“Erdoğan, Bakanlar Kurulu toplantısında Arınç’a dönerek, son günlerde yaptığı açıklamaların doğru olmadığını, kendisini rahatsız ettiğini belirtip, şunları söylemiş:

“Konuşmalarınızı, açıklamalarınızı yanlış buldum. Olayın arkasında faiz lobisi, uluslararası sermaye var.”

Bu açıklamalar üzerine Bülent Arınç, Başbakan’a “kendisinin yakın çevresince yanlış bilgilendirildiğini, olayların kendisine aktarıldığı gibi olmadığını” söylemiş.

Bu cevap üzerine tartışma giderek alevlenmiş ve daha sonra Bülent Arınç, “hem Bakanlar Kurulu’ndan hem de partiden istifa ettiğini” belirtip toplantıyı terk etmiş.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın toplantıyı terk etmesi üzerine, bazı bakanlar toplantı salonundan çıkıp, koridorda Arınç’ı ikna etmeye çalışmışlar.

Arınç’ın ikna olmaması üzerine de konu acilen Köşk’e, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e bildirilmiş.

Gül’ün devreye girip Arınç’ı ikna etmesiyle istifadan vazgeçilmiş ve taraflar arasında kırgınlık giderilmiş…”

Bu satırları Mehmet Baransu Taraf Gazetesi’nde yazdı.

Ne kadarı doğrudur, ne kadarı hatalıdır!..

***

Ama sonrasına dikkat!..

Sonra ne oldu

Bülent Arınç, bir açıklama yaparak şunları söyledi: 

“Habere söz konusu olan Bakanlar Kurulu’nda, birçok meselenin yanı sıra Gezi Parkı olayları da konuşulmuş ve her türlü alternatif çözüm önerileri müzakere edilmiştir.

Bakanlar Kurulu’nu terk ettiğim, hem bakanlıktan, hem partiden istifa ettiğim, bakan arkadaşlarımın beni ikna etmeye çalıştığı ve sonunda Cumhurbaşkanımızın devreye girerek istifadan geri döndürdüğü iddiası tamamen asılsızdır.

Ayrıca bu haber, Gezi Parkı olayları süresince basının bir bölümünde ısrarla gündemde tutulan bir senaryonun da devamıdır.

Bu senaryo; Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız ve benim aramda görüş, üslup ve yaklaşım farklılıklarının olduğunu uydurarak bir fitne çıkarmayı amaçlamaktadır.

Sayın Başbakanımızı “yalnızlaştırmayı” ve “kötü” göstermeyi, partimizi parçalamayı amaçlayan bu kirli senaryonun hiçbir tesiri ve anlamı olmadığının altını çizerek belirtmeliyim.”

Bugüne geldiğimizde…

Yakın geçmişte yaşananlar esasen Bülent Arınç’ın yukardaki açıklamalarını bir tür tekzip eder mahiyette.

***

Ve, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç üçgeninde son ilginç bir kulis;

Ankara kulislerinde konuşulan şu;

- “O olaylı Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı görevden almak istedi. Ama bu girişim sonuçsuz kaldı. Zira, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan’a “Kararnameyi imzalamam.” yolunda mesaj gönderdi…”

Anayasanın 109’uncu maddesi Bakanların nasıl görevden alınacaklarını açıkça hükme bağlıyor. Maddeye göre, “gerektiğinde Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca (bakanların) görevlerine son verilir.”

Bu şu demek; Köşk’ten onay çıkmazsa bir Bakanı görevden alamazsınız…

“Fırtına”yı atlattık;

Siyasette “kasırgalı” günler kapıda…

Benden söylemesi…

OLDU MU SAYIN VALİ!

Hatırlayacaksınız…

Yargılanması “kuşa çevrilen” ve dolaylı olarak neredeyse “darbeyi sadece 5 kişi yaptı” denilmek istenen antidemokratik 28 Şubat süreci…

Şükrü Karatepe, o dönemde Kayseri Büyükşehir Belediyesi Başkanıydı.

10 Kasım törenlerine “hiç istemeyerek katıldığını” söyledi. Karatepe’nin bu çıkışı ve de Kudüs gecesindeki değerlendirmeleri Refah Partisi’nin kapatılmasına dayanak oldu.

