Gün olmuyor ki eğitim sistemimizdeki bir cinsel saldırı ile karşılaşmayalım. Okullarımızda öğretmenlerin öğrencilere tacizi/tecavüzü (Erkek öğretmenlerin kız öğrencilere, bayan öğretmenlerin de kız öğrencilere, daha bayan öğretmenlerin erkek öğrencilere sulanması aşamasına gelmedik. -Belki geldik de erkekler durumlarından memnun olduklarından bunu çevrelerine duyurmuyorlar- Yakında level atlar bu alandaki eksiğimizi de kapatır, batı anlamında medenileşmiş oluruz.), vakıf kurumlarımızda cinsel saldırılar bizi önlem almaya zorlamalıdır.
Nereye gidiyoruz?
Eğitim sistemimizin bizi götürdüğü yer cinsel saldırılar, istismar, tecavüz, taciz, sübyancılık, livata, lutilik oldu. Bu sistemde ancak bu kadar oluyor...
Bütün bunlar eğitim sistemimizin çarpıklığı ve bozukluğunun sonucudur.
Çünkü bu sistemde gerçekten eğitim verilmemekte, gençler en güzel yıllarını okul/yurt adlı hapishanelerinde (ben de yurtta ve Kur’an kursunda kaldım. Gerçekten oradaki insanların iyi bir psikoloji ve pedagojiden geçmesi gerekiyor) geçirmekte, hiç bir anlamı olmayan sömürge ülkelerinde uygulanan eğitimi/bilgileri ezberlemeye çalışma(ma)ktadırlar.
Sonuç, tabi ki hem öğrencilerin (öğrenci vakaları da çok, daha medyamız bu konuda bizi aydınlatmadı) ve hem de öğretmenlerin bastırılmış duygularının dışa vurumu yaşanmaktadır.
Çözüm
Çözümü basit. Saçma sapan eğitim sisteminden vaz geçilmeli. Yıllara dayalı bu sistem rafa kaldırılmalı, ortaokul ve lise eğitimi zorunlu olmaktan çıkarılıp gönüllü hale getirilmeli, istidadı olanların okuması teşvik edilmeli, diğerleri meslek ve sanat eğitimine yönlendirilmeli ve en kısa zamanda hayata atılmalıdır. İlme yönelen gençlik de saçma sapan lise eğitiminden kurtulmalı, direk yeteneği olduğu, arzu ettiği alana, üniversiteye yönlendirilmelidir. Yani ilk ve orta eğitimi 12 yıla çıkarma zorunluğundan kurtulmalıdır.
Böylece gençler, uzun yıllar kalacakları bu hapishaneden kurtulur, uzmanlık alanına yönelecekleri için alanlarında kendilerini daha iyi geliştirmeye çalışırlar.
Bu kadar genci bir araya getirirseniz onlardan rahibe hayatı bekleyemezsiniz. Çünkü fuhşa giden yollar ve teşvikler serbestçe yapılmaktadır.
Vakıf ve derneklerin kurduğu yurtlar, destekleme kursları da sistemin açıklarını pansuman etme üzerine kurulduğundan haliyle onların da durumu içler acısı. Hiçbir vakıf ve cemaatimiz alternatif eğitim üzerine çalışmamakta herkes elbirliği ile sömürge eğitimini ilahi buyruk gibi ezberletmektedir.
Gençleri bu zulümden kurtaralım. 20 yaşına kadar ilk-orta ve lise kıskacından çıkaralım. Verilen derslerin hiçbirisinin hayatta karşılığı yok. Hepsi gereksiz. 12 yılda İngilizceyi değil Türkçeyi bile öğretemiyoruz. O halde kaldıralım gitsin. Ortaokuldan sonra doğrudan altı yıl sürecek olan üniversiteye geçsinler. Lise bilgilerinin özeti bir yıllık hazırlıkta verilsin...
Emin olun bir nesli kurtarırsınız.
20 yaşında üniversiteyi bitirmiş, hayata emin adımlarla bakan pırıl pırıl bir nesil oluşur. Okul bittiğinden evlilik yaşı da öne çekilir. Böylece insanların bilinçaltındaki cinsel dürtüler de kontrol altına alınmış olur...
ÖĞRENCİ YURTLARI
Adana’daki kız öğrenci yurdunda meydana gelen elim olay, bizlerin sorumluluklarımızı tekrar hatırlamamıza neden olmalıdır. Öncelikle yurt ve öğrenci evleri işleten tüm cemaat ve STK’ların kendilerini sorgulamaları gerekir. Sadece cemaat ve STK değil, devletin yurtları da bu açılardan ciddi eksikliklerle doludur.
