İnsan mizahi varlıktır.
Depremin yıktığı şehirlerimizin birinin enkazından canlı çıkarılan insanımıza soruyorlar:
“Seni kim kurtardı?”
Cevap, deprem gününe kadar Cumhur İttifakının, söz konusu edilen her başarısızlığında ardına geçtiği savunma tezini, yıkıntıların en altına gömüyor.
“Dış güçler!”
Sayın Erdoğan’ın “Ben getirttim” dediği ve 24 Ağustos 1999 günkü sayısına Yeni Şafak’ın “Teşekkürler Yabancı” manşetini atıp, altına da “Acılı günümüzde koşup geldiğin, acımızı paylaştığın, bir umudu canlandırmamıza yardım ettiğin için, her nereden geldiysen ve nereye gidiyorsan, teşekkürler...” yazdıklarından, 06 Şubat 2023’e ulaşan muadillerinin, eşdeğerlerinin, izdüşümlerinin toplamını, yekününü ve Sayın Bahçeli gibi söylersek alayını kapsıyordu bu depremzedenin cevabı.
İki kelimelik bu “Dış güçler” tesbiti, “Asrın Felaketi” de denilen ve 10 ilimizi yıkan depremi anlatan ve geleceğe taşıyan en keskin cümlelerden olacak.
Mizah, yaşama arzusudur, olumsuzluklara direnç gücüdür. Üretilmesi o andır ve tutunduğu dilin ucundan dökülüverir kulaklara, yüreklere ve belki de not defterlerine.
Enkazdan 138 sat sonra çıkarılan bir kadınımızın sağlık ekiplerine “Param yok. Ne olur beni özel hastaneye götürmeyin” dediğini duyanların ve medyadan okuyanların yüreklerine, canlı kılınmamış ve başlaması engellenmiş en acı gülümsemeleri çökmüştür mutlaka.
Kurtulduğuna, kurtarıldığına sevinecek iken, halini, bu kadar net ve o anda arzetmesi ve not ettirmesi o kadınımızın, sağlık sistemimizin iki cümle ile özetlenmesidir. Hastane duvarlarına yazılan Atatürk’ün ‘’Beni Türk doktorlarına emanet ediniz’’ vecizesini de çağrıştırıyor, diyecektik vaz geçtik. “Bu da geçsin polis kayıtlarına.”
Depremzedelerimizin mizahı olur da, yandaş yazarların, iktidar ittifakçılarının, görevini yapan Ahmet beylerin mesela, yazdıklarında mizah olmaz mı? Olur, çünkü onlar da önce bir deftere not ediyorlardı.
Edebiyat dergilerinden birinde yayımlanmış bir anı fıkrayı hatırlatmam gerek önce.
Sırat-ı Mustakim’in idarehane penceresinden caddeyi seyrederken Mehmet Akif Ersoy ve Eşref Edip rahmetlikler, bir cenaze geçer önlerinden. Birbirlerine bakarlar ve bir cümlesini duyar Mehmet Akif Ersoy’un, Eşref Edip.
“Bu giden, bizim abonelerimizden olmasa bari.”
İki edibin, iki edeplinin yaşadıkları zorluğu, bir cenaze üstünden böyle merhamet ve zarafetle anlatmasını bir kenara koyarak, iktidar kalemşorlarından birinin bugünlerde yazdığı bir cümleyi not ettireceğiz defterlere.
Sabah Gazetesi yazarlarından Engin Ardıç’ın yazı başlığı şöyle: “Hopursan da, bopursan da” (22.202.2023) Hopurmak ve Türkçemize yeni kazandırdığı ve kalemine çok yakışan “Bopurmak” kelimeleri ne manaya gelir ve kimler tarafından nerelerde kullanılır, sorularıyla bizim işimiz yok. Meraklıları araştırabilir.
İşte o yazısında diyor ki ünlü Sayın yazar Engin Ardıç; bir siyasi parti liderinin adını başa yazarak:
“Kılıçdaroğlu hiç boşuna ‘AKP seçmenleri öldüler, oylar bana kaldı’ diye sevinmesin.”
Kalemşorluk görevini yapan Ahmet beylerle yarışında, ülkesinde yaşanan bir felaketten, ocaklar söndüren bir acıdan böyle bir “Nara” malzemesi çıkartmış, Viyana’larda Mozart çalgıları da dinlemiş Sayın yazar beye, Galatasaraylı olmayı, saraylı olmakla karıştırıyor mu desek?
Mizahlı örnek konu olunca, Cumhur İttifakının millete zillet diyen gücü Sayın Bahçeli’den bahsedilmese olmaz.
Sayın Erdoğan’ın, “Sezen Aksu, Türk müziğinin önemli bir ismidir, eyvallah” demesini beklemeden söyledikleri de not defterlerindedir Sayın Bahçeli’nin.
“Bu sanatçıya diyoruz ki, serçeysen serçeliğini bil, sakın kuzgunluğa heves etme.”
Kuş hallerinden de anladığını, kuş türleri üzerine bilgisinin olduğunu geçmişte böyle örneklendiren Sayın Bahçeli, deprem felaketini yaşadığımız günlerde de aynı kürsüden yine bir kuş türünü anarak yapıyordu azarını.
“Devletin yetişemediği ne vardı da, Ahbapçılar ve Babalacılar ‘Akbaba’ gibi kanat çırpmaktadır.”
Sayın Bahçeli, rahatsız ve şikayetçi olduğu ve STK kapsamı içinde bilinen bu kuruluşları, niçin hukuk kurumlarına değil de, medya yolu ile taraftarlarına anlatma işaretleme ihtiyacı hissediyor? Akbabalarla akraba mı olduk dostum Tramp filmleri dolayısıyla.
