Okulların yeni açıldığı dönem başı bir sonbahar günü imam hatipte müdür, tüm lise ikinci yani onuncu sınıf öğrencilerini konferans salonuna topladı. Malum milli güvenlik dersi meselesi; malum imam hatipte kız öğrencilerin milli güvenlik dersinde başlarını açma konusunda ikna edilmesi. Kız öğrencilerin başlarını açma konusunda ikna edilmeleri için meslek dersi hocalarının uzun uzun konuşmaları. Yani mesleği tesettür dâhil Allah’ın emirlerini anlatmak, öğretmek olan hocalar, kız çocuklarına ülkenin içinden geçtiği nazik dönem gereği, konjonktür gereği tesettür emrine 'bir derscik' olsun uymamaları. Konuşmalar içinde imam hatip mezunu öğrencilere toplumun ihtiyacı olduğu, bugün yapılacak fedakârlığın toplumun yetişmesinde önemli olacağı, gün gelip güçlenince (ne zaman olacaktı onu tam olarak kaçırdık) istenildiği gibi yaşanacağı gibi birçok laf-ü güzaf! Konusunda uzman meslek hocalarından sonra mikrofona önceden tesettür emrini yerine getiren ama 28 Şubat sürecinde gereğini (!) yapan hoca hanımlar geliyor.

            İmam hatipte kız öğrencileri ikna etmek için topladıkları başörtüsünü açma sadece bir dersle kalmadı. Sonraki sene tüm sınıflarda ve okullarda uygulandı. Ülkenin hemen hemen her yerinde. O baskıya boyun eğmeyen imam hatipler de oldu. Bu da ayrı bir durum. Madem devletin emri gereği başörtülü okullara kız öğrenciler alınmıyordu. Neden bazı şehirlerde uygulandı, bazılarında uygulanmadı?

            Büyüklerimiz imam hatipte ve ülke genelinde yaşadıklarımızın 28 Şubat sebebiyle olduğundan bahsediyordu. Millî Gazete’de 28 Şubat sürecinde yaşananlardan bahsetmeyeceğim. Postmodern darbe denilen 28 Şubat konusunda hatta önce ülkemizde gerçekleşen darbelerin hangi sebepten olduğu konusunda ülkemizdeki en bilinçli kitle Millî Gazete okuyucularıdır.

            28 Şubat olmasaydı bu ülkede Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarılı hükümeti birkaç sene daha iktidarda kalsaydı, ülkede ne olurdu? Adil Düzen’in kokusunun uygulanmaya çalışıldığı iktidar düzeninde başka hangi hizmetler yapılırdı? Ve daha önemli soru ne olmazdı?

            28 Şubat postmodern darbe süreci yaşanmasaydı; Necmettin Erbakan Hoca’mızın başbakanlığı devam etseydi, ülke bütçesi kendine gelecekti. Çok kısa süre iktidarda kalmasına rağmen Millî Görüş denk bütçeyi kurmuş ve ikinci adım olarak bütçede fazla vermeye başlamıştı. Bunu yaparken yaptığı tek şey milletin emeğini Havuz Sistemi ile yine milletimizin cebine aktarmıştı. Bir ekonomik krizden diğer ekonomik krize sürüklenip kendine gelemeyen ülkemiz kendine gelip istikrara kavuşacak; başta bulunduğu coğrafya olmak üzere diğer coğrafyalara kendi ürettiği ürünleri ihraç edecekti. Lider ülke olacaktı. İthal girdilerle devam eden bir ihracat değil; ülkemizin sahip olduğu potansiyeli kullanarak ihracatı artıracaktı. Ekonomide güçlü olan devletler uluslararası arenada bağımsız ve güçlü bir aktör olur. Ülkemiz de kapı kapı gezip yabancılardan kredi dilenen değil, kendi kendine yetip başkalarının da derdine çare olabilen bir ekonomik sisteme sahip olacaktı.

            28 Şubat postmodern darbe süreci yaşanmasaydı; D-8’ler ortaya koyduğu yüze yakın projeyi tıkır tıkır hayata geçirip uluslararası camiada güçlü bir birlik haline gelecekti. Afrika’dan Uzak Doğu’ya uzanan coğrafyada ekonomik temelli gelişen birlik dünyanın mustazaflarına da umut olacak; ne Irak işgal edilmiş olacak ne Arap Baharı tiyatroları sergilenmiş olacak ne de İsrail işgaline devam edebilecekti.

            28 Şubat postmodern darbe süreci yaşanmamış olsaydı içteki rantiyeciler ile dıştaki rantiyecilere ve küresel sermayeye ülkemizde alan açılmamış olacaktı. Ülkemiz Batı’nın ürettiği ucuz teknolojilerin pazarı olmayacaktı. İnsanımız, küresel sermayenin çalışanı olmayacaktı.

            28 Şubat postmodern darbe süreci yaşanmamış olsaydı yirmi iki yıllık AKP iktidarı yaşanmamış olacaktı. Hani iktidara gelir gelmez Avrupa Birliği’ne uyum adı altında ailemizi dağıtan kanunları çıkaran AKP iktidara gelmemiş olacaktı. 'Uluslararası camianın bir parçası olarak Irak’a demokrasi götürülmesini' destekleyen kadrolar neredeyse çeyrek asır iktidarda kalamayacaktı. Çünkü en başta AKP kurulmamış olacaktı.

….

            Daha yazılacak, söylenecek, tarihe düşülecek konular, olaylar ve notlar var. 28 Şubat kadar ülke tarihinde yer etmesi gereken bir tarih de 17 Mayıs 2024’tür. 28 Şubat davasında "darbeye teşebbüs" suçundan müebbet hapis cezası almış olan emekli askerler Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Çetin Doğan ve Çevik Bir'in kalan hapis cezaları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararıyla affedildi.

            Ülkenin yakın siyasi tarihi sayfalarına kara bir leke olarak geçen 28 Şubat; aktörleri, piyonları ve affedicileri ile unutulmayacaktır.