30 Mart 2014’te yapılacak mahalli seçimlere az bir zaman kala adayların yaptığı çalışmaları dikkatle izliyorum.
İlgimi çeken adaylar var; Saadet Partisi Van Büyükşehir Belediye Başkan aday Fethullah Erbaş bunlardan biri.
Saadet Partisi Van’da çalışmalarında hamle üstüne hamle yapıyor, tüm engellemelere karşın.
Esnafı ziyaretlerine devam eden Fethullah Erbaş, çarpıcı açıklamalarda bulunuyor.
Şu sözlere kulak verir misiniz
“Şu an siyasi arenadaki söylemler seçime yakın halkımızın zihinlerini karıştırma, korku ve baskı psikolojisi ile insanları sindirip sadece bir partiye mahkûm etme psikoloji ile yapılmaktadır. Ben sizlere açık söyleyeyim. Şu an oynanan oyun dış destekli turuncu devrim oyunudur. Milli Selamet’i bölüp ANAP’ı kurdurdular. Fazilet’i bölüp Ak Parti’yi kurdurdular. Saadet’i bölüp Has Parti’yi kurdurdular. Sonra da çıkıp “Oyları bölmeyin CHP veya BDP gelir”, diyorlar.
Zaten bu iki parti hiçbir zaman halkın teveccühünü kazanamamıştır. Turuncu devrimden kastım ise kapatılan partilerimizin bayrakları hep kırmızı. Bizleri bölerek kurdurulan işbirlikçi partilerin bayrak renkleri ise hep turuncu renktedir. Bu nedenle ben bu oyunun adını dış destekli turuncu devrim diye adlandırıyorum.
Ancak halkımız inşallah bu oyunlara gelmeyecektir. 30 Mart yerel seçimleri Saadet Partisi için yeniden bir milat olacaktır. Söylediğim bu açıklamalarla Van halkını bir kez daha uyarıyorum. Oyuna gelmeyin biz hiçbir zaman bölmedik, ancak hep bölündük. Çünkü Saadet Partisi ne zaman idareyi ele alsa halkına zulmetmemiş, rüşvet alıp vermemiş, yalan konuşmamıştır. Aksine çalıp-çırpmadan hizmet etmiş; bu sebeple memlekete huzur ve bereket gelmiştir”
Fethullah Erbaş’ın söylemlerini yakından izlemeye devam. Bana öyle geliyor ki, 30 Mart’a yakın bir tarihte bazı sürprizleri de olacak Fethullah beyin…
Rıza Ulucak Ve Ahmet Arıkan’a Rahmetle…
Rıza Ulucak ve Ahmet Arıkan…
* Her ikisini de parlamento muhabirliği dönemimden iyi tanırım.
* Her ikisi de abartısız TBMM’nin en mütavazı isimleriydi.
* Her ikisi de TBMM’nin yerinde duramayan, kıpır kıpır, çalışkan vekilleriydi.
* Her ikisi de dışarda gördüğünüzde, karşılaştığınızda “arkadaş” gibiydi.
* Her ikisi de dünya malına hiç, değer vermeyen politikacılardı.
* Her ikisi de TBMM’deki odasına kim gelirse gelsin “yüksünmeyen”, “şikayet etmeyen” kadirşinas siyasetçiydi.
Her ikisine de Allah’tan (c.c.) rahmet diliyorum.
Eğitimi ABD’li ve AB’li uzmanlara bıraktık!
Uzun zaman ABD’li, son yıllarda ise AB’li uzmanların telkin ve dayatmalarıyla şekillenen genetiği bozulmuş mevcut eğitim sistemimiz halkı kamplaştırmayı başarmış ve farklılıkları derinleştirmiştir. Türkiye hızla insan kaynağının dönüşümünü sağlayarak, teknoloji ve medeniyet üretecek bir eğitim sistemi revize etmelidir. Eğitim politikalarındaki ölçüsüz devlet müsrifliği sivil toplum kapasitesini sürekli geriye götürmektedir. Eğitim sisteminin sivil toplum eliyle/işbirliğiyle derinleştirilmesi de hayati bir alandır.
Milli bir eğitim sistemimiz olmadığı için devlet ve millet olma parametrelerini de tamamlayamadık. Bunun nedeni, devlet hafızamızı ve milli reflekslerimizi Cumhuriyete taşırken Milli Eğitim Bakanlığını dışarıda tuttuk. Cumhuriyeti TSK, MİT ve Dışişleri Bakanlığı kolonları üzerine, bu üç kolon üzerine bina ettik. Oysa her akıllı devlet gibi bizim de eğitim sistemi inşası gerçekleştirmemiz gerekirdi ki bu yüzden en ufak bir ihraç kültür bile bizi yozlaştırdı. Türkiye’de eşitlikçi, adaletli ve demokratik bir hayat alanı inşasında temel referans güçlü ve çağdaş bir eğitim sistemi olacaktır.
Türkiye’nin zaaflarını kaşımak ve ülkeyi bölmek, güçsüzleştirmek dış güçler diye tabir edilen aktörlerin temel görevidir ve uluslararası rekabetin kuralıdır. Eğitimli millet ve hafızası güçlü bir eğitim sistemi ise bunun en güçlü panzehridir. Türkiye’nin başta bölgesine olmak üzere tüm çağdaş dünyaya rol model olarak sunacağı en değerli varlığı batının çoktan tedavülden kaldırdığı kopya ve taklit bir eğitim sistemi değil, özgün, bilimsel, demokratik ve en çağdaş bir eğitim sistemi olacaktır. (GÜRKAN AVCI-DES GENEL BAŞKANI)
Sivil bürokratların durumu ne olacak
28 Şubat Darbesi yargılaması ne oldu
Pardon, darbeyi gerçekleştirenlerden tutuklu kimse kaldı mı, acaba
28 Şubat kararları sonrası gelişmeleri kısaca hatırlayacak olursak;
* Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, “Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini” iddia ederek, RP’nin kapatılması için dava açtı.
* Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM’de başladı.
* Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu.
* Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.
* Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi.
* Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk’la birlikte ANASOL-D Hükümeti’ni kurdu.
İşte tam da bu arada ne mağduriyetler yaşatıldı, ne mağduriyetler… Ayrıntılarına burada girmeyeceğim.
2012 yılında ise TBMM, darbeleri araştırma komisyonu kurdu ve 28 Şubat başta olmak üzere askeri darbeleri araştırmaya başladı. İfadeye gelen bazı isimlerin Komisyonu nasıl da tiyatroya çevirdiklerini hatırlayınız, lütfen!
Benim anlatmak istediğim konu ise şu;
28 Şubat Darbesi mağduru bazı kesimler için kısmi iyileştirmeler yapıldı, hakları kısmen iade edildi.
Ama söyler misiniz; o dönemde mağdur edilen sivil üst düzey bürokratların bu mağduriyetlerini gidermeye yönelik şu ana kadar ne gibi çalışmalar yapıldı, sahi
NOT: Bugün 19 Mart 2014 Çarşamba... 1) Emekliler yılda 15-20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) Asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!