Herkesin kendilerine teslim edilen çocukların bir emanet olduğunu düşünmesi, eksiklikler ve aksayan yönleri tamamlamaları gerekir. Sonuçta tedbiri almadan, önlemini almadan sadece takdiri ilahi demek Müslümanca bir davranış değildir. Bu tür yerlerin her türlü güvenliği düşünülmelidir. Bence artık cemaat, STK ve vakıflarımızın biraz öz eleştiri yapmaları gerekir. Dışa kapalı, kendi içinde olan cemaat ve stk durumundan çıkmamız gerekir.
ANAOKULLARIN MECBURİ OLMASI DOĞRU DEĞİL
Önümüzdeki eğitim döneminde anaokullarının da zorunlu eğitim kapsamına dâhil edileceği kararı verildi. Bu kararı veren mercilerin kararını sorgulamaları gerekir. Altı yaşındaki bir çocuğu hangi gerekçeyle anasından ve yuvasından alıp okulun soğuk koridorlarına hapsediyorsunuz?
Bu işi para ile yapan bir kişinin vereceği şefkat, ananın vereceği şefkatten daha mı iyi? Ayrıca, ülkemizde ilkokulun olmadığı birçok yerlere taşımalı eğitimle öğrenci taşınırken, şimdi de altı yaşındaki bebeleri de mi bu yarışa sokacağız? Bu eğitim bizlere ne kazandıracak? Neden ülkenin bütçesi eğitim alanında daha somut yatırımlara ve diğer sorunlara kaydırılmaz?
Sonuçta, anaokulu zorunlu değil de isteğe bağlı hale getirmek en iyi çözümdür. Böylece, imkânı olan aileler veya çalışan aileler çocuklarını buraya gönderirken, çocuğuna kendileri bakan ailelerin göndermesi için de zorlaştırıcı olunmamış olur. Başbakanın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuyu bir daha araştırmaları iyi olur.
ÇİFT VARDİYALI EĞİTİMLERİN SABAHIN 7:15’İNDE BAŞLAMASI DOĞRU DEĞİL
Ülkemizin birçok yerinde okullar yeterli olmadığından mecburen sabahçı ve öğlenci uygulaması yapılmaktadır. Bu bir çözüm ve doğru bir yaklaşım.
Burada yanlış olan nokta ise sabah seansının 7:15’de başlamasıdır. Sabah 7’deki derse yetişmesi için öğrencinin 6:30’da (uzak veya taşımalı eğitimin olduğu yerlerde bu saat 5 veya 5:30’da yola çıkmak demektir.) yola düşmesi gerekir. Henüz havanın karanlık olduğu bir saatte ilkokul öğrencilerini yola düşürmek doğru mu?
Yazık değil mi küçük çocukları o saatte sırtlarında tonlarca ağırlıkla sokağa salmak? Gözlerinden uyku akan ve trafiğe dikkat etmeden giden bu çocuklara biz eğitim mi veriyoruz? Yoksa işkence mi yapıyoruz? Çocuklarımızın bu şekilde gördükleri eğitimden ne derece verim alacaklar, hiç yetkililer düşünüyor mu?
Aynı durum öğlen vardiyası için de geçerlidir. Onlar da akşam saat 7 gibi okuldan çıkıyorlar. Yani havanın karardığı bir saatte okuldan çıkan bu çocuklar, araçların arasından can pazarı yaparak evlerinin yolunu tutuyorlar. Taşımalı eğitimin olduğu yerlerde ise evlere gidiş saati en azından bir, bir buçuk saat sonra olduğu göz önüne aldığımızda bu çocuklara nasıl bir işkence çektirdiğimizi daha iyi anlarız.
Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerinden talebimiz sabahları ders başlama saatini 8:30, akşamları da 18:00 şeklinde düzenlemeleridir. Onlar, müfredatta belirtilen ders saatlerine göre ayarlama yaptıklarını söyleyeceklerdir. O halde çift vardiya olan yerlerde günlük ders saati düşürülsün. Yani sosyal bilgiler 3 saat değil de 2 saat yapılsa öğrenci ne kaybedecek? Önemli olan, çocuklara eğitimi, okulu ve ilmi sevdirmektir. Despot ve zorlayıcı bir eğitim sistemini uygulamak geleceğimizi karartmaktan başka bir şeye yaramaz..
SONUÇ OLARAK
Eğitimimizin aksayan birçok yönleri bulunmaktadır. Biz yazı yazmaktan yorulduk ama yetkililer çözüm üretmedikçe biz de yazmak zorunda kalacağız. Bir ülke hâlâ eğitim sorununu çözememişse gelecekten bahsedemez…