Halbuki İbrahim Kalın ne diyordu.
“Bizi biz yapan tüm STK’larımız, yardım kuruluşlarımız, gönüllülerimiz...
Gece gündüz, sıcak soğuk, yakın uzak demeden yardıma koşan güzel insanlarımız...
Hepinize müteşekkiriz.
Hepinize minnettarız.
Biz birlikte güzeliz,
Birlikte güçlüyüz,
Birlikte Türkiye’yiz.”
İbrahim Kalın yazmış en ince paylaşımı
Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın “Biz, hepimiz, güzel, minnet, güç ve birlik” gibi kelimeleri kullanarak yazdığı incelikli bu medya paylaşımına ilk teşekkürlerden birini, hasret kalmış gazetecilerden Fatih Altaylı yazdı. Kendisini iyi hissetmiş. Normal insan gibi hissetmiş. (Teşekkürler – İbrahim Kalın – Habertürk.)
Son cümlelerinden birinde İbrahim Kalın’ı anlatırken, kullandığı kelimeleri de ince ince eleyerek seçmiş olmalı.
‘’..Özellikle iktidar kanadından biri, İbrahim Kalın gözlerinden ateş fışkırmadan konuşarak…’’
İktidar kanadının makamlıları ve yazıp çizenlerinden “Ateş” yakıcılığında, yok ediciliğinde demeçler, nutuklar ve akıl verme makaleleri çok üretildiğindendir, Fatih Altaylı’nın da “Gözlerinden ateş fışkırmadan” sıfat tamlamasını kayıtlara aldırması, not ettirmesi.
Fatih Altaylı ile aynı günkü Ahmet Hakan yazısını internet sitesine (önemli) haber yapmış gazetemiz de. Başlık şu: “Ahmet Hakan, AKP’li vekile ateş püskürdü.”
Deprem bölgesinin milletvekillerinden biri, eline bir kağıt kalem alıp, vatandaşlara haberciler önünde, şu şuraya, bu buraya diyerek kuracakları yeni şehirlerin haritasını çizivermiş.
Milli Gazete görevlilerimizin Ahmet Hakan için “Ateş püskürdü” diye yazmaları işte bu sebeptenmiş.
Fakat şurası da var. Kamuoyuna “Gereğini yapan Ahmet bey” reklamıyla tanıtılan bahis mevzuu ettiğimiz bu yazarın “Ateş püskürmek” tabi özelliği olmalı ki, sitemizin, konu edilen yazarla alakalı diğer haber başlıkları aynı benzerlikte.
“AKP’li vekiller ateş püskürdü.”
“Cemal Enginyurt’a ateş püskürdü.”
“Kendi yazarına ateş püskürdü.”
“Patronuna yazılan dolar iddiasına ateş püskürdü.”
Kadınlar, bizim kadınlarımız..
10 ilimizi yıkan depremi yaşarken, başörtülü kızlarımızın gönüllerimizde yaşattığı depremler de var ama yazamıyorum.
Kahramanmaraş caddelerinde yardıma gidenlere yahut ziyaretçilerine yahut misafirlerine bağırıp çağıran “AKP’li eski milletvekili” sıfatlı kızımız...
Deprem çadırıyla lüks arabasını aynı karede paylaşarak yalın ayaklı bir depremzede çocuğuna kek ve meyve suyu vererek devletin orada olduğunu ispata çalışan AKP Kadın Kolları üyesi sıfatlı kızımız...
Ben yazmadım, yazamıyorum.
Fakat yazanlar var. Başörtüsünü konu ederek yazanlar var. İki gazetecinin yazdıklarını örnek sayalım ve defterimize not edelim.
Önce, ailenin bir yazarı. Salih Tuna, Sabah gazetesinde 21.02.2023 tarihinde not düşmüş tarihe.
“TKP (Türkiye Komünist Partisi) ‘hayatı devam ettiren’ çok şirin bir örnek verdi.
Adıyaman’daki depremzede kadınlar için bir koli de başörtüsü gönderdiler.
Çok ilerici, çok bilimsel ve çok çağdaş (Allah daha beter etsin) bir insan evladı da tepki göstererek, ‘Sizin AKP’den ne farkınız kaldı’ demiş!
Gülmeyin, bu kafa münferit değil.
Daha da kötüsü son derece organize.”
Yanlış anlaşılmasın diyelim. AKP’nin gönderdikleri başörtüsü değil, başörtülü kızlarımızdır.
Ve gazetemizin yazarı Ekrem Şama’nın 11 Şubat 2023 tarihli paylaşımı..
‘’Müslüman Kadın’’ imajını hatırlayalım:
SULH ZAMANI:
Merhametli
Müşfik
Cömert
Sözüne sadık
Haram yemez
Evladına haram süt vermez
Besmele dilinden düşmez
Komşusu açken tok yatmaz
Devlet malına el uzatmaz
Yalan nedir bilmez
Misafirperver
Güven kaynağı
FELAKET ZAMANI:
Yardıma koşar
Yol gösterir
Açları doyurur
Acıları paylaşır
Elindekileri feda eder
Yaraları sarar
Nezaketi asla terk etmez
Kimseyi aşağılamaz
Kimseye hakaret etmez
SAVAŞ ZAMANI:
Silaha sarılır cepheye koşar,
Kahramanlıkta sınır tanımaz
Şehit olmak arzusunu hep içinde taşır
Yaraları sarar
Aş dağıtır
Su dağıtır
Karşılık beklemez
Gerektiği yerde gerektiği kadar konuşur
Mukaddes değerleri hep üstün tutar
*****
(BUNLAR “MÜSLÜMAN KADIN” İMAJINA TECAVÜZ ETTİLER!”)

