“Ne hacılar gördüm, koltuklarından Haç çıktı.” Ziya Paşa 2 asır önce böyle görmüş durumu.

Bizim ülkemiz gerçekten ilginç. Kimin ne olduğu belli değil. Osmanlı döneminden bir örnek. Molla Süleyman!

O kadar dindardı ki, 40 yıl boyunca çevresine hadis ve fıkıh dersi vermişti. Alim ve abid bir zat olarak tanınmıştı. Bu yüzden Bab-ı Ali’de de muteberdi.

Osmanlı bu adama o kadar güveniyordu ki, bölgedeki Kripto Hıristiyanları listeleme görevini ona vermişti.

Bir komisyon kurulmuştu. Komisyonun görevi “Gündüz Müslüman gibi yaşayan, ancak gece olunca gerçek dinine dönen” Kripto Hıristiyanları tespit etmekti.  Ne ki Osmanlı hoşgörü ikliminde kendisi gelip de, “Ben kripto Hıristiyanım” diye itiraf edenler, hiçbir ceza ve yaptırıma uğramayacaktı. Komisyonun başkanlığına da Molla Süleyman getirildi.

Komisyon bir hafta çalıştı. Tam görevi bitecekken, Molla Süleyman “Durun bir dakika!” dedi. “Ben Molla Süleyman, gerçek adım Hristo. Ben de bir kriptoyum” dedi. Bu itiraf da listedeki kayda girdi.  Herkes şoktaydı!

İmdi;

Devlet, Hükümet… Devletteki “Paralelci, FETÖcüleri” tespit edip atmak için komisyonlar kuruyor. Harıl harıl “Paralelci” atıyor.  

Sıkı durun. Saraya en yakın bir büyük bakanlık. Paralelle Mücadele Komisyonu kurdu. Başına ise “Kripto Paralel” koydu. Aynen Molla Süleyman gibi!

Sanırım bu yüzden, “Paralelle alakası olmayan, ya da ucundan kıyısından geçen alt düzey memurlar bir çırpıda atılıyor!”

Şaka gibi değil mi? Ama değil!

BAŞIMIZ DÖNÜYOR!

Diğer ülkelerin büyükelçi ve görevlileri için Türkiye acaba nasıl bir ülke? İşte bir diplomatın tespiti: “Avrupa’da, Körfez’deki diplomatlarımız tırnaklarıyla kazıyarak haber, analiz üretiyorlar. Bizim ise Türkiye’deki gelişen gün aşırı olayları takip edip, ülkemize aktarmaktan başımız dönüyor!”

İşte Türkiye böylesine dinamik, hareketli, mücadele dolu bir ülke. Sanki dünyanın hakimiyet mücadelesi Türkiye’de veriliyor gibi…

TEK MABED BANKA, TEK MABUD ALTIN BUZAĞI!

Bu aralar Cemil Meriç okuyorum. “Ümran’dan Uygarlığa.” Bir bölüme denk geldim. Sanki bugünü anlatmış. Aynen alıyorum:

“Altınçağ ne zaman sona erdi bilen yok. Şairler ezelden beri ümitsiz. Tevrat, korkunç kehanetlerle dolu. Mazide tufan, istikbalde kıyamet. Ve dünya bir gözyaşı vadisi, bir vehim, bir rüya.

Gök sağır, toprak duman, insan zavallı. Gerçeği inkâr, gerçekle savaşın  tek yolu… Tek mabed Banka, tek mabud altın buzağı…”

NEDEN ÜST DÜZEY BÜROKRAT YOK!

Dikkatinizi çekmiştir. Devletteki tasfiyeler yüz bini geçti. Öğretmen, akademisyen, hakim, savcı, polis, asker, memur, hizmetli… Harıl harıl “Paralelci” atılıyor.

İyi de arkadaş, madem “Paralel Yapı” bu kadar devleti sarmış, bunların arasında Bakanlıklarda hiç mi üst düzey bürokrat yok?  Bu ne “Siyasetçi-Bürokrat dayanışması böyle?”

TATİLDE DARBE YÖNETİLEN MESLEK!

Toplumlarda, hemen herkesin yorum yaptığı, erbabını eleştirdiği alan siyasettir. Ne ki  toplumun en üst faaliyet alanı da siyaset kurumudur. Öyle bir meslek alanı düşünün ki, tatilinizi geçirirken bile yaptığınız iş, darbeyi savuşturmak, yönetmek olsun!

Baksanıza, tatile gittiğiniz sözde en boş zamanınızda, ülkenizdeki en kanlı darbeye maruz kalıp, mücadele veriyorsunuz!

İşte siyaset, böyle bir şeydir!

 TV’LERE BOYKOT!

Konu komşudan, çevreden son bir aydır duyuyordum:  En alt düzey, sempatizan kesim bile, “TV’lerden midemiz bulanıyor. Hiç izlemiyoruz” diyorlardı. Sonunda Pensilvanya’dan video geldi. “TV izleyip, kafanızı bulandırmayın!”

Böylece kafamdaki, “TV’leri izleyince ne düşünüyorlar?  Bir travma var mı? Ya da daha da inatlaşma… Veya çözülme var mı?” sorusu da biraz aydınlanmış oldu.

Ne efsunmuş arkadaş böyle! 

ERKEN SEÇİM TÜPTEN ÇIKTI MI?

Geçen hafta, “Kabine değişecek” demiştik. Akşamına Kabine’de mini revizyon geldi. Tam on yıldır çok aktif çalışan Efkan Ala gitti, Süleyman Soylu geldi. Davutoğlu sonrası için  “Çalışma Bakanlığına Müezzinoğlu gelecek” haberlerimiz ise yüz gün gecikmeyle doğrulandı. Ankara kulislerinde bu haftaki hava şöyle: Siyasi ayağa operasyon hızlanacak. Üst kademelere tırmanacak. Gülen, ülkenin yolunu tutacak. “Tüpten çıkan erken seçim” daha çok konuşulacak. Başkenti sizler için izlemeye devam…

EN HIZLI BAŞBAKAN!

Gerçekten de bugünü beklemişler. Pişmiş tavuğun başına gelmeyen bu Hükümetin başına geldi sanki. Tam kırk yıldır uyuyan, “Hoşgörü abidesi Paraleller” onun zamanında tanklı, toplu, jetli kanlı bir darbeye kalktı! Ardından OHAL. PKK, YPG, DAEŞ’iyle topyekün hortlatılan terör. Yurtdışına askeri operasyon. İsrail’le anlaşma… Buna karşın Osman Gazi, Yavuz Sultan Selim köprüleri… İşte size Cumhuriyet tarihinin en yavaş konuşup, en hızlı çıkan Başbakanı Binali Yıldırım!

SUİKAST TİMİNİN ÇANTASINDA NE VARDI!

Cumhurbaşkanını teslim almaya değil, ailesiyle birlikte öldürmeye giden darbeci timin üzerinde bavullar dolusu dolar bulundu. Amaç, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesi, bavullar dolusu dolar ile yurtdışına kaçtı!” görüntüsü verip haber yaptırmaktı. Darbe başarılı olsaydı, “17/25 Aralık’ta ayakkabı kutularından çıkan dolarlar” gibi haberler görecektik. Ancak, Cumhurbaşkanına ulaşamayınca o dolarlar, tarihin en değersiz doları konumuna düştü.  

Buna rağmen, Reuters ve Fransız AFP’ye, “Erdoğan Almanya’dan siyasi iltica istedi” diye haber yaptırılmaktan geri durulmadı. Ancak bütün bu küresel kumpas, Türkiye’nin derin aklına çarptı!