İki tür insan vardır: Düşünen, aklını kullanan ve soru sorabilen insan ve körü körüne taklit eden, aklını kullanmaktan kaçınan insan… Rabbimiz ayetlerinde sık sık akletmiyor musunuz der ve insanı düşünmeye, hakikatle buluşmaya teşvik eder. “Andolsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (Enbiya Suresi-10).

Akletmek ve hakikati aramak aynı zamanda tahkik etmektir. Yanlış olan bir davranışı körü körüne taklit etmek ise basiret körlüğüdür. “Allah’ın indirdiğine uyun denildiği zaman onlar hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu bulamamış idiyseler…” ( Bakara, 170).

Taklit öğrenme yöntemlerinden biridir. Ancak bir davranışı taklit ederken akıl ve irademizi devre dışı bırakamayız. Aksine olayı zihnimizin süzgecine koyar ve burada adalet terazisinde tartar, vicdan testinden geçirir sonra seçimimizi yaparız. Edindiğimiz malumatları ve gözlemlediğimiz olayları iman ve aklın süzgecinden geçirmeden taklit etmek ise bizi değer kaybına uğratacak ciddi bir sorundur.

Peki, toplumun genelini dikkate aldığınızda körü körüne taklidi reddeden ve bilincini uyanık tutan kaç kişi çıkar sizce? Sanırım bu kişiler bir elin parmakları kadar azdır. Zira artık doğru yaşayan değil maddi gücü elinde tutunlar taklit ediliyor. Doğru olan, hak olan değil seslerini yükseltenler taklit ediliyor.

Rabbimiz Hac Suresi’nde akleden kalpler ifadesini kullanır. Âlimler, akleden kalpler ile Rabbimizin hakikati kavrama yetisini kast ettiğini açıklarlar. Buna göre akleden kalp iyi olanla kötü olanı ayırt eder ve tavrını doğrudan yana koyar. İşte bu kişi Allah’a hakkıyla iman eden samimi kişidir. Bir olayı ya da bir kişiyi körü körüne taklit eden gafil kişi değil midir.