BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

EĞİTİM de eğitim diyerek yaptığımız işin sonuçlarına dikkat ediyor muyuz? Evlatlarımıza kibarlık ve nezaket duyguları kazandırabildik mi? Paylaşmayı ve insan için fedakârlık yapmayı öğretebildik mi? İrfan ve feraset sahibi olmayı, insanları sevmeyi de. Başta akrabalarını, komşularını, çevresini! Patlamaya hazır bomba misali stresli insanların sayısı hiç de az değil.

Eğitimin malzemesi insan! Onu cismi ve ruhuyla ne kadar tanıyoruz? İnsanı tanımadan onu güzel duygularla donatıp düşünce ve çalışmalarını hayra, faydalıya yöneltemez; davranışlarını düzeltemeyiz. Bunu yapmak eğitimin işi!

Peki, personel ve kadrolarımız mı yetersiz? Hayır! Çünkü eğitim ordusunun sayısı 1 milyona yaklaştı. DİB’in personeli 150 bini buldu. Gönüllü eğitim kurumları ve emeklilerle birlikte 2 milyondan fazla insan eğitimle ilgileniyor. Buna rağmen problemlerin artarak sürmesinin sebebini hiç düşündük mü?

Her şeyden önce eğitimimiz bize göre değil. Müfredat, Türkiye’nin yapısı dikkate alınarak düzenlenmeli! Eğitimimizi John Dewey gibi yabancı uzmanların verdikleri raporlara göre yönlendiremeyiz. Problemlerin artarak devam etmesinin sebebi bu! Müfredata, yabancı eller bulaştırılmamalı; her şeyiyle Türkiye sevgisiyle dopdolu insanlar yapmalı bunu. Eğitimimiz “milli” özelliğine kavuşturulmalı.

Sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıkların küçük yaşlara indiği; insanların kalabalıklar arasında yalnızlaştığı; insani değerlerin, akrabalık, komşuluk ilişkilerinin hızla erozyona uğradığı bir dönemde 80 milyonu “eğitimci” unvanıyla dolaştırsanız ne yazar? Eğitimimiz kimliğimizle bütünleşmedikten sonra.

MİLLİ EĞİTİM: MİLLİ KİMLİK

SELÇUKLU’YA, Osmanlı’ya bakın! Biz insanlığa ilimleri öğreten milletiz. İlim adamlarımız dünyaya ışık tutmuşlar. 3 - 5 hanelik mezralarda yaşayan yetenek sahibi çocukları bile Enderun mekteplerinde yetiştirerek onları insanlığa hizmet ettirmişler. İnsan kaynaklarını iyi değerlendirmişler.

Bugünkü görüntümüz milletimize reva mı? Cumhuriyet döneminde eğitimimizi milli kimliğine kavuşturma, ahlaki ve manevi değerleri evlatlarımıza kazandırma mücadelesi veren lider Erbakan Hoca oldu. Daha 1960’lı yıllarda “İslam ve İlim” konferanslarıyla dünyada ilimlerin kuruculuğunu yaptığımızı anlattı. 1970’li yıllarda “Maarif Sistemimizi” masaya yatırdı. Milli Selamet Partisi olarak 26 Ağustos 1973’te “Milli Maarif Mitingi” adıyla Erzurum’da düzenlenen ilk toplantıda eğitimde “milli”liğe vurgu yaptı.

Erbakan bu programlarda milletimizin tarihteki şerefli yerini anlatıyor; bugünse, “Kendi maarifi kendisi için insan yetiştirmeyen tek millet” olduğumuzu söylüyordu. Hoca’ya göre milli kimliğimize göre eğitilerek geleceğe hazırlanan nesiller en büyük gücümüzdü: “Bir milletin asıl gücü parası, topu, tankı değil; milli ve manevi değerlere göre yetişmiş inançlı evlatlarıdır.”

Amerika Rowan Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Andres Pumariega Türkiye ziyaretinde “Batı’da manevi değerlerin çöktüğünü” anlatarak, 2012 Türkiye’sinde yaptığı anketin sonucunu şöyle açıkladı: “Önleminizi bir an önce alın. Yoksa durumunuz Batı ülkelerinden farklı olmaz.” (Milli Şuur, Mart 2014, Sh. 36)

Eğitimde “milli kimlik” vazgeçilmezdir. Evlatlarımıza bu şuuru kazandırabilseydik, FETÖ milletimizi 50 sene Allah ile aldatamazdı.

YABANCILAŞMA MİKROBU

İSLAM inancı insana irfanı (sezgi yoluyla da öğrenmeyi), feraseti (çevresinde olup biteni fark etmeyi) kazandırır. Bu meziyete sahip olanlar aldanmazlar. Eğitimde hedefini gözetmeyi öğrenirler. Erbakan, başbakanlığı döneminde, “Asıl mesele çocuklarımızın kalbine ne koyduğumuzdur” demişti. Bu sebeple, eğitimimize tarihimizi, inancımızı, kimliğimizi bilenler yön vermelidir.

Türkiye’deki eğitim 1947’den bu yana, Kahire’de yapılan “Amerikan Eğitim Anlaşması” gereği “Fulbright Komisyonu”nun denetimine girmiştir. İlkokuldan İmam Hatip’e kadar her seviyedeki eğitim müfredatı bu komisyona emanettir. Anlaşmaya göre, Eğitimimiz 4’ü Amerikalı, 4’ü Türkiyeli 8 kişiden oluşan bir komisyonun elinde. Başkanlığını ise ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği yapıyor. Milli Şuur dergisi Eylül 2013 sayısının 58. Sayfasına bunun belgesini koydu.

Eğitim ülkelerin en önemli alanı. “Milli” olmak zorunluluğu var. Bu hassas alanı yabancılara emanet edemeyiz. Eğitimi mutlaka bize özgü müfredat üzerine kurmalıyız. ÖĞDER’in çok sık vurguladığı üzere, milli eğitimin en önemli sorunu “müfredat”tır. Başkalarının denetimindeki eğitim bize hizmet etmez.

Türkiye’de iç çatışma yolunu açacak ciddi bir kalkışma yaşadık. Bundan ders ve ibret almalıyız. Önce eğitimimize yapılan kuşatmayı kırmalıyız. Eğitimimiz, darbe girişimini hazırlayan, planlayan, yöneten, “işbirlikçisine” azmettiren ABD’ye, AB’ye kesinlikle emanet edilemez. Batılıların yönlendirdiği eğitim onlara hizmet eder. Darbe girişiminde bunu gördük. Ülkesinin geleceğini düşünen şuurlu yönetici ve eğitimcilere ihtiyacımız var.