İnsan ülkemizdeki ilkesizlikleri gördükçe üzülüyor. Samimi inanç ve ideoloji sahiplerine her geçen gün hasret kalmaktayız. Hani ideolojilerine katılmasak da, fikirlerini sevmesek de, tutarlı ve dürüst bir profil sunan kişileri her zaman saygı ile anmışızdır.

Mesela İranla tarihi hesaplaşmalarımız olmuş, Safevi devleti kendi Şii propagandasını Anadolu da yaymak için çok emek harcamış, hatta padişah kızlarından bile Şii sempatizanı olanlar çıkmış.

Yakın tarihimiz de "o komünist oldu" gibi bir ithama benzer bir suçlama ile başlarına kırmızı başlık giyip Şiilere benzeyen devlet adamları olmuş, haklarında "o Kızılbaş oldu" suçlamaları yapılmış. Bu modaya çok öfkelenen Yavuz, onbinlerce Şii sempatizanı Anadolu insanını öldürterek, hâlâ o günleri unutmayan tarihe bir acı leke bırakmıştır.

Sünni Türklerin hiç sevmediği Şiiler, 1979 yılında şahı devirerek İslam cumhuriyetini kurduğunda liderleri Humeyni, İslam dünyasının sempatisini kazandı. Zira İmam Humeyni öldüğünde tüm mal varlığını devlete bıraktı. Kendisine hediye edilen kitaplarını dahi devlete bağışladı. Bu hareket doyumsuz bir dünyaya karşı çok önemli bir cevaptı. Nasıl yaşıyorsa öyle öteye giden büyük bir ruhun ince düşünüşü idi.

Nitekim Ahmedijenad da halkı tarafından seçilmesini sade yaşantısına ve fakirane giysilerine borçlu idi.

Türkiye ekseninde ise işler hiç böyle gitmiyor.

Aç gözlü insanlar holdingler kurup, faizsiz işler yapıp, Müslümanları helal yoldan zengin edeceğiz yalanları ile gurbet elde ekmeği alırken bile kırk kere düşünen gurbetçilerin dişlerinden tırnaklarından artırdıkları paraları topluyorlar.

Trilyonlar Türkiye de fabrikalara dönüşüp yoksullara iş, yatırımcılara yarın hazırlayacaktır.

Ne var ki para toplayıcılarının isimlerinin Müslüman olması azgın ihtiraslarının önüne geçemiyor, hepsi değilse de kimileri lüks villalarda, evlerinde hizmetçi, çocuklarını özel okullara göndererek, lüks tatil yerlerinde, tüyü bitmemiş masumların haklarını yediler. Holdingleri;  kendilerinin olmayan bu paraları hesapsız harcamalarla batırdılar. Bakalım iki dünyada da hesabını nasıl verecekler. Tuncay Özkan da o kadar çok para kokan biri olmasına karşın, samimi Atatürkçüleri bir din adamı gibi etkileyip ateşli konuşmaları ile kendisine bağladı.

"Biz kaç kişiyiz" sitesine aidat ödemeyen giremedi.

Kimileri çocuğunun ekmek parasını bile siteye yorum yazmak için cömertçe verebildi. İddialara göre, CHP nin partilere verilen devlet yardımından finans aktararak kurulan Kanaltürk te;  "laik cihad" başlatan Tuncay Özkan, Cumhuriyet Mitinglerini organize etti.

Özellikle Atatürkçü kadınların peygamberi gibi gözyaşları ile karışık çok dualar aldı. Öyle ya O olmasa idi, İslamcılar bu kadınları zorla örtüye bile sokabilirlerdi. Ağzı laf da yapıyordu. Bol ağlıyordu. Kitleler önünde ağlayanları hep samimiyetsiz ve bir şeyleri saklamak için sığınılan bir yöntem olarak görürüm. Hayatının en acı anlarında bile başkalarının yanında değil, yalnız ağlayandır erdemli olan.

Sonunda Tuncay Özkan Atatürkçü kanalı o çok kızdığı, düşman olarak karşısına aldığı İslamcı diye bilinen para ağalarına sattı.

Kanaltürk çevresinin fikirlerine karşı olsak da ortaya çıkan ilkesizlik karşısında bu satıştan memnun olamıyoruz.

Paranın dini imanı yok. Ve ne kadar çirkin, kirli, pis bir kokusu var. Koza grubunun açıklamasında, kanala otuz milyon dolar para sayılmıştır ama Tuncay Özkan için rakam 25 milyon dolardır. Eski bir gazetecinin böyle milyon dolarları kendisine oyuncak etmesi de meslek açısından bir diğer kirli görüntü.

Şimdi samimi Atatürkçüler kan ağlamaktalar. Yazgıları ne kadar da kandırılmış holdingzelere benzemekte.

En iyisi para toplayan kimselere inanmamak.

İnsanlar infaklarını, sadakalarını, zekâtlarını götürüp yoksullara daha fazla kendi elleri ile vermeliler.

Şu büyücü ve yalan söyleyen televizyonlardan gözlerini ayırıp, çok fazla kitap okumalılar.