RENKLERİMİZE KÖRLER GÖZLERİ KÖR EDERLER
Sosyal medyada dolaşan iki videoyu analiz ederek başlamak istiyoruz. İlkinde konuşmacı, birkaç gündür adı etrafında çok yorum yapılan siyasetçi Meral Akşener.
Lakin bizim şimdi yazacağımız analizin muhalif karargah “6’lı masa”da yaşanan “Git-Gel” olayı ile hiç ilgisi yok. Her ne kadar bu video, bu olayın hesabı üzerine dağıtıma sürülmüş olsa da.
15 Temmuz öncesinde her şehirde, her salonda ve her ayda sahnelenen organizasyonlarından birinde kayda alınan video konuşmasındaki üsluptur, övgüdür, yönlendirmedir dikkatlere sunmak istediğimiz. Konuşmacının, ben de olayım, tavrı yahut korunma arzusunun düşürdüğü hal, klinik vak’a durumu değildir analiz arzumuzun sebebi.
Söylenenleri kelimesi kelimesine yazıya döküyoruz:
“Değerli misafirler!
Bu programı başından beri izliyorum.
Her renk, her din, her dilden çocuklarımız vardı. Onları izlerken, sizin alkışlarınızı dinledim, coşkunuzu dinledim ve FG’nin kendisine söylenen bir söze verdiği cevabı hatırladım.
Amerika’da Afrika kökenli Müslümanlar Türkiye’ye geldikleri zaman bu hizmetin değerli mensupları tarafından ağırlandıklarında, Amerika’da FG ile bir araya geldiklerinde, bir söz söylüyorlar.
Diyorlar ki: Dünyanın her tarafında Müslüman ülkelere gittik, ağırlandık. Ama hep farklı olduğumuzu düşündük. Böyle davranıldı. Bir tek Türkiye’de sizin arkadaşlarınız ağırlarken bunu hissetmedik. FG’nin de cevabı: Biz renk körüyüz.
Burada bu çocuklarımızla birlikte gönül gözü açık ama düşmanlığa, zalimliğe, zulme gözleri kapalı insanlar gördük, teşekkürler!”
AfroAmerikalılar diye tanımlanan Müslümanların yaşadıkları farklı bakışlara muhatap olma hali, eğer varsa ve hâlâ oluyorsa, dünyanın her tarafındaki Müslümanların hatalarıdır, dinlerini olduğu gibi anlayamama ve yaşayamama halidir.
Türkiye’de olmamış bu durum. Afrika kökenli Amerikalı Müslümanların, her an ve her yerde sitemkar olacakları bakış ve muameleleri beklemeleri de, farklı olduklarına inanmaları ve kabul etmelerinden kaynaklanmasının payı var demesek de yaşanıyormuş bu haller. Fakat Türkiye hariç.
Orijinal bulanan ve kimsenin aklına gelmeyen ve fakat FG’nin zekasından fışkırdığına inanılan gerekçeyi bir daha okuyalım.
“Biz renk körüyüz!”
Hata bizde. Görme bozukluğumuz dolayısıyladır sizin sevindiğiniz durum; inancımızdan, “Üstünlük takvadadır” hadisi şerifini tam anladığımızdan değil.
Kırmızı, yeşil ve mavi renkleri seçememek rahatsızlığını sahiplenerek, meseleyi inanç ötesine taşımak, zehir zemberek bir hariçten gazel okumak olmasına rağmen bunu inanılan dinin bir inceliği gibi sunmanın resmen ve alenen belgesi bu videoya, bir karşı tez üretilmemesinin yıkıcılığı da hesap edilmelidir.
Video görüntüsüne dahil edilen ve AKP’nin kurucu dört atlısından biri sıfatı tescilli politikacı Bülent Arınç’ın trans hali ve mahzun bakışları da “Tamamlayıcı” gibi pazarlanan bu organizasyonun neticesi olacak ihaneti örtülemeye, saklamaya yöneliktir. Bu da bilinsin!
NE DE OLSA ESKİ MUHALİF
İkinci videomuzda İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu var. Meral Akşener’in özgeçmişini satıyor meraklılarına. Aynen yazıyoruz.
