Rus yazar Anton Çehov’a atfedilen bir söz var; “Duvarda asılı silah oyunun sonunda mutlaka patlar.” Evet, günümüz senaristleri, 19. yüzyılda oyunun birinci perdesinde duvara astıkları silahın patlatılma zamanının geldiğini düşünüyorlar. Bugün yaşadığımız gelişmelere bu açıdan bakmamız lazım. Büyük bir oyunun içine çekilmek isteniyoruz. Felaketlerin sıradan olaylar gibi sunulduğu dönemleri yaşıyoruz. Tam donanımlı entrika ve tezgâhların kuşatması altındayız. Bu kuşatmada terör örgütlerine biçilen rol büyük! Truva atı olmayı baştan kabullenmişler. Oyunun bir parçası olduklarını biliyorlar. Aslında bu örgütlere bir açıdan emperyalizmin öncü kuvvetleri de diyebiliriz. Küresel güçlere alan açmak için özel görevlendirilmiş yapılar olduklarına şüphe yok. Öylesine bir misyon ile hareket ediyorlar ki, zalimlerin tutan elleri, yürüyen ayakları, gören gözleri olmuş durumdalar. Mesela;
El Kaide olmazsa onları Afganistan’da kim kabul eder?
Boko Haram olmazsa Nijerya’nın petrollerine nasıl ortak olabilirler?
Eş Şebab olmazsa Afrika’nın kanadı Somali’ye hangi gerekçeyle çöreklenebilirler?
DAEŞ olmazsa Ortadoğu’yu işgal yalanlarını nasıl kamufle edebilirler?
PKK ve diğer terör örgütleri olmazsa Türkiye’yi neyle oyalayabilirler?
Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün! Bu örgütler her bir coğrafyada hazır ve nazır bir şekilde kendilerine gelecek talimatı bekliyorlar. Bir taraftan terör dize getirme aracı olarak kullanılıyor, diğer taraftan kuşatmanın legal yüzü sözde uluslararası kurumlar ile işe resmi boyut kazandırılıyor.
“Ortadoğu’daki menfaat mücadelesinde petrol kuyularının bekçiliğini Batı adına yüklenmek NATO üyesi Türkiye’nin başlıca görevlerinden olmuştur.” diyor İsmail Cem Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi adlı kitabında.
Irak’taki gelişmeleri değerlendirirken, Musul’da neler oluyor sorusuna cevap ararken, Türkiye’ye yüklenen yeni rolü doğru okumak gerekir. Soğuk Savaş döneminin önemli aktörü Türkiye bugün artık mülteciler için toplama kampı mesabesine indirgenmiş bir ülke konumunda. Bu zamana kadar bekçilik yaptınız, artık göreviniz bitti demek istiyorlar. Hatta onların gözünde öyle değersizleşmiş durumdayız ki, PYD gibi terör örgütlerini bile bize tercih ediyorlar.
Sorun nerede biliyor musunuz? Senaryosunu cellâtlarımızın yazdığı, duvarda asılı silahın bulunduğu dekorda figüran olmayı seçmekte. Yıllarca günü kurtarmayı başarı gibi takdim ettik, durduk ama sonuçta o silahın bize doğrultulmasına engel olamadık.
Oyunu tarihte olduğu gibi yine biz kurmalıyız. Aynen eski Türk filmlerinde olduğu gibi sonu güzel biten senaryolar yazabilmeliyiz. Mahallelinin canına, malına, ırzına, namusuna kasteden kötü adamlarla mücadele ederken, bize inananların sayısını çoğaltabilmeliyiz. Yeni dostluklar inşa edebilmeli, hatalardan ders alarak bazı dostluklarımızı da gözden geçirmeliyiz. Eğer derdimiz bir koyup üç almak ise bilelim ki, daha önce bunu denedik olmadı, kandırıldık. Bugün düne göre aldatılmaya daha müsait, kırılgan bir yapımız var. Irak’ın kuzeyinde fiili bir durum varsa ve biz yıllar sonra bu durumu kabullenmek zorunda kaldıysak, bu o gün tuzağı göremediğimiz içindir. Elbette devletimizin, milletimizin hukukunu koruyacağız. Korumak zorundayız. Bu ayrı bir şey! Bunu çok konuşmadan da yapabiliriz. Sözümüzün değerini hafifletmek bize çok zarar verir. Bugün belki de birileri bizi işin içine çekerek silahların konuşmasını ve bize acı bir son hazırlamayı düşünüyor olabilir. 2023 diye bir hedefi sürekli dillendiriyoruz ama unutmayalım ki arada 1918’in yüzüncü yıldönümü 2018 var. Aman dikkat!