Nüfusu 63 bin civarında olan bu sahil kenti, devasa Beşparmak Dağları'nın eteklerinde ziyaretçilerini ağırlıyor. Şehrin tam merkezinde konumlanan görkemli Girne Kalesi ve hemen yanındaki tarihi liman, Akdeniz'in masmavi sularıyla bütünleşiyor. Dar sokaklara gizlenmiş şirin restoranlar, güneş battığında yerini oldukça hareketli bir gece hayatına bırakıyor. Liman etrafında sıralanan mekanlarda ve dünyaca ünlü işletmelerde sabaha kadar eğlencenin nabzı atıyor.
Doğaya tutkun ziyaretçiler için pırıl pırıl plajlar ve heyecan verici su sporları da cazip alternatifler yaratıyor. Daha sakin bir gün geçirmek isteyenler ise limandan hareket eden günübirlik tekne turlarına katılarak gizli mağaraları keşfedip, koylarda yüzme molaları verebiliyor. Birçok tatil beldesine kıyasla son derece bütçe dostu olan bu şehri yüzeysel gezmek için bir iki günlük bir plan kafi geliyor. Ancak deniz, kum ve muazzam günbatımının tadını doyasıya çıkarmak niyetindeyseniz, buraya en az bir veya iki hafta ayırmanız gerekiyor.
Başkentte Geçmişe Yolculuk
Adaya adım attığınızda Girne'ye kolayca ulaşmak için geçeceğiniz başkent Lefkoşa da eşsiz duraklara ev sahipliği yapıyor. Tarihe meraklıysanız Gotik mimarinin en çarpıcı örneklerinden St. Sophia Katedrali iken sonradan camiye çevrilen Selimiye Camii'ni mutlaka görmelisiniz. Yılın her mevsimi ziyaretçi akınına uğrayan bu görkemli yapının ardından, Osmanlı döneminin muazzam eseri Büyük Han'a geçebilirsiniz. Burada yöresel el sanatlarını inceleyip alt kattaki lokantalarda soluklanabilirsiniz.
Çevresi mağaza ve restoranlarla dolu olan kentin kalbi Sarayönü, yani Atatürk Meydanı'nda gezinirken fotoğraf karelerinizi süsleyecek Venedik Sütunu karşınıza çıkacak. Adanın uzun süre ticaret merkezi olduğu o dönemlerden miras kalan bu sütun, tarihin canlı bir tanığı konumunda. Yine 1567 yılında Venediklilerce inşa edilip sonrasında Osmanlı'nın isyanları gözetlemek amacıyla kullandığı Girne Kapısı, başkentin görülmeye değer tarihi yerleşkeleri arasındaki yerini koruyor.





