Savaşlar sadece fiziksel
kazanımlar için verilmez.
Asıl kazanılmak istenen zihinsel savaştır!
Dünyanın en güçlü silahı propagandadır. Aksini düşünmek
mağlubiyeti hazırlayan zihinsel bir durumun aşikâr halidir. Mücadele verdiğiniz
her ne varsa vereceğiniz mücadele kendi cinsinden olmak zorundadır. Bu konuda
hemfikiriz kabul ediyorum.
Savaşlar sadece topla tüfekle yapılmaz. Bir savaşın neden
verildiğini anlamak da bir o kadar önemlidir. Savaşlar çıkarların gözetilmesi
esasına göre yapılır. Tek başına bunun yettiğini söylemek mümkün değil. Bu
savaşı önce kendi coğrafyanızın insanına kabul ettirmelisiniz. Bir sonraki
aşaması ise dünya kamuoyuna haklılığınızı anlatıyor olmanız gerekir. Bunu
brifinglerinizle ve haber bültenlerinde işgal ettiğiniz süreyle yapmanız mümkün
değil. Başka haberlerin içinde kaynayacak ve süresi belli bir zaman size bu
gücü vermez. Hem fikri manipülasyon yapabileceğiniz hem de bu işten para
kazanabileceğiniz başka bir mefhum daha var. Adına biz kısaca Sinema diyoruz!
Amerika kaybettiği savaşların hepsini beyaz perdede
kazanmanın derdine düşüyor. Hem kendi insanına, hem de dünyaya en güçlü devlet
olarak kendisini pazarladığı mecradır sinema. Avrupa nın, Afrika ya
yaptıklarından ötürü vicdan emareleri gösterdiği platform da yine sinemadır.
Bebek katili İsrail in soykırım filmleri dünya insanlarının onlara saatler
boyunca acımasına izin verirken, haberlerde iki dakikalığına izlediği pazar
yerinde vurulan 14 yaşındaki genç bir kızın düştüğü yere tebeşirle çizilmiş
resmi sadece yutkunmalarına ihtimal veriyor olabilir. Dev bütçeli filmlerinde
her zaman dünyayı Amerikalılar kurtardığı sürece dünyanın geri kalanının
Amerika nın büyüklüğüne öykünmesi tesadüf değil. Amerika özgürlükler
ülkesidir, Avrupa insan haklarının merkezidir yalanları sadece kültürel
emperyalizmin sonucudur. Gerçekle bir bağı olduğunu söylemek ahmaklıktır.
Böylesi bir silah ve tahribatı aşikârken, bu mefhuma verecek kendi cinsinden
bir cevabımız yoksa neyi başarmaya çalıştığımızı tekrar gözden geçirmemiz
gerekmez mi
Ülkemizde ise bu durum daha vahim bir tablo olarak
karşımızda duruyor. Sistem, ahlakı bozulan toplumdan para devşirme derdine
düşmüş. Kendisine muhafazakâr diyen bir güruh ise kendi sinemasından bahis açma
konusunda korkak! İlk dönem İran ulemasının korku ve endişelerini bizimkiler
hâlâ üzerlerinden atamamış. Şeytan işi görmeye devam ediyoruz sanki sinemayı.
Toplumun hücrelerine hissettirmeden böylesine nüfuz edebilen bir vakıayı yok
saymak bizi içten içe kemiriyor oysa.
Sinemaya merak salanlar için başka bir sorun göze çarpıyor.
Hali hazırda yazılmış bilgileri kaide olarak kabul etmek, konuya uygun yabancı
kelimeleri yerinde kullanmak, herkesin bildiği eskilere halel gelmesin e
uğraşmak, bağımsız sinema konuşup, başkalarının tanımladığı başlıklar dışına
çıkmamak gibi ezberleri görüyoruz. Sinemanın bir güç olduğuna inanıp, kendi
platformlarında Sinema başlığı altında yazacak kendi sineması olmayan
gariplerin halini garipsiyor olmamı garipsemeyin ne olur kırmamız gereken bir
kabuk var. Elzem!
Senede 150 ye yakın film üreten endüstrimiz olduğunu hesaba
katarsak (festival filmlerini saymıyorum) bu filmlerin tek derdinin kapital
sistem içerisine çöreklenmiş yapımcı mahareti olduğunu görürsünüz. Kolay
tüketilen filmler yapmak da bir tercihtir. Fakat eskimeyen filmler yapmak sizi
vasıflandırabilir. Ülkemiz için bu nadir bir durumdan öteye geçememektedir.
Bir film yapmak fikrini bir filmle değişir dünya formatında okumak ayrı bir
melankoli halidir. Sistemli ve zamana yayılmış, işin şeklinden çok mantığı
sorgulanmış işler silsilesine kafa yormaya başladığımızda başlayacak değişim.
Bu nesli kaybettik belki, gelecek nesilleri kurtarmak için çabalama vakti
şimdi!
Yapacağımız işleri kendimizi tatmin için yapmamız da bir
tercih elbette. Fakat bir sistemden bahsediyorsak ve derdimiz sistemi rahatsız
etmekse bunun çözümü Çağrı filmini yeniden çekmeye çalışmak değildir diye
düşünüyorum.
Yeni bir dünya ideali olanların ise görmesi elzem bir
makinadır Sinema ! Fiziki olarak yeni bir dünyanın kurulmasında bir engel yok.
Zihinsel olarak dünyanın bu fikre hazırlanabilmesi ve makul sayabilmesi için
sinemanın kapısını çalmak zaruri olacaktır. Bir kelimenin daha iyi anlaşılması
için cümle içinde kullanmak diye bir tanım vardı ilkokulda. Hatırladınız
değil mi Günümüzün cümle içinde kullanma şeklidir Sinema ! Böyle bir gücü yok
sayarsanız eğer, gelip gelip tıkandığınız yerde neden ilerleyemediğinizi
anlayamamaya, doğru ve insancıl olan fikirlerinizin neden umursanmadığına,
halkın sizi neden anlamadığına üzülmeye devam edersiniz.
Dost acı söyler demiş miydim !
Kalbinizin sahibine emanet olun
Eyvallah!!!