“Doğru Yol’da siyaset yaptım. Biz ona hiç güvenmezdik. Doğru Yol’da Tansu Çiller’i sattı. AKP’nin kuruluşunda AKP’ye geldi, orada da Tayyip Erdoğan’ı sattı bir günde. Sonra MHP’ye gitti Devlet Bahçeli’ye. Bir günde MHP’yi sattı. Şimdi de “ Altılı Masa”yı devir devir döndürüyor. Hangi gün satacağım diye bekliyor.”
Sayın Soylu siyaset yaptım diyor ama söyledikleri daha çok takip peşindeki hesaplaşma görevlisinin raporu gibi.
Sayın Soylu’ya o satarken, siz ne yaptınız? Kimi, ne zaman, nerede uyardınız gibi bir soruyu sormayı hiç düşünmeyelim. Fakat kendini anlattığı bu videosunda, yol arkadaşından şikayetlenirken kayda alınan itirafına varacağız şimdi.
Sayın Soylu, Sayın Soylu’nun AKP’li olmaktan önceki halini şöyle anlatıyordu:
“Eğer ben Süleyman Soylu’ysam, eğer ben bir Balkan çocuğuysam, buradan herkese açıklıyorum: Eğer tertemiz bir adamsam, eğer dürüst bir adamsam, arkamda bir tek kara leke olmadan karşınızda duruyorsam, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenden hesap sormazsam namerdim, namerdim!”
Sosyal medyada “Sayın Erdoğan’dan hesap sormazsam” başlığı altında dolaşan bu Soylu deklarasyonunda en güçlü vurgu, yetimlerin haklarının korunması üzerinedir.
Sayın Soylu’nun Akşener şikayetnamesine dönersek, Sayın Akşener’in konu edilen turlarında, yetim hakkı ihlali vurgusu yok.
Sayın Soylu’nun muhalif günleri aşkından kalan kırıntılar var yüreğinde. “Şimdi de Altılı Masa’yı devir devir döndürüyor!”
Altılı masa’nın çok önemsendiği Sayın Soylu’ca ancak böyle anlatılırdı; başarılmış.
Devamında ise bu sahiplenmenin, bir ikaz, bir aman ha uyarısı var.
“Hangi gün satacağım diye bekliyor!”
Sayın Soylu’nun bu son cümlesi, tecrübe konuşturmaktan ziyade, istihbarat kaynaklarının doğrudan bağlı olduğu tek bakan, havasını da taşımaktadır.
Lakin içinde bulunduğu Cumhur İttifakı ortaklarının, birbiri peşi sıra Sayın Akşener’i davet yarışına girmesi, Sayın Soylu’yu, Akşener uzmanlığında, istifa macerasını hatırlatırcasına etkisiz ve yetkisiz bırakıyor.
Merak uyandırmak, meraka değer olmayı gerektirir.
SİSTEME SİTEM Mİ ÖRT Kİ ÖLEM Mİ?
“Altılı Masa”nın açıklamaları yapılırken TV kanallarında, olayları saniye saniye izleyen Cumhur İttifakı’nın itirazları da yayınlanıyordu ekranların kayan alt yazılarında.
“Güçlü Cumhurbaşkanı Yardımcılığı sistemimizde yok!”
TV izleyenlerin her birinin kafasından bir espri ürüyor o anlarda. Biz üçünü duymaya yetişebildik. İlki derin bir soru şeklindeydi.
“Sizin yardımcı yaptığınız sayın kişiye göre mi ayarlanmıştı sisteminiz?”
Bir diğeri yine mevcut olanla ilgiliydi.
“Neden? Her partide, sizin Cumhurbaşkanı Yardımcınıza eşdeğer, kapasiteleri paralel insanlar olmayabilir ama.”
Üretilen esprilerin üçüncüsü ise, “Altılı Masa”yı Fatih’in topuyla savunuyor.
“Mecburen güçlü olacak. Çünkü muhalifler yirmi yılda çok bilgilendiler, tecrübelendiler, sevgi çoğalttılar ve dayandılar birbirlerine.”


