Tüm ülkeyi şok eden 6-7 Eylül Olaylarının üzerinden yıllar geçtikten sonra, o günlerde Özel Harp Dairesinde çalışan eski Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu ile yaptığı bir röportajda, “6-7 Eylül olayları Özel Harp Dairesi işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” dedi.

Emekli generalin “amacına ulaştı” ile ne kastettiği, daha sonra azınlık nüfusunun durumuna bakıldığında ortaya çıktı.

6-7 Eylül 1955, gayrimüslim sermayeye el konulmasıyla, Türk kimlikli sermayenin palazlanmasında bir başka önemli basamak oldu.

Olaylardan sonra Türkiye’deki Rumların sayısında önemli bir azalma gerçekleşti.

1924’teki sayımlarda 1 milyon olarak sayılan İstanbul nüfusunun 280 binini Rumlar oluşturuyordu. 1955 olaylarından sonra ise bu sayının neredeyse 1/5’e indiği görüldü.

***

Halen AKP Gaziantep milletvekili olan ve son dönemlerde “suskunluğu” ile dikkat çeken Şamil Tayyar bir söyleşisi sırasında, “50 Hücre”den söz etmekte. 

Peki, 50 hücre ne oldu

Tayyar’dan dinleyelim; “Önemli kısmının tespit edilemediğini, yargı önüne çıkarılamadığını düşünüyorum. Derin devletin hâlâ yargı ayağı, ekonomi ayağı duruyor mesela. Bu hücrelerin önemli kısmı operasyonlar sayesinde pasifize olmuş, manevra kabiliyetini yitirmiştir ama yok olmamıştır. Bunların bir kısmı uyuyan yılan şeklinde beklemektedir…”

***

Bülent Ecevit anlatıyor;

“1974’teki Başbakanlığım sırasında, Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, örtülü ödenekten birkaç milyon istedi. O yıllarda milyonlar büyük paraydı ve benden istenen, örtülü ödenekteki paranın tümüne yakındı. Bu paranın ne amaçla istendiğini sormak zorunda kaldım. “Özel Harp Dairesi için istiyoruz” yanıtı geldi. Öyle bir resmi dairenin adını duymamıştım. “Şimdiye kadar bu dairenin giderleri nereden karşılanıyordu ” diye sordum. Amerika Birleşik Devletleri’nin karşıladığı bildirildi.”

1 Mayıs 1977, 16 Mart Katliamı, Bahçelievler Katliamı, Maraş Katliamı, Çorum Katliamı, Abdi İpekçi Cinayeti, Disk Genel Başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesi gibi 12 Eylül’e giden yolun kilometre taşlarında Ecevit’in sözünü ettiği Özel Harp Dairesi’nin başrol oynadığı hep konuşuldu. 

Giderleri 1974’e kadar ABD tarafından, 1974’ten sonra Başbakanlığın örtülü ödeneğinden karşılanan Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantılarının bir partinin elemanları olduğu, bizzat o dairede görev yapmış bir general tarafından, 12 Eylül’den birkaç sene önce Ecevit’e gayet sıradan bir bilgi olarak söylenebilen bir vakıaydı.

***

Şimdi…

Bilmem farkında mısınız

“Beyaz Kuvvetler” olarak anılan, Özel Harp Dairesi ve Kontrgerilla’nın günümüzdeki karşılığı olarak gösterilen TUSHAD hâlâ aktif…

Çok konuşulmaya başlandı;

Son gösterilerde “Beyaz Kuvvetler”in etkisi ve rolü var mı, acaba

Sizce…

Ne işin var orada!

Sınırımızda savaş tamtamları, her geçen gün tonu biraz daha artarak çalarken...

NATO’nun en üst düzey yetkilileri Türkiye’ye bir gelip bir giderken...

Suriye’den fevç fevc mülteci akını devam ederken...

En üst düzey yetkililerimiz birbirinden ilginç ve de paradoksal açıklamalar yaparken…

Sınıra yeni askeri takviyeler yapılırken...

Bölgede haritalar yeniden çizilmeye çalışılırken...

Kobani gösterileri devam ederken ve insanlar ölmeye devam ederken, ülke tahrip olurken...

Hiçbir şeyden habersiz çocuklar oyunlarına ara vermek zorunda kalırken… Birileri tüm bu olayların kenarından avuçlarını ovarken…

Küçük, ama çok küçük bir ayrıntı hemen herkesin gözlerinden kaçtı...

Bir serçe, evet bildiğiniz bir serçe tam da bir tankın namlusuna kondu...

Her şeyden habersiz ve de umarsızca...

Ve bu fotoğraf günün yoğun gündemi arasında dikkatimi çekti.

Ben de sizlerle paylaşmak istedim…

Nasıl ama…

DUA…

Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek, zayıfların ise alkışını ve sevgisini kazanmak için yalan söylememek için bana yardım et.

Eğer bana para verirsen, mutluluğumu alma ve eğer bana güçler verirsen, muhakeme yeteneğimi çıkarma. Eğer başarı verirsen, alçak gönüllüğü; alçak gönüllülük verirsen, saygınlığımı çıkarma.

Görünenin diğer yüzünü tanımama yardım et.

Benim düşüncelerime katılmıyorlar diye bana karşı olanları hainlikle suçlayarak, onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme.

Kendimi sever gibi diğerlerini sevmeyi ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi yargılamayı öğret bana.

Başarılı olduğum zaman sarhoşluğuna izin verme, ne de başarısız olursam umutsuzluğa düşmeme. Başarısızlığın, başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla.

Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü; intikam arzusunun ise zayıflığın ilk görünümü olduğunu öğret bana.

Eğer beni paradan yoksun bırakırsan, umudu; başarıdan yoksun bırakırsan, başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü ver bana.

Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu bırak. Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme; eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücü ver bana. Ve eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücü ver bana.

Allah’ım,

Eğer seni unutursam, sen beni unutma! Amin. (MAHATMA GANDHİ)

Boyayı mı beğenmedin, boyacıyı mı

Hep hikmetli konuşan Lokman Hekim’in derisi siyah, dudakları da kalınmış. Değerli sözlerini duyarak hayranı olan biri bir gün bakmış ki hayalinde büyüttüğü Lokman, siyah yüzlü, kalın dudaklı biri. Şaşkınlıkla yüzüne bakarken Lokman Hekim, adamın içinden geçenleri sezmiş olacak ki şöyle çıkışmış;

n  Buyur, neden öyle şaşkın bakıyorsun Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı Sonra da ilave etmiş:

n  Bak demiş, benim ne yüzümün siyahlığında, ne de dudaklarımın kalınlığında bir tesirim vardır. Onları Yaratan öyle yaratmış, öylesine uygun görmüş. Benim tercihim değil…

Evet, insanların yüz güzelliği yahut çirkinliğiyle kendilerine bir pay çıkarmaları son derece yanlıştır. Ne güzellikte bir etkisi vardır, ne de çirkinlikte. Her ikisini de yaratan ve layık gören Allah-ü azimüşşandır. İnsan kendi iradesiyle kazandığından ve yaptıklarından sorumludur. (Recep Ali Topçu’ya teşekkürler)

NOT: Bugün 12 Ekim 2014, Pazar… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!