Hepimiz kendine has bir dili, inancı ve kültürel yapısı olan bir toplumda, bir aile ocağında dünyaya geldik. Doğduğumuz coğrafyayı seçme hakkımız yoktu, kimimiz Afrika’da, kimimiz Asya’da, kimimiz kutuplarda açtık dünyaya gözlerimizi. Ve annemizi, ailemizi ve kişiliğimizin şekillenmesinde önemli bir etken olan sosyal çevreyi başucumuzda hazır bulduk. Hayatımızı sürdürebilmemiz için gerekli olabilecek her şey hazırdı ve bu imkânları kullanıp yaşadığımız toplumun bir parçası haline geldik. Rengimizi seçme hakkımız yoktu, kimimiz siyahî, kimimiz beyaz, kimimiz uzun, kimimiz kısa olarak geldik dünyaya. Müştereklerimiz bizi kardeş kıldı acıda ve neşede birleştik, sevgiyi birlikte ürettik ve bir elin parmakları gibi olduk. Farklı anne-babaların çocuklarıydık, ihtiyaçlarımız bizi bir araya getirdi ve insanlıkta birleştik.

Atalarımızı, doğup büyüdüğümüz coğrafyayı, kullandığımız dili, etnik özelliklerimizi seçme hakkımız yoktu ama yürüdüğümüz yolu seçme hürriyetine sahiptik ve adı merhamet olan bir yolda yürümeye karar verdik. Doğduğumuz evin dünyaya açılan bir penceresi vardı varoluşsal bütünlüğümüze, olaylara ve zamana buradan baktık ve bütün tutsaklıklardan kurtulup vicdanımızın sesine kulak verdik. Aydınlık bir yolda karar kıldık, insana ve tüm canlılara karşı merhameti bir borç bildik.

Doğduğumuz evin dünyaya açılan bir penceresi vardı ve biz hayata buradan bakıp, hayallerimizi burada şekillendirdik. Benliğimizin derinliklerindeki sevgi zerreciklerini burada yeşerttik ve sosyal kimliklerimizi burada edindik. Bu pencere bize emek veren ebeveynlerimizin, birlikte yürüdüğümüz kardeşlerimizin kazanımlarını taşıyor ve iç dünyamıza açılıyordu. Pencere bir tercih, hedef ve bakış açısıydı ve hayata, dünyaya ve olaylara buradan bakıyorduk. Pencere kişiliğimizin yapıtaşlarını, aileden aldığımız birikimleri ve inanç ve değerlerimizi sembolize ediyordu. Hayatımızla ilgili kararlar alırken, arkadaşlarımızı seçerken, işe odaklanırken, sosyal faaliyetlerde yer alırken, insanlarla iletişim kurarken buradan aldığımız güçle hareket ettik. Doğduğumuz evden dışarıya açılan pencere bizim kişiliğimiz ve hayata bakış açımızdı.Ev annenin sevgisini, babanın merhametini, kardeşin uzanan elini içinde barındırıyordu ve bu kazanımları onurla taşıdık.

Hayatımızda birçok şeyi değiştirdik ancak hayatımızla bütünleşen o ev hep bizimle kaldı ve doğallığından hiçbir şey kaybetmedi…