Aradan çok zaman geçmedi…

“10 Kasım törenlerine istemeyerek katıldım” diyen Şükrü Karatepe gitti, yerine “Bakın ben değiştim” diyen ve bunu ispat etmek için “dans” eden Başkan çıktı sahneye.

Bu hareketine rağmen Başkan Karatepe, 5 yıl ‘siyasetten men’ cezası almaktan kurtulamadı.

Sonrasında sanıyorum AKP’den aday adayı oldu.

Şimdilerde bir KİT’de (Kamu İktisadi Teşebbüsleri, bir başka adıyla arpalık) yönetim kurulu üyesi.

Ama atlamayalım;

Dans olayından sonra hemen herkes şu cümleleri mırıldandı, Şükrü Karatepe hakkında:

- Sayın başkan görevden alınma pahasına, siyasi kariyerine zarar gelme pahasına da olsa keşke o söylediklerinden bir milim geri adım atmasaydın! Hele hele o pistte o dansı hiç ama hiç yapmasaydın! Algılardaki Şükrü Karatepe’yi paspas etmeseydin!..

Bu noktayı unutmadan…

***

Asıl altını çizmek istediğim konu şu;

Adana’da 10 Kasım Atatürk’ü anma törenlerinde bir arbede yaşandı. Vali Hüseyin Avni Coş aleyhine sloganlar atılınca Vali’nin yanıtı “Allah belanı versin diyen o gavatı al!” oldu. Beklendiği gibi büyük tepki geldi Vali Coş’a…

Vali bey, daha sonra açıklama yaparak ‘Gavat’ demediğini ancak ‘kavas’ demiş olabileceğini söyledi. Vali Coş’un bu sözlerinden sonra İçişleri Bakanı Muammer Güler de rahatsız olduğunu açıkladı ve inceleme yaptırdığını belirtti.

Vali Coş, açıklamalarını sürdürdü…

Bu kez slogan atan grubu “marjinal” olarak nitelendirdi.  “Toplumumuzda herkes görüş ve düşüncelerini açıklayabilir ama bunların yeri resmi törenler değildir.”

Eyvallah!..

Önce gavat, sonra kavas, ardından marjinal..

Vali Coş, son olarak da ‘gavat’ dediğini kabul etti.

Sayın Valim;

Hepimiz insanız.

İhtiyari ya da gayri ihtiyari ağzımızdan kötü kelimeler çıkabilir.  Burada yapılması gereken şey, olayı farklı noktalara çekmeden, sündürmeden, daha fazla tartıştırmadan, spekülasyona sebebiyet vermeden çıkıp “özür” dilemektir.

Devlet özür diler mi

Diler efendim, diler.

Böyle durumlarda devletin özür dilemesi devleti küçültmez, aksine yüceltir.

Zira, özür dilemek “erdem”dendir.

ZİNANIN SUÇ SAYILMASI İÇİN NEDEN ADIM ATILMADI

Merzifon’dan Ahmet Şahin aradı. Şunları anlattı:

Acaba son tartışmalar, yabancıya sınırsız toprak satışını gölgelemeye yönelik bir adım mı Malum daha önce de Petrol Yasası’nın tartışılmasını önlemek için suni gündem maddeleri atılmıştı ortaya.

Zinanın suç olmaktan çıkarılmasının üzerinden neredeyse 10 yıl geçti. Bu süre zarfında iktidar partisi AKP dahil, TBMM’de gurubu bulunan partiler MHP, CHP ve BDP zinanın suç sayılması için neden bir teklif ya da tasarı sunmadı Bu, partilerin bu alanda ne kadar samimiyetsiz olduklarının da bir kanıtı, aynı zamanda.

Ne dersiniz, Ahmet Şahin haksız mı

NOT: Bugün 13 Kasım 2013 Çarşamba… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Cemil Çiçek, liderlerle görüşerek yeni bir süreç başlattı. Son hazırlanan Demokratikleşme Paketi sanki yeni ve sivil Anayasa çalışmalarını sekteye uğrattı, yavaşlattı. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…