Ne çok Muharrem vardır çevremizde. Aklımıza bile gelmez Muharrem ayında doğdukları için bu ismin kendilerine verildiği. Haramdan türese, yasaklanan anlamına gelse de, aslında barışın tesisi için savaşların, kavgaların, kan akıtmanın, bıçakla dolaşmanın bile sevimsiz görüldüğü aylardan biridir. Muharrem, hicri ilk ay, ilk yılbaşı. Muharremin onuncu günü Aşura ise, İslam’da ve diğer dinlerde çok büyük olayları çağrıştırmakta. Bütün peygamberler için müjdeler barındıran bu gün, peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin ve yanındaki 72 kişi için yas anlamına gelmekte. Zira 10 Ekim 680 tarihinde, hicri 61 yılında Aşura gününde, Kerbelâ’da Yezid ordusunca su bile verilmeden vahşice katledilmişlerdir.

İslam dünyasında bugüne değin süren savaşların, çekişmelerin, kavgaların, sevgisizliğin, saygısızlığın temeli o gün, o katliamla atılmıştır. Ne yazık ki bu akıtılan kanın verdiği zarar hâlâ restore edilememiştir. Şehid edilen peygamber torunlarının acısı asırlardır geçmemiş, yüzlerce yıldır kimse çıkıp çocuğuna Yezid ismini vermemiş, fakat Hüseyin’lerin milyonlarca artması ile Müslümanlar bu haksızlığı tel’in etmişlerdir.

Fakat bu katliam İslam dünyasını ikiye bölmüş Şiilik ve Sünnilik arasında asırlardır kaldırılamayan duvar olmuştur.

Muharrem ayı, her iki inanç için çok önemlidir, fakat Şia daha hüzünlüdür, bu ayda eğlenceler, düğünler yapılmaz, mazinin matemi günümüze taşınır. Alevi komşularımızın ağzını bıçak açmaz, et yenmez, geçmişine bağlı bilhassa yaşlıların tuttuğu 12 gün orucunda kötü söz, dedikodu, kalp kırma, küs kalma yaşanmaz.

“Tarihte çok katliam oldu neden ille de bu” diye soranlara unutturmama direnişidir, gençliğe bu hatıraları miras bırakma eylemidir. Hastanede koğuş arkadaşım 85 yaşındaki teyze, konunun bahsi geçince öyle bir ağladı ki zor teskin ettim. Hz. Fatıma’ yı ve evlatlarını anarken yaşlı kadın sarsıla sarsıla ağlamakta idi. Utandım ben niye bu kadar içli ağlayamıyorum diye. Hacda da yakinen şahid oldum ki, İranlı hacılar Fatıma’yı doğuran Hz. Hatice’nin kabrine ayrı bir önem vermekte, büyük kalabalıklarla ziyaret etmekte idiler. Onlara ironi yaptıklarından mıdır bilinmez Hz. Aişe’nin Mescidi, yönetimce daha fazla tezyin edilmiş, bakımlı ve süslü idi.

Oysa geçmişimiz, hepimizin sevgili ortak değeri; bu ayrımlar, ayrılmalar ne yazık ki her birimize çok zarar vermekte. 12 gün orucu sonunda Aşura tatlısı, her iki inancı birbirine bağlayan güzel bir gelenek olarak devam etmekte. Hatta en güzel aşurayı,12 değişik yiyecekle daima Alevi komşularımız pişirirdi, rahmetli anneannem ve annem onların aşurelerini bizimkinden daha değerli görür, beğeni ile yerlerdi. Belki de Hz. Hüseyin’in ve On iki İmam’ın acılarını anan, Muharrem matemi ile yanan Alevi kardeşlerimiz adeta bu tür acıların, katliamların, ayrılıkların bir daha yaşanmaması için yüreklerindeki bütün sevgiyi de katarak o yemeği pişirdiklerindendir.

Muharrem orucunu Museviler de tutardı, Hz. Peygamber de Muharremin 9. 10. ve 11. günlerinde oruç tutulmasını güzel görürdü. Geçenlerde bir genç kız, Şia hakkında o kadar cahilce şeyler söyledi ki, üzüldüm, evladım biraz kitap oku, herşeyi çokbilmişçesine kestirip atma, ümmetin evlatlarına, din kardeşlerimize ileri geri konuşma, dedim.

Zaten büyük güçlerin nicedir iştahla bekledikleri Şia’nın ve Sünni dünyanın daha büyük savaşları ancak yine İslam ümmetine zarar verecektir. Şiisi, Sünnisi inadına İslam kardeşliği. Humeyni ne güzel söylemişti; “Ne Şii, ne Sünni, ille de İslam”, diye.

Rahman, Muharrem hürmetine aramızdaki ihtilafları gidersin, coğrafyamızda daha kalıcı kardeşlikleri tesis eylesin.