Milli Görüş lideri, Refah-Yol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Gümüş Motor Fabrikası müdürü olduğu yıllar…
İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, “Kendi otomobilimizi nasıl yapabiliriz?” toplantısı vardır…
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Daire Başkanı ve Başbakanlık Müsteşarı Şinasi Orel, önemli konuklardan birisidir. Müsteşar Şinasi Orel, konferanstan hemen önce dar kapsamlı katılımlı bir “bilgilendirme” toplantısına iştirak eder… Bu toplantıya katılan isimlerden biri de o dönem henüz doçent olan Erbakan Hoca’dır…
Gelelim konferansa…
İTÜ’deki bu ehemmiyetli konferansa sanayiciler, makine profesörleri, İTÜ rektörü ve öğretim üyeleri ile öğrenciler katılır.
“Yerli ve milli otomobili nasıl üretebiliriz?” sorusunun cevabını arayan konferansta baş konuşmacı Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızdır.
Gazete kupüründen de anlaşılacağı üzere Erbakan Hoca, bu konferansta, karatahta başında rakamlarla konuyu geniş bir şekilde izah ediyor.
Haberdeki fotoğraf altı yazısı da son derece çarpıcı: “Her aile bir araba sahibi olabilecek. Doçent Necmettin Erbakan, Türk tipi otonun kaça mal edilebileceğini, karatahta başında bilhesap gösteriyor. Söylendiğine göre, Türkiye’de 725 kişiye bir araba düşüyor. Oto sanayii kurulduktan sonra her ailenin bir araba sahibi olması işten değil…”
Fotoğrafı çeken muhabir Sökmen Baykara. Haber ise Lütfü Akdoğan imzalı.
Haberin bence en çarpıcı yönlerinden biri de başlığı: “Bir otomobili 1.400 dolara yapabileceğiz.”
Başlığın hemen altında yine iri puntolarla şu alt başlık dikkat çekiyor: “Memleketimizde oto sanayii kurulması yolundaki faaliyet, ilgili makamlar tarafından ele alındı.”
***
Tamam da, “hülasa nedir?” diye sorularınızı duyar gibiyim.
Hülasası şu; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan , çok önemli bir konuyu gündeme getirdi, epey bir süredir. O da şuydu; kendi yerli ve milli otomobilimizi yapmak…
Bu konu bugünlerde daha bir konuşuluyor… TOBB liderliğinde Türkiye’nin önde gelen işadamları kolları sıvadı… Bazı somut adımlar atıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan , “Konunun takipçisi olacağım. Beni ne zaman isterseniz arayabilirsiniz. Her zaman yanınızdayım…” da diyerek, güçlü bir mesaj ve cesaret verdi, işadamlarına…
Böyle bir proje gerçekleşirse bu Türkiye açısından elbette önemli bir kazanım…
Ama bakar mısınız; aradan aylar, seneler geçti…
Şayet Erbakan Hoca’nın yıllar önceki öngörüleri gerçek olsaydı, bugün söz konusu alanda gelebileceğimiz yeri tahmin edebiliyor musunuz?
BÖYLE DAHA İYİ OLMAZ MI SAYIN BAKAN!
