AKP iktidarları döneminde birçok mesleği icra edebilmenin zorlaştığını hepimiz biliyoruz.
Pek çok mesleği icra edebilmek zor ama bankacılık mesleğini icra etmek çok daha zor!
Düşünebiliyor musunuz, bir gün önce parasını Kur Korumalı Mevduat hesabına yatırması için dil döktüğünüz müşteriye ertesi gün parasını Kur Korumalı Mevduat hesabından çekmesi için yalvar yakar olacaksınız!
“Müşteriye ne dil dökerim ne de yalvar yakar olurum” deme gibi bir lüksünüz de olmayacak!
Çünkü bir gün önce Merkez Bankası, sizden müşterilerinizi parasını Kur Korumalı mevduat hesabına yönlendirmenizi isterken bir gün sonra müşterilerinizden tam tersini yapmasını istemenizi talep edecek.
Bankacı, Merkez Bankası ile müşteri arasında kalacak!
Tam bir “aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık” durumu ile karşı karşıya olmak herhalde kolay bir durum olmasa gerek!
Aslında yapılan iş hep aynı iş ama sanki birbirine zıt şeyler yapılıyormuş gibi hava estiriliyor.
Bankacı, müşterisini hep daha yüksek faize yönlendirmek zorunda kalıyor.
Ve bütün bunlar “faize karşıyız” diyen anlayışın hâkim olduğu bir dönemde kotarılıyor.
Faize karşıyız deniliyor.
Nas var deniliyor.
Ancak her seferinde kazanan daha yüksek faiz oluyor!
KKM yani Kur Korumalı Mevduat hesabı niye terk edilmeye çalışılıyor?
Elbette astarı yüzünden pahalıya mal olduğu için terk edilmek isteniyor!
Peki, böyle bir terk etme sağlanmaya çalışılırken kimden medet umuluyor?
Tabii ki yine yüksek faizden!
Yani oyunu kuralarına göre oynamamanın faturası ağır bir biçimde ödeniyor.
“Her şeyi biz biliriz” diye direnmenin ceremesi çekiliyor.
Bankacılar da bu çelişkiler içinde bir o yöne bir bu yöne savrulup duruyorlar!
Merkez Bankası’nın istekleri doğrultusunda müşterilerini yöneltmeye çabalıyorlar.
Bu hengamenin içinde kârlı çıkanlar hiç şüphesiz yine sırtlarını faize dayamış olanlar oluyor.