Seçimlere bir yıldan fazla zaman var. Fakat propagandalar çirkin yüzünü şimdiden göstermeye başladı. Sadece bize sunulan bilgiyi sunuluş biçimine göre değerlendirip mi karar vermemiz gerekiyor. Gerçek tüm çıplaklığıyla muhatabını beklerken; bizi ikna etmeye çalışan propaganda tekniklerine teslim olmak nasıl bir anlayıştır anlamak benim için pek mümkün olmuyor.
Nerede durduğunuzu hatırlıyor musunuz? Haber takip merakınız var mı? Yoksa kendinizi bir yetenek yarışmasının jürisi mi zannediyorsunuz? Bizi yönetecek aklı böyle mi seçeceğiz? Cebimize giren çıkan, evlatlarımızın geleceğinden endişe duymamak bir tercih sebebi olmayacak mı?
Teknolojinin geldiği yer itibari ile görmezden geldiğimiz bir kelime değişikliğinden bahsedeyim size. İhtiyaç yerine “arzu” kelimesi geldi. “Mutluluk” yerine “tatmin kelimesi…propaganda aletlerinin sürekli bizi çağırdığı yer yahut bize pazarladığı şey hep arzularımız olmaya başladı. Arzu dediğimiz şey gerçekleşmesine çok ihtiyaç duymadığımız, hayal etmekten keyif aldığımız durumları temsil ediyor. Yedi düvelle mücadele edişimiz bir arzunun ürünüdür mesela. İhtiyacımız olan şey ise şahsiyetli bir dış politika. Bu isteği hayal olarak görmeyin. Konular karışmasın birbirine. Birisi sadece tutarlı bir hikaye ve günü kurtaracak bir propaganda argümanı iken; diğeri dirayetli bir siyasetle gerçekleştirilmesi mümkün bir yapıdır. Şeker fabrikaları “Milli İrade”ye rağmen satışa çıkarılıyorsa -ki; ne kadar önemli olduğunu toplumun her kesimi, iktidar partisi dahil itiraf ediyor- buna rağmen bütün ülke altı sıfır atma yarışına giriyorsa ortaya çıkan sonuç çok gizli bir kripto bilgi değil. Arzularımızı hedef alan saldırılara devam. İhtiyaçlarımız! Onları dizilerden aşıracağız.
Israrla bizi tatmin etmeye çalışıyorlar. Bunu bize bilgi sağlayarak değil, malumat aktararak yapıyorlar. Bu ülkede o kadar akademisyen, sosyolog, düşünen adam var. Bir tanesi de çıkıp demiyor ki arkadaş tatmin olmak mümkün değil! Tatmin dediğiniz şey hep bir sonrasına kapıyı açık bırakan bir anlar manzumesidir. Mutlu olmak yetmiyor insana. Bir insanın çıkıp tüm sadeliğiyle ekose ceket giymeden, ahkam kesmeden sadece ihtiyaçlarımızı söylüyor olması insanı mutlu etmesi gerekirken böyle olmuyor. Mutluluk kesmiyor insanı. Lafla peynir gemisi yürüyor anlayacağınız. Atasözlerinin manasını bile bozdular be kardeşim.
Geldiğimiz noktaya bir bakalım şimdi. Mevcut iktidar giderse ülke gidermiş. Bunu neye göre söylüyorsun be kardeşim diyebilecek bir akıl kaldı mı? Ya gitmemen bu ülkeyi batıracaksa?! Neymiş efendim CHP ulusal güvenliği tehdit etmeye başlamış. Yani? Ortaya attığınız bu tür iddialar ispat ister. İspatın ardından gereğinin yapılması gerekir. Ama yok. tabanımızın arzusu sonuç değil, kendisinden olmayanları suçlu gibi görmek. Suç varsa suçlu varsa cezası nerede diye sormak ayıp olur artık. El insaf. Karnınız doymadı mı artık kuru lafa. Bir tane icraat görseydik ne olurdu. Rahatça nefes almaya, komşumuzla, akrabamızla kavga etmemeye, banka kredisine muhtaç olmadan hayatımızı idame ettirmeye, küresel katilllerin oyuncağı olmamaya, çocuklarımızın eğitimi için her sene sistem değiştirmemeye ve yerli bir sisteme, ailelerin dağılmadığı zamanlara, çocukların istismar edilmediği günleri görmeye ve daha nicelerine ihtiyacımız var. Bizi tatmin etmeye çalışmayın artık.
Seçimleri propagandaların kazandırdığı doğrudur. Yanlış olanda işte bu doğrudur. Ülkeler propaganda mahareti ile değil ürettikleri siyaset marifeti ile güçlü olurlar. Arzu ve tatmin kelimeleri size bir seçim kazandırabilir. Ama bu ülke için bir kazanç mıdır?
Çok yormayın kendinizi cevap için. Devrelerimiz yanmasın. Çok moraliniz bozulursa eskiden 1.000.000 tlye tuvalete gittiğimizi hatırlayın. Üstüne derin bir nefes çekmek sizi karşılaşacağınız bir dahaki gerçeğe kadar tatmin edecektir…
Kalbinizin sahibine emanet olun efendim..
Eyvallah!!!