BAŞBAKAN Yardımcısı Bekir Bozdağ dedi ki, “Diyanet’in bundan sonraki müftü, vaiz, imam ve müezzinleri, kurulacak yeni akademiden geçerek hazırlık yapacak ve sonrasında Diyanet kadrolarında çalışmaya başlayacak…”
* Tamam, imamlar Kur’an-ı Kerim’i kuşkusuz daha güzel okusunlar, okumalılar… Hem de ne kadar isabetli olur…
* Tamam, müezzinler ezanı hakkıyla okumalılar… Ne kadar güzel olur…
* Tamam, imamlar alanlarında daha yeterli olmalılar, kendilerini daha çok geliştirmeliler… Eyvallah…
* Tamam, imam ve müezzinler bu görevi sadece “namaz kıldırmak” şeklinde algılamamalı, eskiden olduğu gibi “toplumda kanaat önderi” olmalılar… Ve bunu da yaşantılarında göstermeliler… Elbette ve de kesinlikle…
* Tamam, imam ve müezzinler, İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra “Akademi”den elbette mezun olsunlar… Bittabii ki bu olumlu bir proje…
* Tamam, dediniz ki, “Daha önce İmam Hatip Lisesi mezunları dahi direkt atanabilirken bundan sonraki atamalarda ilahiyat mezunları dahi direkt olarak imam olamayacak. Kurulacak akademi eğitimini alıp kadrolara atanabilecekler...” Buna da okey…
***
Ama, “2 yıl imam hatip kadrolarına hiç atama yapılmayacak!” açıklamanızı bir kez daha düşünseniz, Sayın Bakan!
Düşünsenize Sayın Bakan;
* Bütün hayalini imam hatip ya da müezzin olmak üzerine kuran ve bu yıl ya da gelecek sene İmam Hatip Lisesi’nden mezun olanlar ne yapacaklar?
Şöyle bir formül hayata geçirilemez mi; bir yandan akademi çalışmaları sürsün, ama öte yandan da İmam Hatip Lisesi’nden mezun olanlar imam-müezzin olarak atanmaya devam etsin…
Olamaz mı?
UNUTMA Kİ BİR GÜN BU VATANI YÖNETECEK VE İSLAM BİRLİĞİNİ SEN KURACAKSIN!
İŞTE o gün benim ömrümün miladıydı. Bir daha hiçbir sofraya küsmedim… Küstüğümde bu durumda aç kalacağımı ve olanın bana olacağını bildim. Bu olay benim hayatıma öyle güzel dokundu ki, bir daha sonucunun bana zarar vereceği hiçbir eyleme kalkışmadım.
Okulda hocalarımı can kulağımla dinledim. Çünkü biliyordum, dinlemez isem bilgi yönünden aç kalacak, olan bana olacaktı.
“Oku” dediklerinde okudum. Okumasaydım kitaplara aç kalacaktım. Erdemli Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde okurken, bazen okulun pansiyonunda konferanslar olur, bizim yararımıza olacağı için hocalarımız bizi zorla konferans salonuna götürürlerdi. Zorla götürüldükleri için diğer öğrenciler konferansa küserler ve konuşmacıyı dinlemezlerdi. Ben ise aç kalma korkusundan dolayı zorla da olsa can kulağıyla dinlerdim.
Sonuç ne mi oldu? Şu an 22 yaşındayım. Lisede okul öğrenci başkanlığı, üniversitede Anadolu Gençlik Derneği İlahiyat Fakültesi başkanlığı ve Çukurova Üniversitesi Başkanlığı yaptım. Yaşımın küçük olmasına rağmen istişare kurulu heyetlerine alındım.
Yanlış anlaşılmasın, amacım kendimi övmek değil. Gençlere yemeğe, kitaba, hocaya, konferansa ve en önemlisi DAVA’ya küsmemeleri gerektiğini göstermeyi amaçlıyorum.
Eğer küsmezseniz elinizden tutulur. Arayan değil, aranan insan olursunuz.
Ey benim Müslüman kardeşim. N’olur hiçbir şeye küsme!
Kapına, yurduna gelen hocana yüz çevirme.
Dinle, oku, öğren.
Unutma ki bir gün bu vatanı yönetecek ve İslam Birliği’ni kuracaksın.
Biz de birlikte, senin emrinde İslam Birliği’nin neferleri olacağız.
Bana da bu yazımdan dolayı küsme! Allah’a emanet olun…
(ABDURRAHİM CEYLANİ)
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
* Eski Milli Eğitim bakanlarından Prof. Dr. Ömer Dinçer ’in, önümüzdeki Pazar günü saat 11:00’de, İKEV Esenler Konferans Salonu’nda bir konferans vereceğini, biliyor musunuz?