Dünkü Milli Gazete’de Saadet Partisi Avrupa Başkanı Sayın Samed Sami Temel’in dövizli askerlikle ilgili yaptığı basın açıklamasının ardından, gurbette yaşayan ve bu konularda köşe yazıları kaleme alan biri olarak bana çok sayıda mesaj gelmeye başladı.
En çok yöneltilen soru ise şuydu:
“Yurtdışındaki vatandaşlara ayrıcalık mı istiyorsunuz?”
Hayır.
Tam aksine, Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren stratejik bir meseleye dikkat çekiyoruz.
Çünkü Türkiye’de yaşayan birçok vatandaşımızın bilmediği çok önemli bir gerçek var.
Bugün Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde doğup o ülkenin vatandaşlığını alan gençlerimizin önemli bir bölümü, Türkiye’de fiilî askerlik yapmakla zaten yükümlü değildir.
İşte bu nedenle dövizli askerlik meselesi, Türkiye’de uygulanan bedelli askerlikten tamamen farklıdır.
Buradaki amaç birilerine ayrıcalık sağlamak değildir.
Amaç, Avrupa’da yaşayan üçüncü ve dördüncü nesil evlatlarımızın Türkiye ile bağını güçlendirmek ve onları ülkemizden uzaklaştırmamaktır.
Devlet, stratejik akılla hareket etmek zorundadır.
Ancak bu konuya duygusal reflekslerle veya hamasetle yaklaşmamalıyız.
Çünkü mesele sadece askerlik meselesi değildir.
Mesele; dünyanın dört bir yanında yaşayan milyonlarca evladımızın Türkiye ile bağını güçlendirecek stratejik bir devlet politikası geliştirebilmektir.
Bazen devletler günü kurtaran kararlar değil, gelecek elli yılı şekillendirecek adımlar atmak zorundadır.
İşte dövizli askerlik meselesine de tam olarak bu perspektiften bakmalıyız.
Doğru bir düzenleme yapılırsa hem çifte vatandaşlığı teşvik edebilir, hem gençlerimizin Türkiye’ye aidiyet duygusunu güçlendirebilir hem de savunma bütçemize yeni kaynak kazandırabiliriz.
İşte bu yüzden konuya sadece askerlik açısından değil, Türkiye’nin geleceği açısından bakmak zorundayız.
Türkiye’de bedelli askerlik ile yurtdışındaki dövizli askerlik aynı şey değildir.
Türkiye’de bedelli askerlik, askerlik yükümlülüğü bulunan vatandaşlarımız için bir tercihtir.
Yurtdışındaki dövizli askerlik ise Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız açısından bambaşka bir meseledir.
Çünkü yurtdışında doğan çocuklarımızın önemli bir bölümü, doğdukları ülkenin vatandaşlığını otomatik olarak kazanmaktadır.
Bu gençlerimizin büyük kısmının Türkiye’de fiilî askerlik yapma yükümlülüğü bulunmamaktadır.
O hâlde mesele sadece askerlik değildir.
Mesele, Avrupa’da doğan yeni nesillerimizin Türkiye ile bağını koparmamaktır.
Mesele, çifte vatandaşlığı teşvik etmektir.
Mesele, aidiyet duygusunu güçlendirmektir.
Bugün en fazla gurbetçimizin yaşadığı ülke Almanya’dır.
Yaklaşık 1 milyon 400 bin insanımız Alman vatandaşlığına sahiptir.
Buna rağmen çifte vatandaşlık hakkından yararlananların sayısının yaklaşık 30 bin civarında kaldığı ifade edilmektedir.
Bu tablo bize önemli bir gerçeği göstermektedir.
Birinci nesilden ikinci nesle, ikinci nesilden üçüncü ve dördüncü nesle geçerken Türkiye ile bağlarımız giderek zayıflamaktadır.
İşte asıl tehlike budur.
1961 yılından beri Almanya’da yaşayan insanımız uzun yıllar çifte vatandaşlık hakkından mahrum kaldı.
Son yıllarda yapılan yasal değişikliklerle birlikte önemli bir fırsat doğdu.
Şimdi devlet olarak bu fırsatı iyi değerlendirmek zorundayız.
Yurtdışındaki gençlerimizin önüne yeni engeller koymak yerine, onların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını korumalarını ve çifte vatandaşlığa geçmelerini kolaylaştırmalıyız.
Devlet olarak stratejik bir hamle yapmalıyız.
Yurtdışındaki gençlerimizin önüne yüksek bedeller koymak yerine dövizli askerlik bedelini 1.000 avroya indirmeliyiz.
Çünkü bulunduğu ülkede askerlik yapmış olsun ya da olmasın, bulunduğu ülkenin vatandaşı olsun ya da olmasın, yurtdışında yaşayan bütün vatandaşlarımız için dövizli askerlik bedeli 1.000 avro olarak belirlenmelidir.
