İktibas (Alıntı),

İstilham (Esinlenme),

İntihal (Aşırma)…

Yazın dünyası, bu üç kelimeye ziyadesi ile aşinadır. Kalem işçisi ille de iktibaslarla yazılarını zenginleştirecek, istilhamlarla renklendirecek ama intihalden titizlikle uzak duracaktır.

Ne yazık ki bilhassa akademik çevrelerde intihal oldukça yaygın. Uyanık akademisyen; mal bulmuş mağribi gibi başkasının eserinden okkalıca bir metni, hazırladığı teze yerleştirip kaynak belirtmemeyi marifet bilmekte.

Fakat edebiyatçılarımız da, geçmiş asırda bu günahı işlemekten uzak kalamamışlardır. Halid Ziya Uşaklıgil, “Kırk Yıl” isimli eserinde bu konunun vahametini ortaya koyar: “İktibas ve istilham denen hududu aşarak doğrudan doğruya bir yabancı muharririn kitabını alıp nasıl anlaşıldıysa, nasıl naklolunabilirse öylece Türkçeye çevirmek ve bunun bir tercüme olduğuna delalet edebilecek bir kelime bile söylememek ki buna edebi lisanda intihal derler, eğer meydana çıkarsa. Çıkmazsa bu, aşıranın lehine kaydolunacak bir kazançtır. Şiir lisanında daha sarih bir tabirle bu işin adına sirkat (hırsızlık) demişler, hatta: Sirkati şi’r idene kat’ı zeban lazım (şiir hırsızlığı yapanın dilini kesmek lazım) diye bir hüküm bile vermişler. Fakat cürm-i meşhut (suç işlenirken) kolay kolay tespit edilebilir mi ki, buna cesaret edenler bulunmasın ”

İntihal gibi bir hırsızlıkla; yakın dostlarının haşır neşir olması, Halid Ziya’yı derinden yaralar:

“Bir gün elime küçük bir kitap geçti, iki hikâyecikten müteşekkil bir kitap. Bunları zaten okumuş gibiydim. Nerede Kimde Bu sualler hep zihnimi tırmaladı durdu, nihayet birdenbire beynimde sanki bir kibrit çakıldı ve geçici bir ziya arasında bir isim okudum: Tanınmış bir Fransız hikâyecisinin adı…

Tabii müterciminin kim olduğunu söylemeyeceğim; zaten kitapta ne mütercim, ne müellif deniyordu, belki de tercüme olduğunun işaret edilmemiş olması sadece bir dalgınlıktan, bir unutmadan ibarettir.”

Fakat Uşaklıgil’in dalgınlık gördüğü intihal vak’aları, bununla sınırlı kalmamış; bu kez bir dostunu suçüstü yakalamıştır: “Bir gün dostlarımdan birini görmeye gitmiştim. Hizmetçi ziyaretimi haber verirken aynı zamanda kapıyı ardına kadar açarak beni çalışma odasına koydu; bu usule aykırılık o derece çabuk bir hareketle oldu ki, masasının üzerine abanarak yazı ile meşgul olan dostumun önündeki kâğıtları ve onların arasında bir Fransızca kitabın kopuk sayfalarının, bu arada ciltten ayrılmış kapağını telaşla kapayıp tamamen örtmesine vakit kalmadı. Saklanmak istenen bir şeyi görmemek, görmemiş olmak en basit zarafet kaidelerinden olduğu için biraz uzağa oturarak ve kapağın üzerinde kitabın celi hatla yazılmış başlığını fark etmemişçesine başka tarafa bakarak bir daha yazı masasına göz atmamak için gayret ettim.

Uzun bir müddet sonra keşfimden bihaber olan ve bugün ebedi uykusunda ondan gene haberdar olmayacağı düşünülebilen dostumun bu kitabı yayınlandı. Bunun mevzuu ve tertibi o Fransızca kitaptan alınmakla iktifa etmemiş en güzel parçaları fasıl fasıl ondan aynıyle tercüme edilmişti. Dostumun bu eseri edebiyat âleminde büyük bir muvaffakiyet çalkantısı yaptı. Bundan hiç kimseye bahsetmedim.”

İntihal bugün de edebiyatçıların başının belası. Geçen gün okuduğum hikâye kitabının, ünlü bir yabancı yazarın eserini çağrıştırdığını görünce,  “acaba bu kadar mı benzerlik olabilir” diye düşünmeden edemedim.