Bildiğiniz gibi Avrupa Parlamentosu nun Türkiye raporu,
Strasbourg taki genel kurulda kabul edildi. Raporun en çok tartışılan kısmı
1915 Olayları yla ilgili sözde soykırım ifadesine atıfta bulunulması oldu.
Ayrıca şimdi çoğu kimse ABD Başkanı 24 Nisan da Soykırım mı diyecek yoksa
Ermenice Büyük Felaket anlamına gelen MedsYeghern mi diyecek bunu bekliyor.
Tam da bu noktada bizler, sadece mantık yürüterek o tarihte
yaşananların ne olduğunu gözden geçirelim.
Osmanlı da inanç ve kültürel haklara bir müdahale
olmamıştır. Aynı dönemin egemen güçlerinin, idareleri altında bulunan
milletlere uyguladıkları yöntemleri incelerseniz bunu görürsünüz. Nijer, Fas,
Cezayir de Fransızca, Nijerya, Hindistan gibi ülkelerde İngilizce hâkim ise bu
ne demek istediğimizi net bir şekilde ifade eder.
Ermeni meselesine gelirsek, yüzyıllarca Millet-i Sadıka
olarak anılmış bir toplumdan bahsediyoruz. Öyle ki, bürokrasinin en üst
seviyelerine kadar yükselen, en mahrem devlet meselelerinde dahi karar verici
noktalarda görev yapan bir topluluktan bahsediyoruz. Peki, böyle bir topluma
karşı neden Tehcir e ihtiyaç duyuldu
Tarihi olaylar yaşandığı dönem şartları içinde
değerlendirilmelidir. O yıllar Sevr gibi Osmanlı nın paylaşılması
girişimlerinin zirve yaptığı bir dönemdir. Ermenilerin de bu süreçte, bağımsız
bir devlete sahip olma fikri başlarını döndürmüş ve adına Vilayet-i Sitte
dedikleri Anadolu daki 6 ilde Bağımsız Ermenistan kurma fikri üzerine
yoğunlaşmışlardı. Çetelerin Türk ve Müslüman nüfusa karşı yaptıkları
katliamlar, bu bölgelerde can ve mal emniyetini dayanılmaz derecede tehdit
etmeye başlamıştı. Bugün dahi Anadolu da Türk nüfusa ait olup yeni tespit
edilen toplu mezarlar ortaya çıkarılmaya devam etmektedir. Osmanlı bu durumu
engellemek için Tehcir kararı aldı. Yani Ermeni nüfusu yaşadıkları
bölgelerden, farklı coğrafyalara gönderdi. Bunu yaparken geride bıraktıklarını
mallarını kayıt altına aldı. Aynı zamanda Osmanlı Devleti bu süreçte,
yayınladığı genelgelerle Tehcir Bütçesi oluşturdu ve konvoyların
geçeceği güzergâhlardaki devlet görevlilerine, güvenliğin sağlanması için
gereken talimatı verdi. Hatta Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, bu talimata
gereken özeni göstermediği gerekçesiyle Batılı devletlerin de kışkırtmasıyla,
haksız yere idam edildi.
Zannediyorum soykırım iddiasında bulunanların, cevaplamakla
yükümlü oldukları soruları ortaya koyma zamanı geldi.
1- Soykırım yapma niyetinde olan bir devlet neden
insanları bir yerden bir yere taşıma ihtiyacı hissetsin Bulundukları yerde
bunu yapması daha zahmetsiz! ve kolay bir yöntem olmaz mı Bosna, Srebrenitsa
buna bir örnek değil midir
2- Bir devlet soykırıma tabi tutacağı toplum için,
onların yollardaki iaşeleri ve her türlü ihtiyaçlarının imkânlar çerçevesinde
karşılanabilmesi için bütçesinde yer açar mı
3- Bir devlet Ermeni konvoylarına sahip çıkmadığı ve
koruyamadığı gerekçesiyle, bir kaymakamını idam eder mi
1915 te Ermeni çeteler tarafından yapılanlar bir tarafa,
Dağlık Karabağ da devam eden işgal ve Hocalı da yaşanan katliamın etkileri
halen devam ediyorken, soykırım iddialarını anlayışla karşılamak mümkün müdür
Tabi şunu da ifade etmek gerekir. Bu süreçte bir tane Ermeni nin dahi burnu
kanamamıştır demek doğru bir ifade olmaz. Gerek yol boyunca hastalıktan, gerekse
bazı Türk grupların yapmış oldukları saldırılardan dolayı hayatını kaybeden
Ermeniler olmuştur. Bunun sayısı Türk Tarih Kurumu nun verilerine göre 55-60
bin civarındadır. Keşke bu insanlar da böyle bir sona maruz kalmasaydı. Onların
ölümü de elbette önemli bir acıdır. Katledildiği iddia edilen 1,5 milyon Ermeni
sayısı ise hiçbir tarihi ve demografik gerçekliği de yansıtmamaktadır.
Osmanlının o dönemdeki nüfus oranı dikkate alındığında bu sayının kasıtlı bir
şekilde abartıldığı rahatlıkla görülür.
Sizboş verin, AP raporunu, Beyaz Saray dan gelecek açıklamaları. Ektikleri fitne
tohumlarıyla, insanları birbirine düşman eden ve acılar üzerinden fayda
devşirmeye çalışan batılı dostlara! inat, açın Erkan
Oğur&JivanGasparyan dan Sarı Gelin i, Yemen Türküsü nü tarihe bir
yolculuk yapın.