Bismillâhirrahmânirrahim;

SON zamanlarda siyasi cinayetler, tehdit iddiaları gündemde. Konunun daha çok içteki gerilim ve sıkıntılarla ilgili olduğu anlaşılıyor. Türkiye’nin problemlerini, halkın kendilerine yetki verdiği yöneticiler çözer. Yani, hem iktidar, hem muhalefet! Önce, düşmanlık noktasına ulaşmış “ağız dalaşı” bırakılmalı. Hükümet bütün siyasi partileri toplamalı. Sorunları “birlikte” çözüm yöntemini öğrenmeli. Olay, ülkenin güvenliğini tehdit boyutunda!

Daha ilkokuldaki öğrencilere grup ve ekip çalışmasını, akıl ve güç birliği yapmayı öğretiyoruz. Yönetici seviyesine gelmiş “büyükler” bunu yapamıyorsa, bunda bir sorun var demektir.

Siyasi cinayetler ve tehdit iddiaları, AKP Genel Başkanı’nın; Sayın Akşener’in Rize’de tacize uğraması üzerine söylediği, “Bunlar iyi günleriniz! Daha neler olacak, neler!” sözleriyle başladı. Kimse bu sözün ne ifade ettiğini anlayamadı.

Abdülkadir Selvi, toplumu ayrıştırma siyasetinden yakınarak, “Biz siyaseti niçin kan davasına dönüştürüyoruz?” diyerek yol gösterdi: “Biz asil bir milletiz. Ama bu kutuplaştırma niye? İktidarıyla, muhalefetiyle hepimiz bu ülkenin evlâtları değil miyiz?” (Hürriyet, 10.08.2021)

Düşmanlık noktasına ulaşmış “ağız dalaşı” fayda getirmez. Türkiye’yi zayıflatır. Bundan ülkemiz üzerinde emelleri olan ülkeler faydalanır. Önde gelen yöneticilerin “ağız dalaşı”nın mahkemede sonuçlanması hiç de güzel bir görüntü değil. Siyasiler birbiriyle iletişime geçsin, konuşsun, görüşsün; bundan zarar görmezsiniz! Niçin yapılması gerekenden kaçıyorsunuz? Bütün siyasi partiler Saadet Partisi’nin birleştirici, kucaklayıcı yaklaşımını örnek almalı.

BU ÜSLUPLA NEREYE?

SEÇİM döneminin yaklaşması siyasi partileri hareketlendirdi. İçlerinde, iktidar hırsıyla ne söylediğini bilmeyenler var. Her işin bir kuralı, üslûbu olmalı, değil mi? Tatlı ve centilmence rekabet ne kadar güzel olur! Nagehan Alçı, “kutuplaştırıcı bir dil” kullanan bazı siyasilerin oluşturduğu gerilim sebebiyle, seçim öncesi kan akabileceğini, tansiyonun yükselerek, sokaktaki gerilimin kontrolden çıkabileceğini söyleyerek uyardı:

“O yüzden, ben hem muhalefet, hem iktidar olarak muhakkak bir orta yol bulup seçimlerden önce bir uzlaşı zemini oluşturması çağrısında bulunuyorum. Hatta yalvarıyorum.” (Habertürk, 08.10.2021)

Her siyasi parti yönetime gelmek için kurulur. Hâl böyleyken, AKP Genel Başkanı’nın, diğer siyasi partiler için, “Ülkenin yönetimine talip olduklarını söylemekten vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını” söylemesi düşündürürcü değil mi? Hiç kimse, Türkiye’nin bekasını kendisi veya partisinin bekasıyla özdeşleştiremez. Bakın, Aliya İzzetbegoviç ne diyor:

“Sonsuz iktidar yoktur ve her iktidar sahibi Allah’ın ve milletin önünde hesap verecektir. Mesele şu ki; güçlüden yana olmak size sadece geçici menfaatler kazandırır. Eğer, gerçekten kazanmak istiyorsanız, Allah’ın yanında olun!”

Fehmi Koru, Erdoğan’ın yetki paylaşımı yapmadığından yakındı. “Başkanlık Sistemi ile ülke uçuşa geçecekti; zemine çakılmaya az kaldı” diyerek şunları yazdı: “Hataları ortadan kaldırmak için girişimde bulunmak yerine, hatalar gözlerden gizlenmeye ve hatta övünülecek şeylermiş gibi sunulmaya çalışılıyor.” (16.10.2021)

MUHALEFET DE SORUMLU

SİYASİ cinayetler ve tehdit iddialarına İçişleri Bakanı’nın “FETÖ taktiği” demesi “ucuzculuk” olduğu gibi; bir siyasi partinin de, İçişleri Bakanı’na “Suç İşleri Bakanı” yakıştırmasını da devlet kurumunu zayıflatmak olarak görüyorum. Siyasi cinayetler iddiasını, İçişleri eski Bakanı Sadettin Tantan, bir röportajında “iktidarın taktiği” (14.10.2021) olarak değerlendirmişti.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun da, memur ve bürokratlara, “Yasalara aykırı talimatlara uymamaya” çağırması da, tehlikeli bir yöntemle hükümeti sıkıştırma çalışması. Çözümün yöntemi bu olmamalı.

Haksızlık ve tutarsızlık toplumu kemirir. Birden çok yerden maaş alan kamu görevlisinin konuşulması vicdanları yaralar. Millî gelir adil dağıtılmalı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, HSK’da son yaşananlar için, “Toplumsal huzur; adalete teslim olmakla sağlanır; adaleti teslim almakla değil” açıklamasını yaptı. Daha önce de siyasileri şöyle uyarmıştı:

“İktidar ve muhalefet, müzakere ve uzlaşma yerine; ekrandan, medyadan, meydanlardan birbirine meydan okuyor. Yüz yüze gelin, istişare edin, uzaktan gazel okumayı bırakın. Lâfı çoğaltmayın.”

Topyekûn basiretli ve ferasetli olmayı gerektiren bir dönemi yaşıyoruz. İçte; terör pusuda! Deprem kapıda! Kara kış yüzünü gösterdi. 83 milyonluk bir ülke olarak “birlikte” yaşamayı öğrenmeliyiz. Dışta; ABD, Türkiye sınırındaki Dedeağaç’ta askeri yığınak yapıyor. Rusya Akdeniz’de söz sahibi olmak, Yunanistan genişlemek peşinde! İsrail’in Suriye üzerinden Türkiye üzerinde hesapları var. Ateşle oynamayı bırakıp topluca sorumluluğumuzu kuşanmak zorundayız.