Bazı zamanlar konuşmak nasıl ağır ve zahmetli bir iş haline geliyorsa yazmak da öyle bir hale geliyor. İnsan konuşurken nasıl yutkunuyorsa yazarken de yazıp yazıp siliyor. Kalbe iyi gelmeyenin hale iyi geldiğini hiç görmedim, duymadım. Onun için kalbin sükût etmediği yerde kalemin sükût edeceğini zannetmiyorum. Bu kadar yozlaşmanın, çürümenin içinden çıkan sağırlığa, körlüğe ve bağnazlığa nasıl bir yaklaşım gerekir onu da bilmiyorum. Dedim ya mesafe en iyisi… Her şeye, herkese biraz mesafe koymakta fayda var. Sessizlik de bir çeşit tedavi sürecidir. İnsanın ruhunun dinmesi, dinginleşmesinin de epey zahmetli bir mesele olduğu da aşikâr.

Hayat devam ediyor. Güneş yeniden doğuyor ve insan güneşe bakabiliyorsa yine içinin bir yerlerinde var olma ve ümit edebilme gücü bulabiliyor. Belki kimilerince safça bir iyimserlik olarak görülebilir -kanaatimce saflıkta bir mahsur da yoktur- görülsün. Şayet olan biten onca ümit ve heves kırıcı şeyden sonra dahi yüreğinden bir tutam merhamet kıvılcımı bulabilenlerin önünde, bilincinde, ‘bilmiyorlar’ yankısı vardır. Çünkü bilen insan bile isteye kötülük yapmaz, yapamaz. Bile isteye kötülük yapabilenler, ortak olanlar ancak bilmiyorlardır. Onun için ta ilk insandan bugüne kadar gelen insanoğlunu uzun yürüyüşüne bakıp, bu büyük insanlık hikâyesinin içerisinde bir yere denk düştüğümüzü anlayıp, ileriye bakmaya devam etmeliyiz.

Sabırla ve inatla bütün saptırmalara, safsatalara boyun eğmeden bu geçici dünyanın rengine kanmadan hem bu dünyada insanların saadetini sağlamak hem de öteye geçerken bize azık olacak bir çabaya tutunmak zorundayız. Galiba bundan başka da azık yok. Güya kendi için tasarladığı bir geleceği, başkalarına boyalı bir umut olarak ister adına dava ister ideoloji isterse başka bir şey desinler böyle büyülenen, baştan çıkan bir topluluğun içinde kendine bir duruş katabilmek, katabilmiş olmak bu dünya için az bir şey değildir hani.  Bunun için kınayanlara, sövüp sayanlara aldırmadan yeni bir dünyanın olanaklarını yaratmak için didinip duran bir tavra daha dikkatli ve de derinlikli bir şekilde bakmalıyız. Bütün bu çabaları, bütün emekleri varlık ve yokluk dengesini hep hatırda tutarak, acele etmeden emin adımlarla yürümeliyiz. Ki günlerin ne yaptığından bağımsız yola davam edelim. Öteleri unutmayanların en büyük özellikleri güzel kalabilmeye olan istidatlarıdır. Bu nedenle iyi ki iyiler hep var. Hoşça bakın zatınıza…

Bir not: Bir arkadaşım göndermişti aşağıdaki şiiri, internette bakındım pek bir şey bulamadım, aldığım notun altında İmam Şafii yazıyordu. İnternette gezintilerimde de aynı şekilde gördüm. Bir eksiklik olmuşsa şimdiden mazur görün lütfen. Ara ara dönüp okurum ve içime bir rahatlama hissi verir. Sizlerle de paylaşmayı uygun gördüm. Muhabbetle.

Bırak, günler istediğini yapsın

Kader bir hüküm verdiği zaman gönlünü hoş tut

Gecelerin dertleri için sızlanma

Çünkü dünya dertlerinin kalıcılığı yoktur

Musibetlere karşı metin bir adam ol

İnsanlar seni vefa ve hoş görün ile tanısın

Yaratılmışlar içinde ayıpların çoğaldıysa

Ve onların örtülmesi seni sevindirirse

Cömertlik örtüsüne bürün, çünkü her kusuru

-Söylendiği üzere- eli açıklık örter

Düşmanlarına asla zayıflık (zillet) gösterme

Çünkü düşmanların bunu kullanması beladır

Bir cimriden de hoşgörü bekleme

Cehennemde susamışlar için su yoktur

Teenni (acele etmemek) senin rızkını azaltmaz

Acele edip strese girmek de rızkı artırmaz

Ne hüzün devamlıdır ne de sevinç

Ne üzerindeki darlık ne de bolluk

Eğer kanaatkâr bir kalbe sahip olursan

Sen ve dünyalara sahip olan eşit olursunuz

Sahasına ölümler inen kimseye gelince

Onu artık ne yer koruyabilir ne de gök

Allah’ın arzı geniştir, fakat

Kader (ecel) gelince feza bile dar gelir

Bırak, günler her an gaddar olsun

Nasılsa ölüme fayda verecek ilaç yok.

İmam Şafiî (ra)