Geçtiğimiz günlerde çokça konuşulan bir olay vuku buldu
Edirne de. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile kanser hastası bir
kız arasındaki diyalog, başlı başına bir ibret vesikası olarak yaşandı. Bakan a
meramını anlatmak ve çare bulunmasını istemek maksadındaki kanser hastası bir
genç kız ile Bakan arasındaki ilginç diyalogu gördük. Benzer niceleri gibiydi
aslında, otorite sahibiyle vatandaş arasındaki diyalog bundan önce nasılsa
bundan sonra da aynıydı yani. Bir bakıma, devlet baba ile kulları
zihniyetinin yansıması vardı o yaşananlarda.
Bakan a ilaçlarını teminde zorluk yaşadığını söyleyen
genç kız, bir ton laf işiterek ve resmen dilenci muamelesi görerek eline
sıkıştırılan bir miktar parayla ödüllendiriliyordu (!). Bakan ın parayı kızın
eline tutuştururken sarf ettiği daha ne yapayım sözü, ne kızın anlattığı
sorunu dineldiğini ne de hasta kıza dilenciden öte bir değer atfetmediğinin
delili gibiydi. Gururu incinmiş ve sorununun çözümüne dair herhangi bir söz
alamamış kızın sonraki parayı iade edişi ve bunun da kameralara yansıması,
devreye Sağlık Bakanlığı nın girmesine ve hasta kızın sorununun çözülmesine
neden oldu. Yoksa, 200-300 lirayla baştan def edilecekti . Bakış açısı, para
verdik ya, daha ne yapayım olunca, ister istemez yapılan en ufak iyiliğin
bile bir şekilde vatandaşın başına kakılması da bu zihniyet çerçevesinde normal
oluyor tabii.
Bir diğer örnek ise gecikmiyor. Sarp Sınır Kapısı nda
işten çıkarılan 14 işçi adına içlerinden bir tanesi, Gümrük ve Ticaret Bakanı
Hayati Yazıcı ya serzenişte bulunuyor. Sorgusuz, sualsiz, önceden herhangi bir
haber verilmeden ve açıklamada bulunulmadan işten çıkarıldıklarını söyleyen
genç, kendilerine kimsenin yol göstermediğini söylüyor ve çoluk çocuk sahibi
olan insanların mağdur durumda olduklarını belirtiyor. 17 aydır çalıştığı
işinden apar topar kovulduğunu ifade eden gence Bakanın cevabı ise tam da yeni
Türkiye nin zihniyet yapısını ifşa eder cinsten: Ben senden şunu beklerdim.
Çok teşekkür ederim demeni beklerdim. 17 aydır ben burada çalıştım, ücret
aldım.
Yani Sayın Bakan neredeyse işsiz gençten özür dilemesini
bekleyecek gibi bir karşılık veriyor. Çevre Bakanı nın yaşadığı şaşkınlık nasıl
ki sözlerine daha ne yapayım şeklinde yansımışsa, Gümrük ve Ticaret
Bakanı nın sözlerine de senden teşekkür beklerdim şeklinde yansıyor. Aslında
beklenen, bu memleketin vatandaşlarının idarecilere, yöneticilere karşı devamlı
bir minnet ve şükran içinde olması ve herhangi bir şikayet, sitem veya sorunla
karşılarına gelmemeleri.
Bu bakış açısına göre vatandaş hakkını aramamalı ve
payına düşene razı gelmeli. Emeği karşılığı ücret almak bile bir minnet duyma
vesilesine dönüşebiliyor işte. Her iki örnekte de vatandaşlar gayet medeni
şekilde meramlarını anlatıyorlar ve sıkıntılarını dile getiriyorlar. Ancak
aldıkları karşılık tamamen farklı bir duruma götürüyor işi. Birinde üç beş
kuruşla susturulmaya çalışılıyor, diğerinde ise önce teşekkür et mealindeki
ince bir azar çıkıyor vatandaşların karşısına.
Yaşanan bu iki hadiseden akılda kalan Bakanların
şaşkınlıkları kadar kanser hastası kızın sözleri oluyor: Görüyorum ki
çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda yoksa, hasta bir insana veya
çoluğunun çocuğunun rızkının derdine düşmüş işsiz bir insana bu cevaplar
verilmez, bu sözler söylenmez.
İnsaf ve izan, herkese olduğundan çok otorite
mevkiindekilere lazım. Ne de olsa, o
makam, mevkii, güç, otorite de gün gelince elden gidecek.