İslam dünyası olarak, “Unutulmaz Yaramız: Keşmir”
Bu yara bugünlerde yeniden kaşınıyor!
Son söyleyeceğim lafı baştan ifade edeyim; olası bir Pakistan-Hindistan savaşından kim kazançlı çıkacak? Pakistan mı? Hayır! Hindistan mı? Hayır!
Kim kazanacak, peki?
Hemen söyleyelim; silah baronları ve emperyalistler.
Daha şimdiden avuçları kaşınmaya başladı bile!
Telefonun başında sırıtarak bekliyorlar ve bu iki ülkeden gelecek silah taleplerini, siparişleri kan damlayan kalemleriyle cesetlerin üzerine yazmaya hazırlar!
ÜMMETİN KEŞMİR YARASI?
Bu konuya özel bir hassasiyet gösteren ve her yıl masaya yatıran ESAM Genel Başkanı Recai Kutan, “İslam âleminin büyük bir bölümünün şu anda tarihinin en kritik ve en badireli bir dönemini yaşamakta olduğunu” ifade ederek şunları dile getiriyor:
* “Keşmir, dünyanın insanlık utancı. Bu hale gelişinin sebebi “kaba kuvveti” ve “menfaati” hak sebebi sayan Batı medeniyetidir. 20. asra kadar, bu batıl anlayışın öncü temsilcisi İngiltere idi. Çünkü üzerinde güneşin batmadığı iddiasında bulunan İngiliz imparatorluğu ve diğer emperyalist ülkeler nereleri işgal etmişse, o bölgelere huzursuzluğu, çatışmaları da yerleştirmiştir.”
* “Bu yanlış Hak anlayışı ile İngiltere, Hindistan’a sözüm ona bağımsızlık vererek ayrılırken o bölgeye de çatışma ve huzursuzluk tohumlarını ekmiş ve Hindistan-Pakistan arasında “Keşmir” ihtilafını doğurmuştur.”
* “İslam âleminin uzun yıllardan beri kanayan yaralarından biri olan Keşmir’deki vahşet ve zulümler, her yıl 5 Şubat günü bütün dünyada anılmaktadır.”
* “Kısaca bilgi vermek gerekirse, Keşmir; Hindistan, Pakistan ve Çin sınırlarında bir dağlık bölgedir. Himalayaların batı ucunun güneyindeki vadi bu adla anılmıştır. 1947’de Britanya’nın sömürgesinden bağımsızlığı kazandığında nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan ibaret olduğundan Pakistan, Keşmir Emirliği’ne ait bu bölgeyi kendisine talep etmiştir.”
* “Keşmir’in büyük çoğunluğunun Müslüman olmasına ve coğrafi konumu itibarıyla Pakistan’a yakın bulunmasına rağmen bir Hindu olan Keşmir Emiri MaharajaHari Singh, Ekim 1947’de Keşmir’i Hindistan’a ilhak ettirerek kendisi de Delhi’ye sığındı. Bunun üzerine 27 Ekim 1947’de Hint güçleri Keşmir’e girdi. Pakistan ve Hindistan arasında arkası kesilmeyen bir savaş başlamış oldu.”
* “Bugüne kadar 100 binden fazla kardeşimiz bu uğurda hayatını kaybetmiş, 10 binden fazla kişi kayıp durumdadır ve kayıpların hayatta olup olmadıklarına dair bir bilgi de bulunmamaktadır. 10 binlerce kadınımız insan onuruna yakışmayan muamelelere maruz kalmış, binden fazla kardeşimiz misket bombalarının hedefi olmuş ve bu yüzden görme yetilerini kaybetmiştir.”
* “Keşmir meselesi sadece Hindistan’ın veya Pakistan’ın meselesi değil, inancımız gereği ümmetin meselesidir.”
