GEÇTİĞİMİZ ay Milli Gazete’nin 43’ncü yılı kutlandı. Bu konuda çeşitli etkinlikler yapıldı.
Lazım gelirdi ki, biz de bu konuda dağarcığımızdakileri köşemizde paylaşalım. Lakin yoğun gündem sebebiyle buna fırsat bulamadık.
İşte bu gün Allah Dostu Erbakan kitabımızda da yer alan Milli Gazete ile ilgili bazı anekdotları anlatmak istiyoruz.
Osman Akgün’ün anlattıklarına göre Erbakan Hocamız, kendisini ziyarete gelen teşkilat mensuplarına sık sık şöyle derdi:
“Milli Gazete’yi mutlaka okuyun. Bakın Milli Gazete’nin en kıymetli yeri neresidir, ben size söyleyeyim. Gazetenin en kıymetli yeri Ramuz El Ehadis köşesidir.”
Sultan Baba ismiyle bilinen İhsan Tamgüney Hazretleri’nin sık sık yanında bulunanlardan Hayati Otyakmaz diyor ki:
“Ziyaretine gelenlere bir Milli Gazete ve bir de sabun hediye ederdi:
-Sabun ile maddi kirlerinizden arının, Milli Gazete ile de manevi kirlerinizi temizleyin!
Derdi.
Yine şu sözleri biz ondan duyduk:
-Bir insanın sağlamlığını ölçmek isterseniz, Erbakan Hoca’ya dost mu, düşman mı olduğuna bakın! Erbakan Hoca’yı seviyor ve ona itaat ediyorsa o insan güvenilir ve muteber bir insandır.”
Muhittin Hamdi Yıldırım anlatıyor:
“1986 yılının sonları idi. Biz Medine-i Münevvere’de üniversite öğrencisi idik. 70-80 öğrenci olarak Beşir Ahmet Lisesi’nde kalıyorduk.
Hattat Mustafa Efendi diye Türkiye’den gidip, Medine-i Münevvere’ye yerleşmiş muhterem bir zat vardı. Sık sık görüşür ondan feyz alırdık. Erzurum Kongresi’ne katılanların meşhur bir resmi vardır. O resimde Mustafa Kemal Paşa’nın sağ tarafındaki Erzurum müftüsünün talebesi imiş. Hattat Hocamız Erbakan Hocamızı bize sevdiren insandır. Biz onu tanıyorduk, biliyorduk ama onu çok daha sevmemizin sebebi Hattat Hoca’nın derslerinde Erbakan Hoca’dan sürekli bahsetmesidir. Onun yanında Erbakan Hoca’nın aleyhinde söz söyleyen kim olursa olsun:
-Defol buradan! Git önce imanını tazele!
Diye kovardı. Timurtaş Uçar Hoca’nın ve Erbakan Hoca’nın bantlarını çoğaltır, bize ve Türk işçilerine sürekli ulaştırırdı. Bir eğitim merkezi idi orası. Bir tebliğ merkezi ve Ehli Sünnet üzerine de çok ciddi çalışmaları vardı, siyaset konusunda da. O üniversite hocası değildi, öylesine gelirdi. Hocamız orada ticaret yapardı. Aylar sonra da olsa gelen Milli Gazeteleri tarih sırasına koyar, tek tek okurdu. Bize derdi ki:
-Eskiden evliya hasırın üzerinde Mısırı seyrederdi, haber alırdı. Bu zamanın evliyası, Milli Gazete’yi okuyandır!”
Hasan Aksay anlatıyor:
“Milli Gazete’nin başlığı altına ‘Hak Geldi, Batıl Zail Oldu’ cümlesini Erbakan Hoca yazdırdı.”
Mürsel Başer anlatıyor:
“1973 yılında Sarıkamış’ta muvazzaf astsubay olarak orduda görev yaparken, o yıl yapılan seçimlerde el altından Milli Selamet Partisi için çalıştık. Seçimler bitti 3800 oy aldık ve bir milletvekili çıkarmış olduk. Milli Gazete sayısını da Sarıkamış’ta 156’ya çıkardık.”
