Dört inanmış adamdılar; Ali Haydar Haksal, Osman Bayraktar, Alim Kahraman ve Mustafa Çelik.
Arzu ettikleri şuydu; şöyle aklı başında, uzun yıllar devam edecek, uzun soluklu, istikrarlı, adeta okul olacak bir aylık edebiyat dergisi…

Bu amaçla, bu dörtlü Ali Haydar Haksal’ın evinde toplandılar. Ve düğmeye bastılar.
İsim babası İlhan Kutluer oldu. Rahmetli, Cahit Zarifoğlu da ekiple birlikteydi.
Doğumu böyle gerçekleşti, Yedi İklim dergisinin.

Gerçekten de uzun soluklu bir edebiyat dergisi oldu; Yedi İklim dergisi.
O kadar ki, kuruluşunun 35. yılını idrak ediyor…

Rahmetli Rıfkı Kaymaz’ın çıkardığı Kültür-Edebiyat Dergisi’nin Yayın Kurulu’ndaydım, üniversite yıllarında. Edebiyatla ilgimi, yakınlığımı hiç kaybetmedim. Şunu rahatlıkla ifade etmem gerekir ki; bir edebiyat dergisini neredeyse yarım yüzyıl -ilgiyi kesintisiz devam ettirmek suretiyle- yaşatmak öyle hiç de kolay bir şey değildir!

Bu manada, başta Ali Haydar Haksal ve ailesini, Yedi İklim dergisine emek veren diğer isimleri gönülden tebrik etmek istiyorum.

Yukarıda değindiğim ‘okul olma’ niteliğini de hakkıyla yerine getiren bir edebiyat dergisi oldu, Yedi İklim. Bugüne kadar yüzlerce isim, bu derginin sayfalarından neşet ederek farklı mecralarda kendilerine önemli yerler edindiler…
***


Epeydir planlıyordum… Ama bir türlü denk gelmiyordu.
Önceki gün, Üsküdar’da, Mihrimah Camii’nin hemen bitişiğinde yer alan Yedi İklim dergisinin yeni mekânını ziyaret ettim. Hayırlı olsun temennilerimizi ilettik. Ali Haydar Haksal abimizin çayını içtik, hatırını sorduk, hoş sohbetinden istifade ettik.

Ali Haydar abi, erinmedi, tüm katları gezdirdi, yapılan faaliyetleri uzun uzun anlattı. Duvarlarda asılı, kendisine ait gravürlerle alakalı bilgiler verdi.

Ama benim asıl dikkatimi çeken, Ali Haydar Haksal’ın kişisel hayat çizgisindeki zaman zaman hüzünlendiren, bazen düşündüren ama çokça duygu yüklü/yoğunluklu, etkili öyküsüydü. O gravürlere bakarken, bu hayat çizgisinin camdaki yansımalarını hissettim, hep!

Bu öyküden de biraz bahsetmek istiyorum; zira, Ali Haydar Haksal’ı dinledikçe, benim de çok sık karşılaştığım, eli nasır tutan, yoksul ama zeki, inançlı, vatanını milletini seven, Anadolu kokan o gençler geldi, gözlerimin önüne…

YETİMDİ, BİRİNCİ DERECEDE AKRABASI YOKTU!

Bundan tamı tamına 54 sene önceydi… 1960’lı yılların sonu.
İmam hatip ortaokuluna 17 yaşında, dedesinin öğrencisi Sofi amcanın (Süleyman Güler’in) desteğiyle kaydolduğunda esasen tam bir delikanlıydı!

Bir ortaokul talebesi olarak daha ilk günden itibaren kendisini kitaplara adamıştı, Ali Haydar Haksal. Öyle ki, okul kütüphanesindeki kitaplar yetmemeye başlamıştı.

Daha küçük yaşlarda yetim kalmıştı. Abisi on bir yaşında, kendisi dokuz yaşında, en küçükleri Müstakim Haksal bir buçuk yaşlarındaydı. Amca, hala, dede, babaanne gibi birinci dereceden akrabası da yoktu. Bir annesi, bir de beş erkek çocuk...

Ali Haydar Haksal, ortaokuldayken annesine gelen fitre, zekât ve sadaka paralarını kendisine harçlık yapar, aynı zamanda kitap alırdı.

Kitap okuma ve kitap alma sınırsız bir tutkuya dönüşmüştü. Tatillerde köye döndüğünde valizi ve kolisi kitapla doluydu. Elâzığ’da bir akrabası, Yasin dayısı vardı. Bir kısım kitapları da orada kalmıştı.
***
Erzurum Edebiyat Fakültesinde okurken yazları da İstanbul’da Perşembe Pazarı’nda inşaat malzemeleri satan, dedesinin talebesi, Sofi amcanın oğlu Mustafa Güler’in yanında çalışırdı. İnsanları, toplumu bir bakıma hayatı burada öğrendi.

İstanbul’dayken kendisini çeken, kendisine çeken bir diğer mekân da kuşkusuz sahaflardı… Çok kitap alıyordu, bir yandan da okuyordu.
***
Üniversite bittikten sonra İstanbul Üsküdar’a yerleştiler. Abisi ve kardeşleriyle birlikte ticarete başladı. Fakat Ali Haydar Haksal, ticari hayatta hep geride durdu. 90 metrekarelik bir dükkânda yazılarıyla ve dergiyle ilgilendi. Konferanslara koşturdu, siyasal faaliyetlere iştirak etti.

40 BİN KİTAP, 500 TAKIM DERGİ!

Yedi İklim dergisi zor şartlarda, 90 metrekarelik bir alanda ama aynı oranda samimi ortamda serüvenine devam ederken bir gün Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, ziyarete geldi; “Hocam, bu kitapları bir yere yerleştirelim!”

Süreç böyle başladı…
İbrahim Usul ile kardeşi Müstakim Haksal’ın uzun koşturmacaları, görüşmeleri ve temasları sonucunda, Mihrimah Sultan Camii yanında, sıbyan mektebi hocalarının kaldığı tarihi bina, restore edilerek Yedi İklim dergisinin yeni mekânı olarak tahsis edildi.

An itibarıyla 40 bin kitap, iki bine yakın çeşit dergi, 500’ü aşkın takım dergi var, Yedi İklim dergisinde.
Bu kitapları elleriyle topladı, Ali Haydar Haksal. Arada birkaç da bağış oldu.

Dergi çevresinde bulunan gençler, AGD’li gençlerin büyük katkısıyla kitaplar taşındı ve yerleştirildi.
Kardeşi Ahmet Tahir, hem derginin hem de kütüphanenin asıl yükünü çeken isim.

DİJİTALLEŞME ÇAĞINA AYAK UYDURMAK!

Elbette çok güzel bir kültür, edebiyat merkezi olmuş, Yedi İklim dergisi.
Sohbetler yapılıyor, kitap kritikleri gerçekleştiriliyor, gençler burada yeni ufuklar kazanıyor.
Derginin katlarını gezdirirken Ali Haydar Haksal abinin heyecanını görmeliydiniz! Sanki, 17’lik delikanlıyken duyduğu coşkuyu yaşıyordu; kitapları raflardan indiriyor, sayfalarını gösteriyor, izahlar yapıyordu. Heyecan ve coşku… En çok sevdiğim kelimelerden ikisi…
***
Elbette atılması gereken bir adım, bu kitapları ve dergileri dijital ortama taşımak… Yani, dünyanın bir ucundan da bu dergilerin içeriğine ulaşmak mümkün olmalı. Tabii, imkân meselesi… Bu da bir gün olur inşallah.