Bir zamanlar ayıp sayılan kelimeler, bugün sokaklarda, ekranlarda ve hatta aile içinde sıradan bir konuşma parçası haline geldi. Küfür ve argo, sadece öfke anlarında kullanılan bir dil unsuru olmaktan çıkıp, gündelik hayatın doğal bir parçası oldu. Bu yeni iletişim tarzı gençler arasında kullanıldığını sanıyoruz; oysa artık yetişkinler arasında da kabul görmeye başladı. Öyle ki her cümlenin sonuna serpiştirildiğine şahit oluyor, kulaklarımızı kapatmadan, dişlerimizi sıkıp duyduklarımız karşısında sakinleşmeye çalışmadan yürüyemez hale geldik.

Dildeki bu değişim basit bir yozlaşma olarak okunmamalı. Dil, yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda kültürel ve ahlâki değerlerimizin de yansımasıdır. Ancak son yıllarda bu aynanın giderek daha fazla kırıldığını görüyoruz. Sosyal medya, popüler kültür ve mizah anlayışı küfürlü konuşmayı "eğlenceli" ve "samimi" göstererek normalleştiriyor. Özellikle gençler arasında küfür, neredeyse normalleşmiş ve bir aidiyet göstergesi haline gelmiş durumda. Dildeki bu dönüşüm sıradanlaşırken sanıldığı kadar basit sonuçlar doğurmuyor. Sözde “eğlenceli” ve “samimi” olmak için tercih edilen bu konuşma tarzı dilde şiddeti doğuruyor. Bu şiddet dilde kalmayıp psikolojik ve fiziksel şiddete dönüşebilir.

Öyle ya kalpte ne olursa dile o vurur, dilde ne olursa eyleme de o dökülür… Bir nevi toplumsal yozlaşmanın en büyük göstergesidir dil. Milli Gazete’nin her ay okurları ile buluşturduğu kadın ve aile dergisi Maaile dergimizde bu ay dildeki bu değişimin nedenleri ve toplumda oluşturabileceği problemlere dikkat çekerken çözüm önerilerine de yer verdiğimiz kapsamlı bir sayı hazırladık. Maaile dergimiz “Dilde Zarafet mi? Dilde Şiddet mi?” kapağı ile okurlarıyla buluştu. Biz de Uzman Psikiyatrist Hüseyin Günay Beyefendi ile dildeki bu yozlaşmanın etkilerini ve çözüm yollarını konuştuğumuz bir röportaj hazırladık.

İzninizle röportajdan küçük bir alıntı yapacağım… Hüseyin Günay Bey, küfür ve argo kullanımındaki artışın yalnızca bir dil alışkanlığı değil, zihinsel ve duygusal süreçlerle de doğrudan bağlantılı olduğunu ifade ediyor. Diğer bir ifadeyle küfür ve argoyu kendini ifade edemeyen bireyin bir tür “kolay çıkış yolu” olarak kullandığını söylüyor:

“Son yıllarda küfür ve argo kullanımındaki artış, toplumsal iletişim tarzımızdaki ciddi bir dönüşümü yansıtıyor. Küfür ve argo, önceleri sadece belirli gruplar arasında veya belirli ortamlarda kabul görürken, günümüzde günlük dile sızmış durumda. Bunu doğrudan bir toplumsal çürüme olarak değil de toplumsal değerlerin aşındığı ve iletişim becerilerimizin zayıfladığı bir süreç olarak yorumlayabiliriz.

Bunun birkaç sebebi var. Öncelikle, sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla iletişim biçimimiz sadeleşti ve hızlandı. Özellikle gençler arasında duyguları ve düşünceleri kısa ve hızlı şekilde ifade etmek için küfür ve argo bir tür ‘kolay çıkış yolu’ olarak kullanılıyor. Popüler medyanın küfürü normalleştiren mizahi dili ve filmler, diziler, YouTube ve TikTok gibi platformlarda bu dilin yaygınlaşması da küfür kullanımını kolaylaştırdı.”

Dildeki bu yozlaşmayı Hüseyin Günay Bey’in de ifade ettiği gibi özenti, samimi olma isteği, ahlâki yozlaşmanın ötesinde iletişim beceriksizliğinin zayıflaması olarak okuduğumuzda toplumsal olarak ciddi bir iletişim beceriksizliği ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bir milletin dili en kıymetli unsurudur. Bu unsur tehlike altına girdiğinde toplumun varlığı da tehlike altına girer. Toplumun dili bozulursa, kalbi de bozulur. Bugün dilimize sahip çıkarsak, yarın çocuklarımızın ruhuna da sahip çıkabiliriz. Bu da ancak bilinçli eğitim, denetimli medya ve örnek ailelerle mümkündür. Hızlı bir şekilde ilgili kurumlar (mesela Milli Eğitim, Aile ve Kültür bakanlıkları ve RTÜK) acil bir dil seferberliği başlatarak “dilde şiddete dur” demek için harekete geçmeli diye düşünmekteyiz. Bu kapsamda;

 -Müfredata “Dilde Zarafet” temasıyla iletişim becerilerini geliştiren içerikler eklenmeli,

 -Aileler için rehberlik ve danışmanlık destekleri artırılmalı,

 -Medya aracılığıyla nezih ve güçlü bir dil özendirilmeli,

 -Yayınlara dair denetim mekanizmaları kararlılıkla işletilmelidir.

 Bu mesele, bir kuşağın dilini kaybetmesi değil; bir toplumun duyarlığını, vicdanını ve medeniyet birikimini kaybetmesi demektir. Daha fazla gecikmeden, kelimelere yeniden incelik ve merhamet giydirmeliyiz. Çünkü sözün sertleştiği yerde, kalpler de katılaşır…