Hasan Aksay anlatıyor:
“1.Milliyetçi Cephe Koalisyonu zamanında bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapılıyordu.
Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel toplantıya başkanlık ediyor, sağında Milli Selamet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan, solunda Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Alpaslan Türkeş ile Cumhuriyetçi Güven Partisi Genel Başkanı Turhan Feyzioğlu vardı. Ben Devlet Bakanıyım ve diğer bakanlar da hazır bulunuyordu.
Milli Gazete’de yazar Selahattin Eş, 2.Abdülhamid Han’ı metheden bir yazı yazmış.
Turhan Feyzioğlu gündem dışı söz aldı. Elinde Milli Gazete vardı:
-Demokrasi düşmanları sadece dışımızda bulunmuyor ki İçimizde de düşmanlar yok mu Bakın şu Milli Gazete’ye. İşte Hasan Aksay’ın gazetesi. Bakın şurada bir yazar Abdülhamid’i methetmiş. Bu nasıl bir iş İçimizde hainler var, demokrasi düşmanları var!..
Diye konuşmayı sürdürmek istedi. Biz ayağa fırladık. Bizi tutuyorlar, biz fiili harekete geçmek istiyoruz, ortalık karıştı. O arada Erbakan Hoca yumruğunu masaya bir vurdu, masadaki bardaklar, tabaklar devrilip yerlere saçıldı. Bir şangırtı, bir gürültü. Hoca bağırıyordu:
-Bre Mason!... Sen kim oluyorsun da İslam’a hakaret ediyorsun!.. Biz burada varken İslam’a kimse hakaret edemez!.. Senin haddin değil, çünkü artık burada biz varız!..
Masaya bir iki yumruk daha vurdu. Herkes şaşkın, Demirel de şaşırmış vaziyette. Her yumruk vuruşunda:
-Bre Mason!..
Diye Feyzioğluna bağırıyor… Ortalık karıştı. Kavga için atak yapıyoruz, bizi tutuyorlar falan! Adalet Partili Bakanlar bizi engellemek için, Milliyetçi Hareket Partili Bakanlar Feyzioğlu’nu engellemek için uğraşıyorlar. Söz istiyoruz, Demirel söz vermiyor! Sonunda İhsan Sabri Çağlayangil’e söz verdi.
Çağlayangil bir buçuk saat kadar şahane bir konuşma yaptı. Söz arasında:
-Beyler burada aramızda hain mi var Nereden çıkarıyorsunuz Aramızda demokrasi düşmanı mı var, Cumhuriyet düşmanı mı bulunuyor Sayın Feyzioğlu, bunları nereden çıkardınız da bu toplantıda dillendiriyorsunuz Aramızda böyle kişiler mi bulunuyor
Diyerek Feyzioğlu’na verdi veriştirdi. Biz de bilenmişiz, her birimiz söz alıp o adama haddini bildirmek için hazırlandık. Ama Çağlayangili’in sözleri biter bitmez, Demirel dedi ki:
-Oturumu kapatıyorum!
Bakanlar kurulu bu olaydan sonra bir daha toplanamadı ve erken seçime gidildi.”
43 yıl Milli Gazete’nin şeref levhaları ile dolu.
Milli Gazete bugün yine gündem belirleyen, mihenk taşı görevini yapan, basının deniz feneri olan gazetemizdir.
Kirletilen, bulandırılan, zehirlenen ortamlarda Milli Görüş sevdalılarının panzehri olma görevine devam ediyor.
İnşaallah nice 43 yıllar bu görevini devam ettirecek.
Milli Görüşçüler!
Var mısınız, bir hamle yapalım ve her gün 1 yerine 2 Milli Gazete alalım ve bir kardeşimize verelim, ya da bir kahvehaneye bırakalım!
Meşguliyetimiz hep Hakk olsun!
MEŞGULİYET
Yoksa meşguliyet alanında Hakk,
Seni meşgul eder batıl, muhakkak!..