Ekonomi çok iyi gidiyordu , faizler tarihi düşük seviyelere inmişti , IMF borcu sıfırlanmıştı türünden argümanları, özellikle de Gezi olaylarının ardından sıklıkla işitir olduk. Ekonomideki dengelerin bir anda bozulmasına, iskambil kağıdından kulelerin yıkılmaya yüz tutmasına aranan gerekçelerle birlikte, dış mihrak , faiz lobisi türünden günah keçileri ön plana çıktı. Yaldızlı görüntüsünün altında paslanmaya yüz tutmuş bir gövde bulunan ekonomi, yine konuşulmadı, tartışılmadı adam akıllı.

Halbuki, suç önce Gezi olaylarındaki ve sonra da yolsuzluk ve rüşvet operasyonundaki komplolara, dış mihraklara atılırken, ekonominin 2012 den beri içinde bulunduğu netameli ve kırılgan yapı ise gözden kaçırıldı ısrarla. 2012 ye damga vuran ekonomide gaz-fren tartışması bile gerekli tedbirler alınmaz ve ekonomi soğutulmazsa arabanın duvara toslaması ihtimali üzerinden yürümüştü. Fren cephesinde yer alanlar, yüksek cari açıkla büyümeyi Türkiye nin daha fazla götüremeyeceğini savunup, ekonomiyi soğutma gereğinden dem vurmuşlardı. Karşıt cephe olan gaz cılar ise büyümeden feragat edilemeyeceğini ve soğutma tedbirlerinin durgunluğa sebep olacağını (siyasi popülizm de var tabii) belirtiyorlardı.

Dolayısıyla, ekonomi mükemmel bir çizgide gitmediği gibi büyüme yavaşlarsa cari açık azalıyor, büyüme hızlanınca cari açık da kontrolden çıkma eğilimi gösteriyordu. Yüksek büyüme hızlarının ekonominin baş belası olan cari açığın finansmanını zorlaştıracağı da aşikardı. Tüm bunların üzerine 22 Mayıs 2013 te (Gezi olaylarından birkaç hafta önce) Amerikan Merkez Bankası Fed in tahvil alımlarını azaltma kararı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kırılganlık katsayılarını arttırdı. Yapısal sorunlarını çözemeyen Türkiye için açıkların finansmanında en ciddi kaynak olan borçlanma imkanlarının hem azalması hem de pahalı hale gelmesi, ekonomideki netameli yapıyı iyice sıkıntıya soktu.

Fed, para musluklarını kapama kararını alınca sıcak paraya ulaşma şansı azalan Türkiye de, ister istemez cari açığı azaltmaya yönelik birtakım tasarruf tedbirlerine girişti. Bu tedbirlerle hem gelirler artırılacak, hem de giderler azaltılacaktı. 2012 de gaza basalım diyenler bile tasarruf tedbirlerine sarılmak zoruna kaldı. Ekonomide denizin bitmekte olduğunu hükümet sonunda anlamıştı. Yani, kamuoyuna devamlı pompalanan lobi , dış mihrak gibi günah keçilerinden önce konuşulması gereken esas odak Fed di.

Borçlanarak sağlanan cilalı büyüme rakamları (sebep olduğu cari açık gibi olumsuzlukları görmeden),  kredi ve kredi kartlarıyla tüketerek uyutulan toplum ve krize girmeyen mali sektör (yani bankalar) ön plana çıkartıldı ve ekonomi ne kadar da iyi mesajı pompalandı. Halbuki, makroekonomik dengelerde esaslı bir iyileşme ve çözüm sağlanamadı. İşsizlik yeniden çift hane olurken, yatırımlara esas teşkil eden tasarruflar görülen en düşük seviyeye indi, ihracatın ithalatı karşılama oranı istenen düzeylere gelemedi.  10 yılda milli gelir 3 kat büyüdü illüzyonuna rağmen vatandaşın reel geliri artmadı ama borcu katlandı.

Vatandaşı birinci sırada ilgilendiren enflasyonda da istenen hedeflere ulaşılamadı bir türlü. Enflasyon hedeflemesine geçildiği 2006 yılından beri yalnızca 3 defa hükümete mektup göndermedi Merkez Bankası. Hedefe göre 2 puandan fazla sapmalarda Merkez Bankası nın hükümete hedefin neden tutmadığını açıklayan bir açık mektup göndermesi gerekiyor. Bu 8 senelik süreçte (2013 ü de sayarsak) 5 mektup anlamına geliyor bu. Mektup gönderilmeyen 3 yılın 2 sinde hedefin altında enflasyon oluşmuş (biri kriz yılı olan 2009), diğerinde de hedefin 1.2 puan üstünde bir enflasyon olmasına rağmen 2 puandan fazla olmadığından mektup gitmemiş.

Bu durum şunu gösteriyor. Enflasyon hedeflemesinden bir türlü istenen fiyat istikrarı ortamı sağlanamamış ve hedefler de tutmamış. İstikrar amaç ancak esas olan istikararsızlık olmuş hep. 2006, 2007, 2008 de hedef tutmuyor, kriz yılı olan 2009 ve akabinde 2010 da tutup, 2011 de oldukça sapıyor (hedef 5.5, gerçekleşen 10.45). 2012 de 1.2 puan sapsa bile tuttu kabul edilip, 2013 te revizyona rağmen hedefe ulaşılamıyor. Merkez Bankası, en büyük önceliğini bir türlü yerine getiremiyor yani.

2014 enflasyon hedefi de tutmayacak büyük ihtimalle ve ekonominin temel sıkıntıları bu gidişle sürecek gibi. Bunun yansıması ise vatandaşın sırtına binen yükün daha da ağırlaşması ve ekonomideki sıkıntıların üzerine adamakıllı eğilmek yerine bol bol mektup yazmak olacak gibi görünüyor.