Almanya, Türkiye ile sürekli gerginlik politikasında ısrar ediyor. Bazen koptu kopacak denilen ilişkiler, son anda bir manevrayla toparlanır gibi oluyor ama çok sürmeden yine sıkıntılı bir sürece giriveriyor. Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde en fazla ithalatını Almanya’dan yapıyor. 3 milyondan fazla Türk’ün ikinci vatanı olmuş durumda. Bunlara rağmen Almanya gerginlik stratejisinde neden bu kadar ısrarcı? Asıl sorgulanması, irdelenmesi ve anlaşılması gereken nokta budur.

Öncelikle şunu belirtelim. Almanya öteden beri Türkiye’nin terörle mücadelesine hep mesafeli durdu. Anlamamak için özel gayret sarfetti. Türkiye ile Suriye’de bile karşı karşıya geldi. Patriotları geri çağırma gerekçeleri arasında, Türkiye’nin PYD ile mücadeleye yönelmesi de vardı. Türkiye’nin iç sorunu olarak gördüğü terörle mücadelesinin, kendi topraklarına taşınmasını istemediği gerekçesiyle bu şekilde tavır aldı, almaya da devam ediyor. Ancak Almanya’nın, AB’ye göre de terör örgütü olan PKK ile mücadelesinde Türkiye’yi desteklemek gibi bir hukuki sorumluluğu var. Buna rağmen Almanya, PKK’nın kendi ülkesinde sorunsuz bir şekilde faaliyet göstermesine sessiz kalıyor. Son olarak da Köln’de Fırat Kalkanı operasyonlarını protesto gösterisine izin vererek hakkındaki şüphelerin haklı çıkmasına sebep oldu.

Diğer bir gerekçe de mülteci sorunu. Vize muafiyeti görüşmelerinin akıbetinin ne olacağı henüz belli değil. Bu görüşmelerin ve dayatılan şartların ülkemiz için doğru sonuçlar getirip getirmeyeceği ayrı bir tartışma konusu. Şimdilik bunu bir kenara koyalım. Türkiye, AB tarafından net bir tarih verilmediği takdirde, geri kabul anlaşmasını onaylamayacağını söylüyor. Bundan doğrudan etkilenecek ülke ise Almanya. Bir de mevcut şartlara, AB tarafından 15 Temmuz kalkışması sonrası “Terörle mücadele yasasının değiştirilmesi” gibi bir talep de eklendi. Türkiye ise bunu reddediyor ve özellikle darbe girişimi sonrasını “Ölüm-Kalım Savaşı” olarak nitelendiriyor. Türkiye büyük bir tehditle karşı karşıya kalmış. Aradan bir buçuk ay geçmiş. Merkel daha yeni “Bizim darbeyi kınamamızın doğru ve önemli olduğuna inanıyorum.”diyor. Düşünün şimdi. Daha kınama kararını bile tam olarak içselleştirememişler ama biz onlardan terörle mücadelede fiili olarak destek vermelerini ve bizimle birlikte hareket etmelerini istiyoruz.

Bir diğer konu da, Alman Federal Meclisi’nin geçtiğimiz 2 Haziran’da, 1915 olaylarını “Soykırım” olarak tanıması kararıdır. Detaylara dikkat ediniz. “1915 ve 1916 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere ve diğer Hristiyan azınlıklara uygulanan soykırımın hatırlanması ve anılması.” “Diğer Hristiyan azınlıklar” ifadesi ilginç değil mi? Tartışma sadece Ermenileri kapsamıyor muydu? Almanya bu tavrıyla kendi topraklarındaki Müslümanlarla arasına kalın bir çizgi çekiyor, duvar örüyor farkında değil.

Son olarak ise Alman milletvekillerinin 4 Ekim’de İncirlik’i ziyaret etmek istemeleri yeni bir krizi de beraberinde getirdi. Türkiye “Soykırım” yasasının geri çekilmesini, aksi takdirde bu ziyarete izin vermeyeceğini söylüyor. Peki, Alman milletvekilleri neden İncirlik’e gelmek istiyor? Aralık 2016’da Federal Meclis, İncirlik’te bulunan Alman askeri varlığının süresinin uzatılıp uzatılmayacağını oylayacakmış. Milletvekilleri de bunu yerinde görüp ona göre karar verecekmiş. Alman yetkililer öylesine bir dil kullanılıyorlar ki, sanki Türkiye bağımsız bir ülke değil ve yolgeçen hanı. Canı isteyenin rahatlıkla gelip denetim yapabileceği bir ülke. Sanki izin vermek zorundaymışız gibi bir algı oluşturuyorlar. Bu saatten sonra talepler yerine getirilmeden izin verilirse büyük bir yanlış yapılmış olur. Zaten İncirlik başlı başına bağrımıza saplanan bir hançer gibi hareket ediyor. Varlığı bile sorunken bir de aşağılayıcı bir üslupla muhatap olmak insanı rahatsız etmeye yetiyor.

Almanya bugün AB’nin lokomotifi ise bunda 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden ayağa kalkmasına omuz veren “gurbetçilerimizin” payı büyüktür. Almanya’da yaşayan 3 milyonun üzerinde Türk, bugüne kadar yasalara saygılı olarak yaşamlarını sürdürdüler. Böyle de yaşamaya devam edecekler. Kendi kimliklerini korumak ise en doğal haklarıdır. Bunu entegrasyona direnmek olarak ifade etmek art niyetli yorumlardır. Alman hükümeti, soykırım gibi, çifte vatandaşlığın tartışmaya açılması gibi, terörle mücadelede “görmedim, duymadım, bilmiyorum” tavrı gibi, bazen de Türkiye’nin içişlerine karışmak gibi yaklaşımlardan uzak durmalıdır. Gerginlik politikasının Almanya’ya sağlayacağı bir kazanç yoktur.