Yıllarca konuşuldu; Turgut Özal’ın Başbakanlığı sırasında üzerinde nüfuz sağlayamadığı, etkili olamadığı birkaç kurumdan biri de oydu; Dışişleri Bakanlığı.

Yıllarca yazılıp çizilenlere bakıldığında, bazı devlet kurumlarında olduğu gibi “babadan oğla, Paşa’dan torunlara” geçen bir sistem vardı Dışişleri Bakanlığı’nda.

Kimse de bu “kast sistemi”ni delemiyordu.

Hindistan’da uygulanan sistemin benzeriydi…

Adeta “monşer” yuvasıydı.

“Mülkiye”li kaynıyordu.

“Tek parti dönemi”nin en aşılmaz kalesiydi Dışişleri Bakanlığı.

Statükocu CHP zihniyetinin 1 numaralı kalesiydi.

Gelişmenin, genişlemenin önünde aşılmaz bir duvardı, bu Bakanlık.

***

Bütün bunları neden yazdım

Şunun için;

Geçtiğimiz hafta içinde çok ilginç bir gelişme yaşandı.

Daha doğrusu TBMM’de çok ses getirmesi beklenen bir yasa tasarısı görüşüldü.

Bu çalışma, Gezi Parkı protesto gösterilerinin arasında kaynayıp gitti…

Ne mi

Dışişleri Bakanlığı’na eleman alma usul ve yönteminde yapılacak değişiklik…

İktidar partisi AKP’nin TBMM’ye verdiği ve alt komisyonda görüşülmeye başlanan torba yasa, Dışişleri Bakanlığı’nda üst düzey yönetici olmak için meslekten diplomat olma zorunluluğunu kaldırıyordu.

Çok önemli bir değişiklik daha planlanıyordu;

 Dışarıdan atanan büyükelçilerin görev bitiminde merkez teşkilatında görev almalarına imkân tanınacaktı…

Tasarı yasalaştığı takdirde, Türkiye’nin dış siyaseti monşer olmayan “diplomatlarca” da yürütülecekti.

Bu, nereden bakılırsa bakılsın, Türkiye’de taşları yerinden oynatacak, statükonun adeta belini kıracak, bir türlü girilemeyen kalenin yerle bir edilmesini sağlayacak bir adımdı.

 Beklendiği gibi, düzenlemeye CHP şiddetle karşı çıktı.

Zira CHP’nin borusunun öttüğü bir yapı bozulmak üzereydi.

TBMM Plan Bütçe Alt Komisyonu bu düzenlemeyi saatlerce görüştü.

İtirazcı CHP’li Dışişleri ve Plan Bütçe Komisyon üyelerine MHP ve BDP’li üyeler de destek çıktı.

TBMM Dışişleri Komisyonu Sözcüsü Osman Korutürk, attığı twitlerle yasa tasarısının Meclis gündeminden çıkarılmasında en büyük pay sahibiydi.

Korutürk twitlerinde şunları ileri sürmekteydi:

“Dışişlerini kariyer olmaktan çıkarıp diplomat olmayanların Bakanlık üst yönetiminde görevlendirilmelerine kapı açan tasarı tali komisyon olarak Dışişleri Komisyonu’na gönderildi. Komisyon Başkanı Volkan Bozkır ve AKP’li üyeler bu vahim yasa tasarısına arka çıktılar. Konunun peşini bırakmayacağız!”

Tasarının torba yasadan çıkarılmasından sonra zafer çığlığı atan yine kendisiydi:

“Plan Bütçe Alt Komisyonu Dışişleri’nin kariyer sistemini bozan yasayı bu akşam tasarıdan çıkardı. Komisyonun tüm değerli üyelerini kutluyorum.”

***

Bütün bu süreçte AKP’li Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır nasıl bir tavır sergiledi, çok merak ediyorum.

Daha fazla merak ettiğim husus şu; AKP’li bir komisyon üyesi de muhalefetin eleştirilerine hak vererek tasarının geri çekilmesinde etkili oldu.

Kimdi bu AKP’li milletvekili

CHP şiddetin yanında mı, karşısında mı

Gezi Parkı protesto gösterilerinde neler yaşandı

291 işyeri tahrip edildi.

271 özel araç kullanılamaz hale geldi.

116 polis aracı, 41 ambulans pert oldu.

Biri CHP binası olmak üzere 14 parti binası zarar gördü.

Toplam zarar 140 milyon lira.

Bu bir şiddet mi

Hiç tartışmasız şiddet

Peki, tüm bu gösteriler ve şiddet devam ederken ana muhalefet partisi CHP ne yaptı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu sözlerine bir kulak verelim, ardından bir sorum olacak;

“Gezi olayı aslında baskılanan bir toplumun patlamasıdır, bardağı taşıran son damladır Gezi olayı… Bu, sadece bir parka sahip çıkmanın ötesinde bir olaydır. Dünyada yankı buluyorsa, dünya bu olayı sahipleniyorsa, çağdaş dünya sahipleniyorsa, bunun bir anlamının olması gerekir. “

***

Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis Grup toplantılarında ve diğer platformlarda her defasında Gezi Parkı protesto gösterilerini desteklediğini, göstericilere saygı duyduğunu ifade etti.

Tüm bunlar kayıtlarda mevcut.

Peki, şunu sormak gerekmez mi;

Ey Kemal Kılıçdaroğlu, Gezi Parkı göstericileri bu kadar şiddet eyleminin içinde bulundular. Partiniz, bu şiddetin yanında mı, karşısında mı

Bir sorum da yargıya.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, şiddetle bu denli yan yana gözüken bir siyasi parti/partiler hakkında neden gereken adımı atmaz

Metal yorgunluğu

Metal yorgunluğu nedir

Ana Britannica’ya göre “metal yorulması” şu anlama geliyor:

“Metal yorulması, makinelerde, taşıtlarda ya da yapılardaki metal parçaların yinelenen gerilimlerin ya da yüklerin altında giderek dayanımını yitirmesi ve aslında dayanabileceğinden çok daha zayıf son bir gerilimin etkisiyle çatlayabilecek ya da kırılacak duruma gelmesi. Metal yorulması daha 19. yüzyılın başlarından beri bilinmekle birlikte bu olguya ilişkin ilk ciddi araştırmalar 20 yüzyılın ortalarına doğru başladı ve özellikle 1954’te İngiliz `Comet’ jet yolcu uçağının basınç kabinlerinin yarılması üzerine hızlandı.

1970’lerde, olayın nasıl geliştiği henüz tam olarak anlaşılamamışsa da, deneysel yollarla yorulmanın üstesinden gelecek teknikler geliştirildi. Yorulmaya dayanıklı metaller bulundu ve çeşitli yeni yüzey işlemleriyle bunların dayanımı daha da artırıldı. Bu arada uçak vb. taşıtlarda yorulmaya yol açan gerilimleri en aza indirgeyecek yeni tasarımlara geçildi.”

İyi de ben ne demek istedim ki, şimdi!

NOT: Bugün 24 Haziran 2013, Pazartesi...  İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda herkes ayrı telden çalıyor. Temmuz 2013’e kadar umutsuz son bir maraton daha başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile, “Görülüyor ki, yeni Anayasa olmayacak!” dedi. Dubakalin’olacak Takipteyiz…