Bugün kaybedilen ve kıymeti bilinmeyen değerlerden biri
de kanaatkârlıktır. İnsan fıtraten doyumsuz ve aç gözlüdür. Bu duygu
eğitilmedikçe kanaatkârlıktan ve bundan doğacak bir huzurdan söz edilemez.
Hazreti Peygamber yoksunluk konusunda kişiye, kendinden aşağıda olanlara bakmasını tavsiye etmekte ve sahip
olduklarının farkına varması konusunda teşvik etmektedir.
Fakat bugün insanlarımız, kendilerinden daha
yüksektekilere bakarak mutsuzluk ve mahrumiyet duygunsudan kurtulamıyorlar. Bu
onların şükretme, rıza gösterme ve kanaatkâr davranma noktasındaki
teslimiyetlerini de baltalıyor.
Kanaatkârlık israfın ve isyanın panzehiridir. Ancak
burada kanaatkârlıkla tembellik birbirine karıştırılmamalıdır. Kanaatkârlık
kişinin elinden gelen çabayı göstermesi ve sahip oldukları ile de iktifa edip
hakkına rıza göstermesidir. Yani kişinin yan gelip yatması ve hiç çaba
göstermemesi değildir. Bir bayan, Bir spor salonunda yatıp kalkan yoksul
birini gördüğümde metruk bir evde olsa oturduğum eve şükrettim demişti. Burada
kişi yaşanabilir bir eve sahip olabilmek için çaba sarf etmelidir fakat
çabasının neticesine de rıza göstermelidir. Kanaatkârlığın pek çok faydaları
vardır. Mesela kanaatkâr bir kimse, hakkına rıza gösterir, başkalarının sahip
olduğu şeylere saygı ile bakar, israf ve isyandan kaçınır. Kanaatkâr insan,
mutlu ve huzurludur. Çünkü elinden geleni yapmış ve Allah a tevekkül etmiştir.
Hz. Peygamber kanaati ve kanaatin neticesini şu veciz
ifadeleriyle özetlemektedir: Kanaatkâr ol ki, insanların Allah a en çok
şükredeni olasın! Çünkü kanaat olmazsa sahip olduklarımıza razı göstermenin ve
hoşnut olmanın bir göstergesi olan şükür de olmaz.
En ler üzerine kurulmuş bir dünyada yaşıyoruz. En iyi araba, en iyi tatil, en iyi okul, en
iyi iş Talepler bitmiyor. İnsanlar ne kadar çok şeye sahip olurlarsa o kadar
mutlu olabileceklerini düşünüyorlar ama bu onların mutsuzluğunu daha da artırıyor.
Bu nedenle huzur ve mutluluk arayışında olan kimseler,
önce neyi nerede kaybettiklerini düşünmeli ve aradıkları şeyleri gerçek
adresinde aramalıdırlar. Yani dereye düşürdüğünüz aynayı ırmakta aramaya
kalkarsanız elleriniz boş geriye dönersiniz.