Çok olsunlar…

Aslında çok da sık sormamaktayız bu soruyu. Bu zamanda böyle insan kalmış mıydı?

Zaman zaman şaşarım onlara rastladığımda.

Önceki gün de öyle oldu.

Çengelköy’de şile bezi giysi satan kadın esnafın dükkânına uğruyorum.

Acelem var, seçmek için fazla vakit harcamak istemiyorum.

Eski Osmanlı motiflerinin, kıvrık dallar arasında lalelerin, şakayıkların kullanıldığı mavi elbisede karar kıldım.

Hızla çantamı açıp cüzdanı çıkaracaktım ki.

Cüzdan yok.

Sonra anlıyorum.

Çanta değiştirirken cüzdanı eski çantada unuttuğumu.

O kadar da vakit harcadım seçim için fakat nafile.

Elbiseyi bırakıyorum.

Dükkân sahibi hanım izin vermiyor bırakmama, “Lütfen alın sonra parasını getirirsiniz” diyor.

İtiraz ediyorum: “Alamam, ya bana bir şey olursa ahirete borçlu gitmek istemiyorum.”

Bilge kadın beni çok şaşırtan cevabı veriyor sakince;

“Size yandım da şu çul parçasına mı yanamadım, helal olsun getirseniz de getirmeseniz de.”

Şaşırdım.

Masanın üzerine bıraktığım elbiseyi özenle paketleyip elime verdi.

Almak istemedim.

Öylesine samimi ısrar ediyor ki.

Yeminler verdiriyor.

Şoktayım.

Kadının yüzüne hayretle bakıyorum.

Bu zamanda böyle insan kalmış mıydı diyorum.

Huzurlu, samimi bakışları ile yaşam felsefesinin insanlara güvenmek olduğunu naklediyor.

Zaten dükkânında sohbet edenler de kendisi gibi gönül insanları.

Onlar dertlerini naklettikçe bir kanaat önderi, bir bilge gibi manevi nasihatlerini sunmakta idi.

İkimizin ısrarının galibi o oldu.

Telefonumu bırakıyorum.

Az bulup eşimin, çocuklarımın telefonlarını yazıyorum.

Hani olur da başıma bir şey gelirse, herhangi bir gelememezlik durumunda arayacağı numaraları veriyorum.

Bıraktığım numaralara bakmıyor bile.

Buruşturup atıyor.

Dışarı çıkıyorum lakin allak bullak vaziyetteyim ya yarına kadar bana bir şey olursa, ya kadıncağızın parasını getiremezsem.

Korkudan elim ayağım titriyor.

Bu borçlu halimle kendimi riske atmamam gerek.

Eve gelene kadar olası bir tehlikeye karşı önlem almak için hane halkını bilgilendiriyorum borcuma dair.

Peşinden koştuğum otobüs durağa yaklaşırken geri çekiliyorum.

Kendime dikkat etmem gerek.

Büyük bir sorumluluk almışım üzerime. Hâsılı borcumu ödeyene kadar ayrı bir âleme gittim geldim.

Onlar dünyamızı güzelleştiren insanlar. Elbette rızıklarını helalinden kazanmak, namerde muhtaç olmamak için gece gündüz çalışmaktalar.

Lakin fedakârlık yapmaları gerektiğinde, kazanacakları kârdan feragat etmeleri hâsıl olduğunda, ya da sıkıntıda olana gözlerini kırpmadan koşabilmekte, yanlarında olabilmekteler.

Bir yıldız gibi etraflarına ışık veren o seçkin ve seçilmiş nadide insanlar. Sağ olsunlar, var olsunlar, çok olsunlar.