Sağlıklı toplumlar için sağlıklı ailelere, sağlıklı aileler içinde sağlıklı bireylere ihtiyacımız olduğu hepimizin ortak kabulüdür. Fakat konu sağlıklı bireye geldiği zaman fizyolojik olarak sağlıklı olup olmadığımıza odaklanırız. Hâlbuki bedensel ve ruhsal sağlığımızın birbiri ile ilişkilidir. Otoimmün hastalıkları ve vitamin eksiklikleri gibi çeşitli hastalıkların depresyona neden olduğu, tedavi sonucunda depresyona meylin düzeltildiği bilinmektedir. Yine yaşadığımız duygusal sorunların bedenimize hasar verdiği ve bazı somatik hastalıklara neden olduğu da bilinmektedir. O halde sağlıklı toplumlar için bireylerin bedensel ve ruhsal sağlıklarını bir bütün olarak ele almak gerekmektedir.
Toplumsal bir varlık olan insanın sağlıklı bir yaşam sürebilmesi için sağlıklı ilişkiler kurabilmesi gerekmektedir. Öncelikle bireyin aile içi iletişiminin sağlıklı olması gerekir. Zira insanın ilk sosyalleştiği yer ailesidir. Doğduğumuz andan itibaren annemiz, babamız ve diğer aile üyeleri ile bir ilişki geliştiririz. Burada kurduğumuz ilişki ilerleyen yıllarda kuracağımız ilişkileri de belirler. Ailemizle, akrabalarımızla, arkadaşlarımızla, iş ve okul arkadaşlarımızla kısacası sosyal çevremizle kurduğumuz ilişkinin kalitesi hayat kalitemizi de belirler.
Sarılmak, tokalaşmak ya da hoş bir sohbet vücudumuzda oksitosin denen hormonun salgılanmasına neden olur. Bu hormon aynı zamanda stres ile tetiklenen kortizolün salınımını baskılayarak anksiyeteyi azaltıp güven duygusunu artırır. Tebessüm etmek karşımızdaki insanın dopamin salgılayarak mutlu olmasına neden olur. Kısacası fiziksel ve ruhsal durumumuz birbiri ile bağıntılıdır ve ikisinin sağlıklı olması kişinin sağlığını, kişinin sağlıklı olması da toplumsal sağlığı artıracaktır.
Sağlıklı ilişkiler kurmak bireysel sağlığımız açısından son derece önemlidir. Peki sağlıklı ilişkiler nasıl kurulabilir? İletişim denince akla hemen kelimeler gelir. Eskinin mektupları, radyosu, bugünümüzün sosyal medyası… Konuşmak, anlatmak ve aktarmaya yöneliktir zihnimizde canlanan. Hâlbuki iletişim tarif edilirken en az iki kişi arasında gerçekleştiği söylenir. Bizim mesajımızı nasıl ilettiğimiz kadar karşı tarafın mesajımızı alıp almadığı da önemlidir. Anlatmak, konuşmak iletişim kurmak için yeterli değildir, sağlıklı bir iletişim kurabilmek için dinlemek gereklidir.
Maalesef günümüzde kitap yazan onlarca insan var ama okuyan, anlatan binlerce insan var ama dinleyen yok. Dinlemeye, anlamaya, almaya vaktimiz yok. Anne babalar çocuklarını, eş dost ve arkadaşlar birbirlerini, patronlar çalışanlarını, iktidar muhalefeti, muhalifler iktidarı dinlemiyor. Dinleyenler -mış gibi yapıyor. En yakınlarınıza derdinizi anlatamıyorsunuz çünkü seninki de dert mi diyerek kendi derdini anlatmaya başlıyor. Anlatamayan, anlaşılmayan insan sıkıntılarını içinde biriktirmeye başlıyor. Ve bu, gittikçe büyüyen bir öfke balonuna dönüyor. Bugün sokakta karşıdan karşıya geçerken durduk yere kavga çıkartan, öfke balonu gibi ortalıkta gezen insanlar boşuna değil.
Karşımızdakini dinlemeyince ya da -mış gibi dinleyince onun ihtiyaçlarını ve problemlerini tam manasıyla anlayamıyoruz. Bu da iletişim kazalarına neden oluyor.
İster anne baba ol, ister eş dost akraba ol, ister bir şirketin yöneticisi, bir vakfın başkanı ya da bir kurumunun çalışanı ol anlamak ve çözüme ulaşmak istiyorsan dur ve dinle! Çünkü bilmediğin, anlamadığın ya da eksik bildiğin şeyler seni yanlış teşhise götürür. Yanlış teşhis ise öldürücüdür.