Suriye’deki iç savaşa doğru giden çatışmaları “yanlı” bir gözle izleyip taraf olma yolunu seçen AKP, yeni bir dış politika fiyaskosuna doğru gidiyor. Sezai Karakoç’un bile dayanamayıp dile getirdiği gibi İslam dünyasının bir iç meselesi olan Suriye hadisesini bölgedeki diğer İslam ülkeleriyle bir araya gelerek halletme yoluna gitmeyen Türkiye, her zamanki gibi “müttefiklerine” bel bağlamıştı. ABD’den, BM’den hayır bekleyen zihniyet, yine ABD-İngiliz-İsrail destekli ÖSO’nun açıkça arkasında yer almıştı.

Aynı fiyaskoyu daha birkaç sene öncesine kadar zalim Esad’la can ciğer olarak bir kez daha yaşayan Türk dış politikası, ABD-İngiliz-İsrail şeytan üçgeninin desteklediği oluşumdan medet umarken, Suriye’de peydahlanan Kürt devletini de resmen izledi. Aynı, “çözüm” adı altında yürütülen pazarlık süreciyle beraber Güneydoğu’da yok olan devlet otoritesini ve yerine ikame edilmeye çalışılan PKK uzantısı asayiş kuvvetlerini izlediği gibi.

Çözüm süreci vesilesiyle konuşan PKK’lılardan BDP’lilere kadar hemen hepsi alttan alta “özerklik” ifadelerini kullanmaya başlarken, bir özerklik açıklaması da Suriye’den geldi. PKK’nın Suriye’deki kolu PYD, ülkenin kuzeyinde özerkliğini ilan edeceğini, 3 ay sonra da Anayasa için referanduma gideceklerini açıkladı. Bunun adı yeni bir devletin kurulması ve bize komşu olmasıdır. Suriye’nin bölünmesi de denebilir tabii. Ortadoğu’da hareket eden her taşın büyük bir domino etkisine neden olabileceğini de bilmiyor dış politikamızın icracıları   

Göz göre göre bir oyun kuruluyor ve “stratejik derinliğinde” boğulan dış politikamız olan biteni sadece izliyor. Bir de iddialı ve cüretkar birtakım söylemlerde bulunuyor, ki kimselerin de umurunda bile olmuyor. Gerçi, gelişmelere ve “sıfır sorun” politikasının Türkiye’yi getirdiği noktayı görünce, Türk dış politikasının olan biteni seyretmesi, harekete geçmesinden daha az zararlı aslında. Çünkü güya birtakım amaçları gerçekleştirmek istediklerinde resmen her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar, bulaştırdılar da.

Irak’ta kırmızı çizgilerimiz vardı, Irak’ın toprak bütünlüğü bizim için önemliydi, kuzeydeki bir Kürt devleti kabul edilemezdi. Hepsi buharlaştı ve açıkça “sıfır” çektik. Yetmedi, Suriye’de yeni bir Kürt devleti kuruluyor gözümüzün önünde. “Esad 2 aya kadar gider” öngörüsünde (!) bulunanlar, ABD ve Batı’yla bu işi çözeriz hesabında resmen çuvalladılar ve nur topu gibi yeni bir komşumuz oluverdi Suriye’nin kuzeyinde.

10 senelik devr-i iktidarlarında ABD destekli saçma sapan emperyal hayallere kapılan dış politika, Büyük Kürdistan diye formüle edilen Büyük İsrail’e giden yolun taşlarını birer birer döşüyor. Irak bölündü, parçalandı, kuzeyinde bir devlet peyda oluverdi; Suriye, Batı’nın körüklediği bir iç savaşa sürüklendi, parçalanmaya doğru gidiyor ve kuzeyinde bir devlet peyda oluveriyor. Sırada Türkiye ve İran’daki devletçiklerin teşekkülü kalmış durumda. Türkiye’de “özerklik” sesleri hiç olmadığı kadar yüksek çıkıyor ve vatandaşına ceberut kesilen iktidardan en ufak bir çıt bile duyulmuyor. Terör örgütü kendi kurumlarını yavaş yavaş tesis etmeye başlıyor, iktidar medyası olan biteni göstermemek için taklalar atıyor ve hala “çözüm süreci sayesinde vatandaş yaylalara çıkmaya başladı” haberleriyle göz boyuyor.

KCK, çözüm sürecinin ikinci aşamasının 1 Haziran’dan itibaren geçerli olduğu bilinmesine rağmen tek bir somut adım atılmadığını söylüyor ve “Biz hareket olarak son kez AKP hükümetini uyarıyoruz. Belirttiğimiz konularla ilgili en kısa zamanda somut adımların atılmaması halinde sürecin ilerlemeyeceğini, bundan da hükümetin sorumlu olacağının bilinmesini istiyoruz” diyerek resmen tehdit ediyor. Hükümet pazarlık ettikleri konuların ne olduğunu açıklamıyor ve yine sus pus.

Elini attığı meseleyi kurutan ve fiyaskoya çeviren bu dış politikaya söyleyecek tek bir şey var: Otur, sıfır!