* “Emperyalistler sadece kuvvetten anlar ve çekinirler. 15 Haziran 1997’de imzalanan D-8 anlaşmasının ortaya koyduğu prensipler ve hedefler insanlık âleminin barış, diyalog, işbirliği, adalet, eşitlik ve özgürlük özlemine cevap vermek için atılmış önemli ve somut bir adımdır.”
* “Asıl olan hak ile batılın mücadelesidir. Her dönemi dünyayı felakete sürükleyen Nemrut’lar oldu ama hamdolsun ki İbrahimler de vardı. Önemli olan hangi safta olduğumuzdur.”
* “Çözüm Müslüman toplulukların temsilcilerinin bir araya gelerek birlikte yeni adil bir dünya düzenini kurmalarıdır. Gün kendi inancımız ve değer ölçülerimizin etrafında toplanarak insanlığın tek kurtuluş reçetesi olan kendi medeniyetimizi ihya etmektir.”
KOVBOY
Tarih; 1990’lı yıllar…
Kültür eski bakanlarından Gökhan Maraş, bir sinema kanunu teklifi verdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne…
Konu neydi, peki?
Konu şu; özellikle Amerikan filmleri başta olmak üzere, yabancı filmlere kotalar konulması…
Ve bu filmlerden elde edilen kazancın yüzde 25’inin Türkiye’de yatırımlara ayrılması…
O günlerde, bütün dünyayı tekeline almış ABD film firmaları, her gün gelip, Türkiye’de her kademede baskılar yapıyorlardı.
Bunun üzerine ABD Başkanı George Bush’un bizzat telefonla Turgut Özal’ı arayarak yasa teklifinin Meclis’ten geri çekilmesini sağladığı da konuşulmuştu.
Hatta Bakan Gökhan Maraş’ın sırf bu sebeple Bakanlık görevinden alındığı haberleri ayyuka çıkmıştı, o zamanlar.
Benzer bir engelleme ile eski Kültür Bakanlarından Namık Kemal Zeybek’in de karşılaştığını hatırlatayım.
***
Şimdi…
Dikkatinizi çekmiştir; Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) epeydir Amerikan yaşam tarzını yıllarca bizlere resmen örnek gösteren, özendiren ‘Kovboy’ filmlerini ekrandan çekmişti.
TRT, her pazar sabahı saat 09.55’te ekrana gelen kovboy filmlerini (Western Kuşağı) artık yayınlamama kararı almıştı.
Bilmem farkında mısınız;
‘Sığır çobanı’ anlamına gelen ‘Kovboy’ filmleri şimdi yeniden TRT ekranlarında boy göstermeye başladı. “Türk televizyonculuk tarihindeki ayrıcalıklı mirasını devam ettiren, edebiyattan tarihe, resimden tiyatroya, müzikten felsefeye kültürün ve sanatın her alanında sizinle birlikte!” sloganı ile yayın hayatına yeniden merhaba diyen TRT2, bu arada kovboy filmlerini de yayın akışına koydu!
Gerçekten şaşkınlık içindeyim, ne diyeceğimi bilemiyorum!
Amerikan yaşam tarzına meğer ne kadar da ihtiyacımız varmış (!)
O GAZETECİ KİM?
Dün 28 Şubat’tı… 28 Şubat darbesinin yıldönümü. Çok ilginç bir anekdot dinledim; “28 Şubat sürecinin en baskılı dönemiydi. Başörtüsü tüm üniversitelerde yasaklandı. Vakıf üniversitesi olduğu için başörtülü öğrencilere bizim üniversite kısmen müsamahalı bir tutum içindeydi. Bugün hâlâ aktif olarak yazan, özgürlükçü havalarda olan bir yazar tam da o günlerde köşesinde, “Bu üniversitenin ne ayrıcalığı var? Başörtüsü yasağı bu üniversitede neden uygulanmıyor?” diye yazdı. Ne oldu biliyor musunuz? Yasak, bizim okulda da başladı!..” Merak ettim, kim bu gazeteci acaba?