören görüş, bu tabir ile Resulullah’ın (s.a.v.) eşlerini, çocuklarını, torunlarını ve yakın akrabalarını kapsadığı şeklindedir.

Ehl-i Beyt mensuplarının maalesef tarih boyunca uğradıkları zulüm ve haksızlıklar   Müslümanların kalplerinde derin yaralar açmış ve onlara karşı büyük bir sevgi yumağı oluşturmuştur. “Nimetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beyt’imi de benim sevgim için sevin.” (Tirmizi, Menakıb, 3792) şeklindeki Nebevi buyruklar gereği zaten sevmekle mükellef olduğumuz Ehl-i Beyt sevgisi tarih boyunca yaşanan haksızlıklar neticesi coşmuş ve insanları daima Ehl-i Beyt’i desteklemeye ve onlara taraf olmaya yöneltmiştir.   

İşte bu noktada İslam’ı ortadan kaldırmak isteyen müşrikler ve münafıklar sahneye çıkmış ve Müslüman halkların bu tertemiz sevgilerini İslam ümmetini bölüp parçalamak için kullanmışlardır. Şiilik maskesi altında bir sürü İslam dışı fikirler Müslümanların arasına sokularak iç çatışma çıkarılmış, Müslümanlar kendi iç meseleleriyle meşgul olmaya mahkûm edilerek İslam birliği bozulmuş ve bunun neticesi fetih hareketleri uzun bir süre yapılamamıştır. 

Hz. Ali (r.a.) döneminde kullanılan Şia tabiri “dost, müttefik ve yardım” anlamında idi. (Usulu’ş-Şiati’l-İmamiyye, 1/ 71) Bu anlamda İmam Azam Hazretleri’ne de “Şi’ayı Ali” yani “Ali taraftarı” tabir kullanılmıştır. Nitekim İmam Azam Hazretleri gerek Emeviler ve gerekse Abbasiler döneminde daima Ehl-i Beyt’ten yana tavır takınmıştır. Yaşadığı dönemde gerek Emevi ve gerekse Abbasi halifelerinin İslam’a ve insanlara karşı işlemiş oldukları cürümlerin hesabını sormak için harekete geçen Ehl-i Beyt mensuplarına daima destek olmuş ve bunun için çok bedeller ödemiştir. Hatta Zeyd bin Ali Zeynel-Abidin’in çıkışını Hz. Peygamber’in Bedir Harbi’nin çıkışına benzetmiş ve kendisine yardım olsun diye 1000 dirhem (altın) para göndererek ona biat etmiş ve şöyle demiştir: “Şayet halkın, onun atalarını aldattıkları gibi onu da aldatıp yarı yolda bırakmayacaklarını bilseydim, onunla beraber ben de savaşırdım.”

Demek ki Ehl-i Beyt’e taraftar olmak ve onları desteklemek son derece doğal bir tavırdır ve hatta imani bir gerekliliktir. Ancak bu sevgi, onlar arasında ayırım yapmayı ve sevgide aşırıya kaçmayı mazur göstermez. Aynı zamanda sahabelerden herhangi bir kimseyi değersiz kılmamayı da gerektirmez. Hele hele son zamanlarda yaygınlaşmaya başlayan bazı sahabeler hakkında ileri-geri konuşmalara, terbiyesizce sözler söylemeye asla cevaz vermez.  Yezid’in zulmünün hesabını Sahabe-i Kiram’dan sormaya da hiçbir şekilde yol açmaz.

Ehl-i Beyt sevgisi, bazı grupların Hıristiyanların sevgide aşırıya kaçarak Allah’ın kulu ve peygamberi Hz. İsa (a.s.)’ı putlaştırdıkları gibi hareket edilerek Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Hz. Fatıma (radiyallahuanhum) vesile kılınarak İslam’ın asla müsamaha etmeyeceği birtakım  sapık dini görüşlerin İslam’a sokulmasına asla meşruiyet kazandırmaz. Hiçbir meşruiyeti olmayan yeni dini mekânlar, ibadet alanları, Hacc bölgeleri ve kutsal insanlar oluşturmaz.