Avrupa’da her ülkenin askerlik sistemi aynı değildir.
Bazı ülkelerde askerlik zorunludur.
Bazılarında ise zorunlu değildir.
Bu nedenle sadece bulunduğu ülkede askerlik yapanları kapsayan bir düzenleme yeterli olmayacaktır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan kanun teklifinde, bulundukları ülkelerde askerlik yapan vatandaşlarımızın Türkiye’de askerlikten muaf tutulması öngörülmektedir.
Bu olumlu ve değerli bir adımdır.
Ancak Saadet Partisi’nin önerisi daha kapsamlı ve daha stratejik bir modeldir.
Çünkü devletler günü değil, gelecek elli yılı planlamak zorundadır.
Bizim hedefimiz sadece bulunduğu ülkede askerlik yapanları kapsamak değil, Avrupa’daki bütün gençlerimizi Türkiye’ye daha güçlü bağlamak olmalıdır.
Kanun teklifinde yaklaşık 400 bin vatandaşımızın bulundukları ülkelerde askerlik hizmetini yerine getirdiği ifade edilmektedir.
Saadet Partisi’nin önerisine göre; bulunduğu ülkede askerlik yapmış olsun ya da olmasın, bulunduğu ülkenin vatandaşı olsun ya da olmasın, yurtdışında yaşayan bütün vatandaşlarımız için dövizli askerlik bedeli 1.000 avro olarak belirlenmelidir.
İnanıyorum ki böyle bir düzenleme, kısa süre içerisinde savunma bütçemize önemli ölçüde yeni bir kaynak kazandıracaktır.
Üstelik bu, mevcut bir gelirin kaybı değil; bugün hiç bulunmayan yeni bir finansman kaynağının savunma bütçemize kazandırılması anlamına gelecektir.
Çünkü bu gençlerimizin önemli bir kısmı zaten Türkiye’de askerlik yapmakla yükümlü değildir.
Yani devlet mevcut bir geliri kaybetmeyecek, aksine doğru bir stratejiyle yeni bir kaynak oluşturacaktır.
Bu sadece ekonomik bir konu değildir.
Bu aynı zamanda bir devlet politikasıdır.
Bu, Avrupa’daki evlatlarımızı Türkiye’ye bağlama politikasıdır.
Bu, üçüncü ve dördüncü neslin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıyla bağını koruma politikasıdır.
Bu, aidiyet duygusunu güçlendirme politikasıdır.
Devlet bazen en büyük yatırımı betona değil, insanına yapar.
Bugün Avrupa’daki gençlerimize verilmesi gereken mesaj şudur:
“Türkiye seni kaybetmek istemiyor.”
“Türkiye senin çifte vatandaş olmanı destekliyor.”
“Türkiye senin bu millete olan aidiyet duygunu güçlendirmek istiyor.”
Bu nedenle bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
Bu gençlerimiz, doğdukları ülkelerin vatandaşı oldukları için Türkiye’de fiilî askerlik yapmakla zaten yükümlü değildir.
İşte bütün mesele de budur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan kanun teklifi önemli bir adımdır; ancak daha kapsayıcı hâle getirilmelidir.
Bulunduğu ülkede askerlik yapmış olsun ya da olmasın, yurtdışında yaşayan bütün vatandaşlarımız için dövizli askerlik bedeli 1.000 avro olarak belirlenmelidir.
Böylece hem gençlerimizi çifte vatandaşlığa teşvik eder, hem onların Türkiye Cumhuriyeti’ne olan aidiyet duygusunu güçlendirir, hem de gelecek nesillerimizin anavatanla bağını korumuş oluruz.
Üstelik bugün hiç bulunmayan yeni bir finansman kaynağını da savunma bütçemize kazandırmış oluruz.
Anadolu’da güzel bir söz vardır:
“Tekeden süt çıkarmak.”
İşte bizim önerimiz tam da budur.
Bugün hiç olmayan bir kaynağı stratejik devlet aklıyla ülkemizin hizmetine kazandırmak…
Hem evlatlarımızı kazanmak…
Hem onların Türkiye ile bağlarını güçlendirmek…
Hem de savunma bütçemize yeni ve sürdürülebilir bir kaynak oluşturmak…
Gerçek devlet aklı işte budur.
Avrupa’daki evlatlarımızı kaybetmeyelim.
Onları Türkiye’den uzaklaştırmayalım.
Çifte vatandaşlığı teşvik edelim.
Aidiyet duygusunu güçlendirelim.
Çünkü bazen çıkarılan bir kanun, sadece bir hukuki düzenleme değildir.
Bazen bir milletin geleceğini, bir neslin anavatanıyla kurduğu gönül bağını koruyan tarihî bir adımdır.