Masanın ağır adamları birer birer gidiyor.

En baş köşelerin sahipleri,

Onlar salona girdiğinde,

Herkesin kalkıp yer verdiği,

Onların da o yerleri en tabii hakları gördükleri,

Kürk döşeli evlerinden, bahçelerinden, havuzlarından, gökdelenlerinden, konforlu yataklarından ayrılıyorlar.

Bu kadar mıydı diye bakakalıyor ardındakiler,

En fazla garipler şaşıyor bu işe,

Onca varlık denizinde yüzenlerin hiç ölmeyeceklerine önce garipler inanmışlardır.

Onlar hasta olmaz, onlara kurşun değmez, kazalara uğramazlar, savaşlara girmezler, risk almazlar, bariyer aşmazlar.

Kafalarını iki yana sallaya sallaya anlatıyorlar.

Garibana gelen ölümün bunları nasıl bulduğuna şaşarak.

Gidenlerin kendileri de biliyorlar aslında,

Gider gitmez unutulacaklarını,

Dahası hiç de iyi anılmayacaklarını.

Ne borçlarını ödüyorlar,

Ne mazlumlardan helallik alıyorlar.

Bahçelerindeki tonlarca meyve çürüse de, bir komşuya ikram etmiyorlar.

Metal tabure gibi meydandan çekip gittiklerinde,

Hayırla konuşanların ardlarında olmayacağını adları gibi biliyorlar.

Bir başka kesimde gidiyor,

Çoluk çocuk, genç, yaşlı, bebekler,

Hep beraber gidiyorlar.

Ne gidiş ama

Yukarıda sayılanların gidişi gibi lüks evlerinden uğurlanmıyorlar.

Rahat yataklarında değil sokaklarda çamurların içinde,

Şarapnel parçalarıyla bin parçaya bölünerek ölüyorlar.

Açlıktan can çekişerek,

Bir yudum suya hasret,

Yaralı kollarını kesen doktorun yeterli anestezi yapamadığı için çocukların acısını durduramadığından hıçkıra hıçkıra ağladığını görerek gidiyorlar.

Yardım yapmaya gelenleri engelleyen cehennem zebanilerinden kaçırabilir miyim dedikleri paketleri gökyüzünden atarken,

Açılmayan paraşütlerin kocaman paketlerinin düştüğü yerde insanlar ezilerek ölüyorlar.

Ölmekle de kalmıyorlar,

Diğerleri gibi süslü kabirleri olamıyor.

Bir karış toprağa hasret bırakılıyorlar.

Yol kenarlarında yatan ölüleri almak yasak,

Cehennem zebanileri engellemekte; sağlık ekipleri, savunma görevlileri cenazelere ulaşmak istedikleri anda onları vurmakta.

Sağlıkçılar için yaralıları tedavi etmek büyük suç.

Onlar ülkelerini terk etmediler, başka memleketlere gitmediler, halklarının yanında ölüme karşı dik durdular.

Gazetecileri, doktorları, hemşireleri, aydınları masum halkla birlikte öldürdüler.

Filistinli Profesör Doktor Adnan Al Barsh, katillerin hastane saldırılarından dolayı halkını tedavi etmek için sürekli hastane değiştiriyordu.

Al Barsh, en son görev yaptığı hastanede, Siyonistler tarafından esir alındı.

Adnan Al Barsh ile birlikte çok sayıda sağlık personeli ve hasta da esir alındı. Terörist İsrail, Doktor Adnan Al Barsh’ı döverek, işkence ederek hapishanede şehit etti.

Cenazesini bile hapiste tuttu, uzun bir süre teslim etmedi.

Ekim’den bu yana katillerin öldürdüğü sağlıkçıların sayısı 496, esir edilen sağlıkçılar 309, yaralananlar 1500 sağlık çalışanı.

Al Barsh’ın şehid edilmeden önceki son paylaşımı hayli anlamlı;

“Mükâfatımız Allah'a aittir. Ayakta öleceğiz, diz çökmeyeceğiz”